Genc-i Bâd- Âver Husrev-i Perviz ve ve İstanbul


 
İlk Hkmdarlığında II.Hsrev'in Behram Şupin'e tututklanması ( 1. yy da yazılan Şehnameden ) 
 

Genc-i Bâd-âver Husrev-i Perviz ve İstanbul

Osmanlica yazılışı : genc :  گنج , bâd-âverde ~

Genc-i Bed- Âver  : آورده باد گنج

Genc-i Bed- Âver , İran destanlarında  işlenmiş olan  ve divan şiirinde de bahsi geçen  konulardan biridir.  Genc-i Bed- Âver  ( Genc-i Bâd – Âvar )   Dilmize “ kendi gelen hazine”, “Bedava hazine” , yahutta “ Rüzgarın getirdiği hazine “ şeklinde çevrilebilir.  Fakat divan şairleri bu kelime üzerinde anlam oyunları yapmışlar bed âver kötülük getiren anlamında da kullanmışlardır.

Roma İmparatoru Mavrikios’un yardımı sayesinde kendisine isyan eden Behram Çubin'den elinden tahtını geri alan Sasani Hükümdarı II. Hüsrev,  dostu Mavrikios’un Heraklıos tarafından öldürülmesini Roma ile savaş nedeni saymış,  Mavrikios'un oğlu Theodosius olduğunu iddia ettiği adamın Roma İmparatorluğunun tahtına geçirilmesini istemişti.   Herakleios barış önerisinde bulunmuş ama Hüsrev buna yanaşmadığı gibi  613'te Şam'ı ve 614'te Yahudilerin işbirliğiyle Kudüs'ü ardından Mısır'ı ele geçirmişti. Kudüs'teki Kutsal Kabir Kilisesi'ni yıkmış, Mescidi Aksa ‘yı da tahrip etmiş ve Hristiyanlar için çok önemli olan Kutsal Haç'ı da alıp götürmüştü. [1]

Bununla da kalmayan II Husrev İstanbul Boğazı kıyısına kadar ilerleyip Kadıköy’ü (Kalkhedon'u) dahi feth etmiş, balkanlarda ilerleyen Avar Türkleri ile de ittifak kurup,  İstanbul’u da kuşatmak teşebbüsüne girişmişti.   Roma İmparatoru bunun üzerine başkenti İstanbul'dan Kartaca'ya dahi taşımayı düşünmüştü.

Genc-i Bed- Âver efsanesi büyük bir ihtimalle II. Husrev’in Batı Roma üzerine yaptığı bu atak ile ilgili olan bir hadisedir. Genc-i Bed- Âver efsanesi,  İran destanlarında şu şekilde anlatılır.    Hüsrev, Rum Kayseri ( Batı Roma hükümdarı ) üzerine sefer düzenleyince, başkentinin ve tahtının ele geçirileceğinden korkan Kayser, hazinelerini gemilere yükletip sarp adalardan birinde saklamak istemişti.  Fakat gemiler yüklenip yola çıkınca büyük bir fırtına çıkmış,  rüzgâr bu gemileri alarak Hüsrev’in ve ordusunun bulunduğu tarafta karaya vurdurmuştu.  Hüsrev’in adamları gemileri zapt etmiş ve içindeki hazineyi ele geçirmişlerdi.

Eğer bu efsane gerçekte yaşanmışsa hadise İstanbul Boğazında gerçekleşmiş olmalıdır.   Roma İmparatoru Kadiköy ‘e (Kalkhedon’a)  kadar ilerleyen Hüsrev’in, Avarlarla birleşip İstanbul’u da düşürebileceği endişesi ile hazinelerini gemilere yükleyip kaçırmak istemiş,  fırtınaya kapılan gemiler ise İstanbul Boğazının Asya yakasında bekleyen Husrev’in önüne kadar sürüklenmiş olmalıdır.

 

II. Hüsrev'e ait  altın paralar

Hüsrev, İran tarihinde Nuşirevan'dan sonra tahta geçen Hürmüz’ün tek oğlu olarak anlatılır.  Esasında Hürmüz’ün oğlu I. Hüsrev’in torunu olan Hüsrev-i Perviz,   aynı zamanda Nizami ve Şeyhi’nin yazmış olduğu Hüsrev’in Şirin hikâyesinde Şirin’e âşık olan hükümdar kahramanın da ta kendisidir. Bilindiği gibi Ferhad ile Şirin hikâyelerinin aslı,  Hüsrev ile Şirin Mesnevilerine dayanmaktadır. Nizami ve Şeyhi’nin mesnevilerinde Ferhat üçüncü derecede bir kahraman ve Hüsrev ana karakter iken, bu hikâye Ferhat ile Şirin Hikâyesine dönüşünce,   bu defa da Hüsrev, silik bir kahraman haline gelmiştir.

Bu alakayı divan şairleri dahi bilmekte ve şiirlerinde de kullanmaktadırlar.

Etmem endûhte-i gayra heves çûn Perviz
Açtı Ferhat-ı hayalim bana bin  nev- maden      Nedim

Hayalim bana Ferhat gibi bin tane yeni maden açtı. Perviz gibi başkalarının malına tenezül etmem.

Husrev,  divan edebiyatında ve İran destanlarında; Barbed - Nikisa  adlı bestekârları, Şebdiz adındaki atı ve sekiz adet ünlü hazinesi ile anılır.   Divan şairleri Hüsrev’i atı, tahta çıkma şansını elde etmesi, atı Şebdiz, ünlü müzisyeni  Barbed - Nikisa  , ele geçirdiği Genc-i Bâd – âver adındaki hazinesi,  sekiz hazine sahibi oluşu, güzel talihi ve ülkesini adaletle yönetmesi vb ile tanımaktadır.  Hüsrev, divan şairleri tarafından Osmanlı sultanları ile kıyas edilen, fakat kıyaslatılan yönleri ile Padişahlardan aşağıda bırakılan İrani hükümdarlardandır.

Bâd kelimesi üzerinde anlam oyunları yapan divan şairleri kötü anlamına gen”  bed  “  kelimesi ile  rüzgar anlamına gelen “bâd “  kelimesi üzerinde anlam oyunları da yapmışlar, Genc-i bâd – âver   mazmunu böylesi anlamlardaki amaçlar için de  kullanmışlardır. Hüsrev-i Perviz’in diğer hazinelerinin adı ise şunlardır:  Genc-i arûs,  genc-i bâ- âver ( Şâygân) , genc-i dîbe, ( dibe-i hüsrevi) , genc-i efrasîyâb,  genc-i sûhte, genc-i hazrâ, genc-i şâd – âverd,  genc-i gâv ( genc-i bâr) . [2] Fakat edebiyatımızda en çok Genc-i bâd- âvere telmihler yapılmıştır.  Şâygân veya şâdgân da  Genc-i bâd – âver   ile eş anlamlı kullanılmıştır.

Dideden kim âh ile  eşk-i gam- efzâdır gelen
Bahr-i dilden  genc-i  bâd âverd-i sevdadır gelen    Neşati

Sevahil-i çemene çıktı  genc-i bâd- âver
Yöneldi Husrev-i nevruz’a  devlet ü ikbal       Baki
( Bahar kayserinin hazineleri  olan çimenler  Hüsrev’in ülkesindeki sahillere çıktı. Böylece  Nevruz ,  Hüsrev’e taht ve ikbal teveccüh etmiş  oldu. [3]

Ab-ı rûyun Husrevâ  dünya için bahr eyleme
Kuflu ahen nâmı bed- âverdir gencinenin     Naili
Ey Husrev,  yüz suyunu – şerefini- dünya malı için  deniz etme,  ele geçirmek istediğin  hazinenin kildi demirden adı da bed averdir. ( Kötülük getiren hazine)

Bâd âver’i ayağına getirdi rûzgar
Bir hatve eylemeden  cüst –ü cûy-u genc    Nazim . [4]

Şemîm-i gîsûvânın genc-i bâd-âver midir bilmem.      Nedim

Genc-i bâd-âver-i Nûşirvânu.
Kıymet olmana degül erzânu.     Fuzuli – Gül ü Sadberg

Bulunmuş bir hazine  Hüsrev-i Perviz zamanında
Ki genc-i şâygân derler, hazine dahi gencine                  Sünbülzade Vehbi

Düşen hep Bî-sütûnda sûret-i Şîrîne düşmişdür
 Sanur Pervîz kim Şîrîne hûn-ı Kûh-ken düşmez  

 

 

  Semerkândî-i Âmidî Âgâh

 

 KAYNAKÇA

  • [1] Kisra II. Hüsrev Perviz , https://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Enstit, son erişim, 11-03- 2016
  • [2] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar,  MEB, 1996- S. 238
  • [3] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar,  MEB, 1996- S. 238
  • [4] A.T. Onay, Eski Türk Edebiyatında Mazmunlar,  MEB, 1996- S. 238

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış