Eşref Bey Hikayesi Varyantları ve Özetleri


 
 
 

Eşref Bey Hikayesi: Varyantları, Varyantların tanıtımı ,
 

Kars Varyantı geniş özeti

Tespitlerimize göre, Eşref Bey Hikâyesinin beş varyantı bulunmaktadır. Bu varyantların birincisi esas metin olarak da kabul ettiğimiz Kars varyantıdır. Diğerleri ise inceleme sırasına göre Yrd. Doç. Ali Berat ALPTEKİN’’in Erzurum’da Behçet Mahir’den derlediği varyanttýr91 Üçüncüsü ise gazeteci yazar, Ahmet ÖZDEMİR’’in 1975 yılında Sivas’ın Kayadibi nahiyesine bağlı Çongar köyündeki âşık Hasan Kalputcu’dan derleyerek lisans tezi olarak hazırlanan derlemesidir92 . Dördüncü varyant ise Yrd. Doç. Dr. Doğan Kaya’nın 1992 yılında, Sivas, merkeze bağlı Savcun Köyü’nden Noksanî mahlaslı Ahmet Turan Ünal’dan yaptığı derlemedir. Beşinci varyant ise Erzurum’da lisans tezi olarak Şenkaya Halk Hikâyelerinden Derlemeler içerisinde Eşref Bey Hikâyesi de vardır.

1. KARS VARYANTI: V1

Kars varyantını 1983 yılında Karslı âşık Şeref TAŞLIOVA 1983 yılında yine Kars’ın Akyar köyünden Akyarlı Bayram Köroğlu’ndan derlemiştir. Akyarlı âşık Bayram Köroğlu hikâyeyi banda anlatmıştır. Yrd. Doç. Dr. Doğan KAYA kaseti Şeref Taşlıova’dan alıp yazıya aktarmak üzere ve diğer varyantlarla mukayese yapabilmek için bana vermiştir. Tezde diğer varyantlar içerisinde en güzeli ve tafsilatlısı olduğu için bu varyant hem metin olarak, hem de ana hikâye olarak kabul edilmiştir.

Akyar köyü, Kars’ın Sarıkamış ilçesi Selim kasabasına bağlı bir köydü. Selim daha sonra Kars’ın başka bir ilçesi olmuştur.

Şeref TAŞLIOVA’YLA görüştüğümüzde hikâyeyi anlatan Bayram Köroğlu’nun İzmir’e göçtüğünü ve henüz hayatta olduğunu söylemişti (1993). B.Köroğlu hikâyeyi anlattığında (1983) 70 yaşlarındaymış.

Bu varyantların hepsini ve Kars varyantını da değerlendirdiğimiz zaman bu varyantların hepsinin dayandığı bir Azeri varyantı olması gerektiği ortaya çıkar. Fakat şimdilik Azerbaycan’da böyle bir varyantın tespit edilip edilmediğini bilmiyoruz.

V1 gerek anlatım, gerek manzum kısımlar, gerek olaylar, gerekse estetik yönü itibariyle diğerlerinden çok daha ilgi çekicidir. Tasvirler, olayların sıralanışı, şiirlerin diğerlerine nazaran biçim yönünden daha doğru oluşuyla da dikkati çeker.

Anlatıcının ustalığı hikâyeye ayrıca bir güzellik katar. Anlatım estetiğine çok dikkat edilmiş, kişi ve doğa tasvirleri başarıyla yapılmıştır.

“ ... Kutnu döşek, kutsa yastık, kutnu yatak, yatağın içinde, bülbülün sesi güle düşen gibi, o güzel sırmalar gölün içinde çimen gibi, o siyah zülüfler halının argacı gibi, bin bir renk yastığın işlemeleri arasında dolaşmış “. Metinden aldığımız bu parçalar bile anlatıcının güzel üslubunu ve kişisel anlatımının ayrıcalıklı güzelliğini ortaya koyar.

Buna rağmen anlatıcının kısım yerleri unuttuğu veya atladığı olayların seyrinden anlaşılır. Söz gelimi V1’deki Irak macerasının bu varyantta da olmasını gerektiren kısımları vardır.

Bazı aksamalara rağmen bu varyant diğerlerine nazaran manzum ve nesir kısımları daha muntazamdır.

 

2. BEHÇET MAHİR VARYANTI: V2

Erzurum’da Behçet Mahir’den Yrd. Doç. Ali Berat ALPTEKİN derlemiştir. V1 ‘e nazaran daha kısa ve sadedir. Bu varyantta manzum kısımlar bulunmamaktadır. 62 daktilo sahifesi şeklindedir. Metinde B. Mahir sık sık konu dışına taşıp, konuyla ilgisiz başka kıssalar ve fabllar anlatır. Konu, olaylar, tasvirler bakımından V1, V3 hatta V4 ‘ ten de kısa sayılabilir. Şahıs kadrosu da diğerlerine nazaran dardır. Yrd. Doç. A. B. ALPTEKİN Bey varyantı esirgememiş bize göndermiştir.

3. SİVAS ÇONGAR VARYANTI: V3

1975 yılında Sivas’ın merkez Kayadibi nahiyesine bağlı Çongar köyünden Hasan Kalputcu’dan derlenmiştir. Ahmet ÖZDEMİR önce bu hikâyeyi 1975 yılında lisans tezi olarak hazırlamış, sonra da başka yerlerde yayýmlamýþtýr93 . Ahmet ÖZDEMİR metinin 50 daktilo sahifesi olduğunu belirtir94 . .Fakat zaman zaman parantez içerisinde özetlemiştir. Bu ise metnin bütünlüğünü bozar. Buna rağmen metnin V1 ‘den sonra en geniş metin olduğu anlaşılır. Bazı bakımlardan V1 ‘den de geniş özelliklere ve olay yoğunluğuna sahiptir. Fakat V3 ‘teki manzum kısımlar sayıca az ve eksiktir.

4. SİVAS SAVCUN VARYANTI: V4

V4, ise 1991 yılında Yrd. Doç. Dr. KAYA’nın âşık Noksanî’den derlediği varyanttır. Yrd. Doç. Dr. Doğan KAYA 9 Mart 1991 yılında asıl adı Ahmet Turan Ünal olan Noksanî’den derlemiştir. Noksanî, Sivas’ın merkeze bağlı Savcun köyündendir Yrd.Doç.Dr. Doğan KAYA âşığın hayatı hakkında geniş bilgiler vermiş Noksanî’nin bu hikâyeyi otuz kırk yıl önce kendi köylüsü âşık Ömer diye birinden öğrendiğini yazmýþtýr95 . V4 nispeten V1 ve V3 göre kısa ve eksik olmasına rağmen özellikle manzum kısımlarıyla V1’ e çok yakındır. Birçok manzum parçalar V1 ‘le hemen hemen aynıdır.(bkz. şiirlerin karşılaştırılması). Fakat Yrd. Doç. DrDoğan KAYA ‘nın da yazdığı gibi96 Noksanî bu hikâyeyi otuz, kırk yıldan beri anlatmamaktadır. Ancak hatırlayabildiği kadar anlatacağını söyler. Haliyle bu yüzden hikâye yer yer kısalmış ve eksik olmalıdır. Zaten diğer varyantlarda özellikle V1 ve V3 ‘le kıyaslandığında bu durum açıkça görülür.

5. ŞENKAYA VARYANTI: V5

Erzurum’da, Şenkaya’da derlenmiştir. 1976 yılında Mahmut ÖZEREN tarafından bir lisans tezi olarak hazırlanmıştır. Bu lisans tezi Şenkaya’da derlenen halk hikâyelerinden oluşmaktadır.

Aslında sadece Eşref Bey Hikâyesine ait bir çalışma değildir. Lisans tezinin 80–111. sayfalar arasındadır. Otuz bir daktilo sayfasından ibarettir.

Bu lisans tezi ve içindeki Eşref Bey Hikâyesi Erzurum, Atatürk Üniversitesinde lisans tezlerinin bulunduğu kitaplıkta muhafaza edilmektedir. Bazı manzum kısımlarının da olduğu bu varyant diğerlerine göre biraz daha kısa olarak anlatılmıştır97 . Araştırmamızda Kars varyantının metninin tamamını yazarken diğer varyantların geniş özetlerini yazmayı uygun gördük.

C. VARYANTLARIN ÖZETİ

 

1. KARS VARYANTI

İsfahan Şahı Şah Abbas, sahipsiz çocukların okullara alınmasını emretti. Murat da bu okullardan birini bitirip, on altı on yedi yaşlarında cihan pehlivanı olmuştu. Okulların tatilinde Çintirgıriş ve Recep’le gezerken, Gence Hanı Nazım Han’ın Hanımı ve dostlarının hanımları birlikte geziyordu. Herkes kaldırımdan inip onlara yol verdi. Murat yol vermedi. Bu yüzden korumalarla kavga edip, korumaları dövdüler. Olayı öğrenen Nazım Han, onların yakalanıp, idam edilmelerini emretti. Murat, arkadaşlarıyla dağa çıkıp, beş yüz atlı çete kurdu. Nazım Han’ın takibe çıkan ordularını, Murat her seferinde yendi. Çaresiz kalan Nazım Han, af yoluyla beladan kurtulmayı denedi. İşin aslını bilmek isteyen Murat, kıyafet değiştirip, Gence’ye indiğinde Nazım Han’ın kızını görüp âşık oldu.

Recep, Han’ın yanına gelip kızı İnci’yi Murat’a verirse teslim olacaklarını bildirdi. Nazım Han, Murat’ın han olması halinde kızını vereceğini söyledi. Bunun içinde han arayan Şah Abbas’a gidip, imtihanı kazanmasını önerdiler. Bu aslında bir tuzaktı. Murat, Isfahan’a giderken Nazım Han’da başka biriyle Sah’a Murat’ın idamını isteyen bir mektup yazdı.

Şah tahtındayken haberci Murat’tan önce gelip, mektubu Sah’a verdi. Mektupta Gence’yi mahveden Deli Murat’ın desiseyle gönderildiği, kendilerinin baş edemediği bu eşkıyanın, idamı isteniyordu. Çok üzülen Şah, Murat’ın yakalanıp idamı için Habib Bey’i görevlendirdi.

Habib ise Şah’ın kız kardeşi Şah-ı Duhter’e, âşıktı. Sah’a da açılamıyordu. Habib de Murat’ı Sah’a karşı bir koz olarak kullanmayı düşündü. Şehir kapısına iki nöbetçi koydurup, Sah’a gitmeden Murat’ı yanına getirtti. Onları ağırlayıp, üç gün misafir etti. Onların hikâyelerini dinleyip, durumlarını öğrendi. Murat’ın Hanlık imtihanı kazanması için yardım edeceğini söyledi. Şah, Habib’e Murat’ın gelip gelmediğini sordukça o gelmediklerini söylüyordu.

Arap çöllerinde eşkıyalık yapan Abdürrezzak bir gün Isfahan’ı soymaya karar verdi. Isfahan’ı soyup talan ettiler. Şah, Abdürrezak’ı yakalaması için Habib’i görevlendirdi. Habib de o zaman Gence eşkıyası Murat’ın elinde olduğunu, Murat’ın, Abdürrezak’ın hakkından geleceğini, karşılığında da Murat’ın affedileceğini söyledi. Şah terslik olursa Habib’i öldürmek kaydıyla kabul etti.

Habib, Nazım Han’ın Sah’a gönderdiği nameyi gösterip, aslında onların buraya idama gönderildiklerini ve onlara verdiği görevi anlattı. Murat, kendileri için başını ortaya koyan Habib’in teklifini kabul etti.

Çölde Abdurrezzak’ı takip eden Murat ve arkadaşları onları yakalayarak, üçü birden çetenin yarısını yok ettiler. Abdürrezzak ve yeğenleri kaçıp kurtuldu. Ganimeti kestirme yollardan getirip ulaştırdılar. Şah, Habib’i kendine yaver ederken, Murat’ı da affedip, İnci Hanımla evlenmesini emretti.

Recep’le Çintirgırış fermanla Gence’ye gitti. Nazım Han üzüntüyle nişan hazırlıklarına başladı. İki ay sonra Habib, Kandahar’a, Murat ise Gence’ye gitti.

Murat gelip, İnci Hanımla evlendi. Kayın pederinin işlerine de karışıyordu. Nazım Han üzüntüsünden hastalanıp öldü. Sah’tan yeni bir Han istenirken Murat bir saray inşasına başlamıştı.

İnci Hanım hamileydi, sarayı da bitmek üzereydi. Aynı günde üç mutlu haber Murat’a geldi ki: Gence’ye Han olmuş, bir oğlu dünyaya gelmiş, sarayı da bitmişti. Bu müjdelerin aynı gün ve saate denk gelmesini eşref saatine yorduklarından çocuğun ismini Eşref koydular.

Eşref, altı, yedi yaşlarına geldiğinde Abdullah Hoca’ya eğitilmesi için verildi. Kimseye gösterilmeden on sekizine kadar eğitim gören Eşref, bu yaşlarında hocasına isyan etti. Okumayı bitirdiği halde neden salıverilmediğini söylüyordu. Murat daha da okumasını istiyordu. Eşref, hocasını kılıçla tehdit ederek babasını razı etmesi için zorladı. Bir yılda kılıç kullanması da öğretildikten sonra serbest bırakılıp gezmeye başladı.

Çintirgıriş, Eşref’i evine davet etti. (Murat ve Çintirgıriş’in arasının bozulduğu söylenir olaylar anlatılmaz.) Eşref’e Çintirgıriş’i tanıttılar. Eşref, orada yemek yer, abdest alır, namaz kılar; uykuya dalar.

Pir, kırklarla beraber uykuda yanına gelir. Ona birisi Allah birisi kendisi için; birisini de Şiraz Han’ı Zühal Han’ın kızı Zühre için üç bade içirirler. Pir ve kırklar aynı anda Zühre’ye de ilişip ona da bade vermişlerdir.

Sabahleyin Eşref’i uyandıramazlar. Çitingıriş’in oğlu Mehmet gidip Murat’a haber verir. Hocayla Murat gelir. Hoca, Eşref’in bade içtiğini ancak âşık sesi, gül kokusuyla uyanacağını söyler. Hoca ile Pir Murat (Bu andan itibaren Deli Murat yerine Pir Murat denmektedir) saz çalıp, türkü söyleyerek onu ayıltırlar. Eşref’e ne olduğu sorulunca bade içtiğini söyler. Murat, Şiraz’ın uzaklığından dolayı buna karşı çıkar. Bu sebepten dünyada Şiraz diye bir şehir olmadığını, gördüğünün bir rüya olduğunu söyleyip, Eşref’i inandırırlar. Onu unutturmak için şehirde Zühal, Zühre, Şiraz isimleri yasaklanır.

Mehmet isimli bir fakir, bu yasaklamayı çıkar için kullanmaya başlar. Önce bu isimleri söyletip, sonra da rüşvet almaktadır. Şirazlı tüccarları da oyuna getirip, onlarla Şiraz’a doğru yola çıkar. Yolda Abdürrezzak onları basıp esir alır. Mehmet kendini kurtarmayı başarır; Şiraz’a gelip, Zühre’nin sarayını bulur ve Zühre’yle konuşur. Aynı yasak Şirazda da vardır. Zühre onu konuşturur. Ona beş yüz altın verip, Eşref’e götürmesi için yalvarır. Mehmet Gence’ye gelerek Eşref’i bulur. Mektubu verip ondan da biraz altın aldıktan sonra kaybolur.

Mektubu alan Eşref, babasıyla hocasının yanına giderek, kendini aldattıklarını ve Şiraz’a gideceğini söyler. Onu engelleyemezler. Babası yardımcı olması amacıyla Eşref’e, Habib’i bulması için bir mektup verir.

Eşref, Kandahar’a gelip bir kahveye yerleşir. Kahveciyle, Deli Behram ortaklaşa soygun yapmaktadır. Oradakilere saz çalıp, türkü söyleyip, kendini tanıtan Eşref’i gece soyup zindana atarlar. Kaybolduğu zaman suçlanacaklarını düşünerek Eşref’i bir desiseyle Habib Bey’e öldürtmeğe karar verirler. Onu alarak, Habib’e götürürler ve Abdürrezak’ın yeğeni diye tanıtırlar. Habib kardeşi Behram’a güvenmeyerek Eşref’i sorgular. Mesele anlaşılır. Kardeşini öldürmek isterse de Behram kaçar. Eşref’in malları bulunup alınır. Eşref, Habib’in aradığı kişi olduğunu anlayınca mektubu ona verir.

Bu arada Zühal Han yeğenlerinin sünnet hazırlığına başlar. Şah’ta, Habib ile kız kardeşini düğün için görevlendirir. Habib, Eşref’e kılık değiştirtip, yanına alarak, Şiraz’daki düğüne götürür. Şah-ý Duhterle buluşup, Şiraz’a doğru yola koyulurlar.

Eşref’in geleceğini bilen Zühre, balkonda onu arıyordu. Onu yoksul bir âşık kılığında görünce düşüp, bayılır.

Habib, onu iyice tembihleyip, düğüne âşık olarak çıkartır. Zühre’nin diğer bir âşığı olan Rauf Han da oradaydı. Rauf, Eşref’i konuşturup, durumu öğrendi. Olayı fark eden Habib, Rauf’u öldürmek isteyince, Rauf’u dışarı çıkartırlar.

Şah-ý Duhter de, Zühre’nin yanına gelmeyişini merak edip, onların aşklarını öğrenme fırsatını bulur. Hastalanan Zühre âşığını bulmak için Habib’in yanına bir bahaneyle bir cariye gönderir. Cariye olanları izleyip, Eşref’in 'âşıklık kudretini Şah-ı Duhter’e över.

Şah-ý Duhter, Habib’den Eşref’i istedi. Eşref geldi. Onun yanında Zühre’nin saraya getirilmesini istedi. Eşref sevinçten çalıp, söylemeye başlar. Birçok cariyeyi Eşref’e Zühre bu diye tanıtırlarsa da Eşref, onların Zühre olmadığını söyler. Zühre, Eşref’in yanına gideceğini anlayınca hemen hazırlanıp, yola koyulur. Eşref, Şah’ın huzurunda Zühre’nin gelişini kalp diliyle görüp, onlara şiirlerle anlatmaktadır. İçeri girenin Tuygun olduğunu söylediler. Eşref ise Zühre’yi tanımıştır. Şah başka imtihanlara da tabi tuttu. Seksen kıza Zühre’nin elbisesini giydirip, içlerinden Zühre’yi bulmasını ister Eşref, Zühre’yi yine tanıdı. Şah artık inandı ama düğün sonrasında Zühre’nin Rauf’a verileceğini söyledi. Şah meclisi dağıtır. Eşref’i bir odaya gönderdiler. Şah bir imtihan daha yapar. Eşrefle Zühre’yi bir odada buluşturur. Eğer birbirlerine sarılıp, sevişirlerse onları öldürecek; söyleşirlerse onları bir araya getirecektir. Âşıklar bu imtihanı da kazanırlar. Düğün bitimine kadar onları bir arada tuttu. Birleştireceğine ana içer. Eşref’i, Habib’e göndermedi.

Rauf kuşkulanmış, sarayı araştırmış, durumu öğrenmiştir. Zühal Han’ı ve davete gelen diğer on iki Han’ı ikna edip, elbirliğiyle bir mektup yazarak, Şah Abbas’a gönderdiler. Yazıda Habib ile Şah-ı Duhter’in babası bilinmeyen bir âşıkla Zühre’yi buluşturduklarını bildirirler.

Şah, namusunu lekeleyen kardeşiyle, Habib’i ve âşıkları Isfahan’a çağırtır. Hepsi birden ayrı yollardan Isfahan’a doğru yola koyuldular.

Eşref ağlayarak giderken, Pir, derviş kılığında gelip, neden ağladığını sordu. Eşref, durumu anlatıp babasına onunla bir mektup gönderdi.

Derviş, Murat’ın yanına gelip mektubu verdi. Murat, hemen ordularını hazırlanıp Şah’a isyan ederek, ülkeyi yakıp, yıkmak için hazırlığa başladı.

Şah-ý Duhter önce gelmiş Zühre’yi Eşref için pencereye gözcü koymuştu. Deli Behram olayları takip ediyordu. Habib’i bir ilaçla uyuttu. Amacı Eşref’i savunmayı bırakıp, mallarını almaktır.

Sabahleyin mahkeme başladı. Habib gelememişti. Şah, Eşref’in idamına karar verdi. Zühre’nin sarayının önünden götürürken, cellâtlar âşıkların bir müddet söyleşmesine izin verdiler. Bu arada Şah-ı Duhter durumu görüp, kılıcını kuşanıp, saraya yürüdü.

Şah-ı Duhter cellâtlarıyla saraya girdi. Şah durumdan kuşkulanıyordu ama oradakiler Habib’in gelmeyiş sebebini utandığına bağlıyorlardı. Eşref’i tekrar huzura çıkarttılar. Şah, Eşref’in ifadesini istedi. Eşref manzum olarak anlattı. Şah-ý Duhter içeri girip, bir hile ile mahkemenin idaresini elinden aldı. Şah da dinleyiciydi.

Önce Habib’i buldurup, getirtti. Habib gelemeyiş sebebini anlattı. Murat’ın mektubunu çıkarıp okudu. Durum aydınlığa kavuşunca on iki han ve mirresi idam edilip, mallarına el konuldu; aileleri sürgün edildi.

Şah, Eşref’i söylettirdi. Böylece Eşref’in, babasına durumu yazdığı anlaşıldı. Murat’ın ülkeyi basacağından korkup, tedbir aradılar. Deli Behram’i bulup, ateşe attılar.

Habib, Eşref’le yola çıkarak, Murat’ı karşıladı. Murat’ın ülkeyi yakması engellendi. Habib’le Murat, gelerek Isfahan’ı kuşattılar. Sah’a baskı yaparak Şah-ý Duhterle Habib’in evlenmesini istediler. Yoksa Isfahan’ı yakıp yıkacaklardı. Şah, kabul etti. Böylece çifte âşıklar anlı şanlı bir düğünle evlendiler.

2. BEHÇET MAHİR VARYANTI V2

İsfahan’da Şeyh oğlu Şah Abbas tahttaydı. On yedi tane badeli âşığı vardı. Şah, adil, merhametliydi. Yedi iklime ve Şiraz toprağından Gence’ye kadar hükmederdi.

Gence’ye giden hanlar en fazla bir yıl kalabilir ve azledilirdi. Gence’deki bazı kişiler Hanları rahat bırakmazlardı. Şah meclisini toplayıp, Gence’yi ıslah edecek bir han arıyordu.

Birisi kalkıp oraya kim gönderilirse orayı düzeltemeyeceğini ancak Deli Murat’ın orayı adam edeceğini söyledi. Şah, yeniçeri bezirgânı olan Deli Murat’ı çağırttı. Gence Hanlığını teklif etti.

Deli Murat, şartları kabul olursa kabul edeceğini bildirdi. Astığı astık, kestiği kestik olması ve altı ay süre verilmesi şartıyla Gence’ye Han oldu. On iki Han’ın imzasıyla gitti.

Orayı evvelden de biliyordu. Gence’nin kırk zalimi tayini duydu. “Dediğimize uyarsa uyar, uymazsa öncekiler gibi yaparız” diyorlardı. On iki adamıyla Deli Murat Gence’ye geldi; kırk kodaman da onları karşıladılar.

Deli Murat, oradaki tüm memurları azledip, yerine kendi adamlarını yerleştirdi. Konuşup halkın selameti için kırk kodamanın öldürülmesine karar verdiler. Kırk kişinin ismi yazılıp saraya davet edildiler. Tek tek içeri alınıp, hepsi cellâtlarca katledildi. Cesetleri çarşılara atıldı. Herkes ölüleri görüp, bunun yeni Han’ın işi olduğunu duydu. Yazılar yazılıp karaborsacılığın, mal saklamanın, pahalı satmanın yasaklandığı ilan edildi. Uymayanlar asılacaktı. Yokluk, karaborsa, pahalılık kalktı. Ucuzluk geldi “kurt kuzuyla dolaşmaya başladı “.

Halk, Sah’a mektup yazıp memnuniyetini bildirdi. Şah da Gence’ye Murat’ı Han etti. Murat’a Hanlık müjdesi gelir gelmez arkasından bir cariye gelip, bir oğlunun olduğunu müjdeledi. Bu iki uğurlu haberin ne olduğu sorulunca bunun cevabını Abdullah Hoca’nın verebileceğini söylediler. Hoca yirmi dört saatin içinde bir Eşref saatinin olduğunu bunun da on beş dakika sürebileceğini söyledi. Bu yüzden oğlanın adını Eşref, Hocasının da Abdullah Hoca olmasını kararlaştırdılar.

Eşref dört yaşına basınca toy yapıp, onu yoksul çocuklarla beraber sünnet ettirdiler. Yoksullara da hediyeler dağıttılar. Eşref, Hoca’nın yanında yedi yıl ders gördükten sonra on altı yaşını doldurmuş, hiç bir yere çıkmamıştı.

Bir gün uyurken üçler, yediler, kırklar toplanıp geldiler. Eşref’i uyandırıp, yeşil fincandan birisini Allah, birisini üçler, yediler, kırklar, birisini de Kandahar Şah’ı Mehmet Şah’ın kızı Zühre aşkına içirdiler. Koltuklarının arasından Zühre’yi gösterdiler. Eşref kıza sarılmak isteyip atılınca düşüp, bayılıp, ağzından köpük gitti. Aynı dakikada Pirler, Kandahar’daki Zühre’ye ilişip, ona da aynı şekilde üç bade içirerek, Eşref’i gösterdiler. O da düşüp bayıldı.

Sabahleyin cariyeler Eşref’i uyandıramadılar. Hocasıyla babasını çağırdılar. Hoca, Kurana bakıp, onun bade içtiğini, zamanı gelince ayılacağını söyledi. Zühre’nin de başına aynı olaylar geldi ve durumları anlaşıldı. Zamanı gelince ikisi de ayıldı. Eşref sırrını annesine söyledi. Deli Murat olayı öğrenince Mehmet Han’a düşman olduğundan çok kızıp, o kızı alamayacağını söyledi.

Mehmet Han da aynı tepkiyi gösteriyor, alıp, veremeyeceklerini söylüyorlardı. Eşref eriyip bitiyordu. En sonunda hocasına yalvarıp, babasını razı etmesini istedi. Hoca, Murat’a çıkıp asıl babanın ad veren kendisinin olduğunu, manevi baba olarak dileğinin yerine gelmesini istedi. Murat yine de kabul etmedi. Hoca, Eşref’in gönlünü alabilmek için usulden istemenin zararlı olmayacağını, nasılsa Mehmet Han’ın zaten kızını vermeyeceğini söyleyip, ikna etti. Bir mektup yazarak Zühre’yi Eşref’e istediler.

Elçi gitti. Mehmet Han mektubu okuyup, hakaret ederek kızı vermeyeceğini bildirdi. Elçi gelince Hoca her şeyin hayırlı biteceğini söyledi.

Bunun üzerine kızının kaçacağından korkan Mehmet Han, şehrin kapısından hiçbir Gencelinin girip, çıkmasını yasak etti. Çok kızan Deli Murat da aynı tedbiri almış, kimseyi Kandahar’a göndermiyor ve Gence’ye aldırmıyordu. Her iki şehrin kapısında da yasaklara uymayanlar asılıyordu.

Eşref’le Zühre eriyip, aksa da kimse yardım edemiyordu. Zühre’nin cariyesi şehirden Genceli bir hamal bulup getirdi. Hamala durumu anlattılar. Eşref’e götürmesi için mektup verdiler. Hamal, Zühre’den istediği kadar altın alıp yola çıktı. Hüviyeti Gence’den olduğu için içeri girebildi. Dostlarının yardımıyla Eşref’i bulup, ona mektubu verdi. Eşref’i Kandahar’a götüreceğini söyledi.

Kadın kılığına giren Eşref, hamalla beraber yola koyuldu. Kapıya gelip, bir yalan uydurarak içeri girdiler. Zühre’ye gitmeden evvel bir saz alıp, bir hana girdiler. Handa Eşref’e saz çaldırdılar. Hamal onu iyice tembihlediyse de o sırrını türkü söylerken açığa vurdu.

Kandahar şehrinin Mehmet Şah kızı

Zühre Banu aşkına iç, yan dediler.

deyip, durumu açığa çıkarttı. Dinleyenlerden biri giderek, Mehmet Han’a haber verdi. Bunları yakalayıp zindana attılar.

Eşref, zindan penceresinden gelene geçene derdini çalıp söylerdi. Mehmet Han onların asılmasını istediyse de vezirleri tedbir olarak bir süre zindanda kalmalarını istiyordu. Halk bu durumu duyup üzülüyordu.

Haber Gence’ye kadar ulaştı. Oğlunu arattıran Murat, onun Kandahar’a gittiğinden kuşkulanıyordu. Meclis haberin doğruluğu kesinleşmeden savaş açmanın yersizliğine karar vererek, önce Mehmet Han’a mektup yazıp, durumun öğrenilmesini istedi. Mehmet Han’dan Eşref istendi yoksa savaş çıkartılacaktı.

Mehmet Han, Eşref’in elinde olduğunu, serbest bırakmayacağını bildirdi. Her iki taraf da savaş hazırlığına başladı

Isfahan’da Şah-ı Duhter, kendi yerine kardeşi Şah Abbas’ı, Şah etmişti. Şah, o yüzden onu çok dinlerdi.

Şah’ın her ülkede müfettişleri vardı. Kandahar’ın müfettişi ise Habib Bey’di. Habib durumu Sah’a bildirdi. Şah-ı Duhterle Habib Bey çok iyi anlaşırlardı. Şah-ı Duhter, Sah’tan bu kavganın durdurulması için tedbir almasını istedi. Murat’la, Mehmet Han’a mektup yazıp, ikisini de Isfahan’a çağırdılar. Tutsakları da istediler. Hepsi birden kızı elbisesini giymiş olan Şah’ın in karşısına çıktılar.

Şah hepsine Kuran’a el bastırtıp, yemin ettirdi. Yalan beyan veren asılacaktı. Murat’a Eşref’in oğlu olup olmadığını sordu, “oğlum” dedi. Mehmet Han’da Zühre’nin kızı olduğunu söyledi. Âşıklara kime âşık olduklarını sordu. Her ikisi de birbirlerinin isimlerini söyledi. Bade içtiklerini anlattılar. Şah-ı Duhter bunların hak âşığı olduğunu anlattı. İki sevgiliyi evlendirmeye karar verdiler. Perşembe gecesi sevgilileri anlı şanlı bir düğünle evlendirdiler.

KAYNAKÇA 


  • 91 Yrd. Doç.Dr. Ali Berat ALPTEKİN, Behçet Mahir’den Derleme, (Özel Arşivi).
  • 92 Ahmet ÖZDEMİR, Halk Hikayeciliği Geleneği ve Eşref Bey Hikayesi İstanbul Üniversitesi, (Lisans Tezi), s.205-258.
  • 93 Ahmet ÖZDEMİR, Türk Folklorundan Derlemeler, Eşref Bey Hikâyesi Kültür ve Turizm Bakanlığı, MİFAD Yayınları Ankara ,1981, s.206-237.
  • 94 Ahmet ÖZDEMİR, a.g.e., s. 206-237.
  • 95 Yrd. Doç. Dr. Doğan KAYA, Eþref Bey Hikâyesi , Cumhuriyet Üniversitesi , Fen Edebiyat Fakültesi, Sosyal Bilimler Dergisi, S. 16, Sivas ,1993, s. 148.
  • 96 Yrd. Doç. Doðan KAYA, a.g.e., s.,150.
  • 97 Mahmut ÖZEREN, a.g.e., s. 80 - 111.

 

Yazan Şahamettin Kuzucular

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış