Şem ü Pervane Mesnevisi Zati



 Şem ü Pervane Mesnevisi  Zati 

Şem‘; Arapça mum, balmumu, aydınlanmak için yakılan her şey, çerağ, kandil manalarına gelir. Pervâne kelimesi Pervin, Ülker (yıldızı) anlamına gelen “perv” ile “âne” son ekinin birleşmesiyle meydana gelmiştir.[1]  Pervane kelimesi berat, havale, izin, icazet, ulak, öncü, asker, rehber, kanat, çark, hava püsküren alet anlamlarında da kullanıldığı gibi   genellikle karanlıkta ışık çevresine toplanan gece kelebekleri anlamına da gelir. Kuran’da insanları uçuşan kelebeklere benzeten birçok ayet ile aynı benzetmeyi yapan birçok hadisin olması böyle bir mazmunun doğmasına yol açmış, Arap Fars ve Türk edebiyatlarında Şem ‘i pervane konusuna değinin pek çok eser veya bu konuyu işleyen manzum ve mensur pek çok müstakil eserin yazılmasına vesile olmuştur.

Şem ile Pervane öyküsü “Pervanenin mum ışığına doğru koşturarak  etrafında ölene kadar dönüp durması  en sonunda kendini aleve atıp yok etmesi hikâyesini işlemiştir.  Bu hadise  “sevdiğiyle yakıcı bir vuslata ermek şeklinde düşünülmüş ve bu düşünce şairler için  bir ilham kaynağı olmuştur.  

 

Şem‘  ile Pervane tasavvuru mecazlar ve kinaye yoluyla “ay, güneş, sevgili” “ilâhî nur, mürşid-i kâmil, Kur’an, Hz. Muhammed” gibi manalara da gelecek  şekilde kullanılmıştır. [2]

Türk Edebiyatında  Muidi, Zati,  Feyzî Çelebî  ve Lami Çelebi konusu  ve adı Şem ‘i Pervane olan  müstakil mesneviler yazmışlardır. Gülşehri, Mantıku’t-Tayr’ adlı mesenvisinde Şem ü Pervane hikayesine 62 beyit ayırmış, Mevlana’da mesnevisinde yer vermiştir.  Müstakil Şem’i Pervane mesnevileri içinde en sevilmiş olan Zati’nin eseridir.

Zati’nin yazmış olduğu aşk hikâyesi dışında kalan  diğer Şwem’i Pervanelerin konusu Mum ile kelebek konusunu işler Zati’nin eseri ise  Türk  Arap ve Fars edebiyatında geçen  Şem-i Pervaneler ile adı dışında hiçbir benzerlik taşımayan bir konuda yazılmıştır.  Bu mesnevi, çift kahramanlı, aşk ve macera konulu bir eserdir. Zâtî’nin Şem‘ ü Pervâne mesnevisi  diğer Şem‘ ü Pervâne mesnevileriyle isim benzerliği dışında bir benzerliği olmayan özgün bir aşk hikâyesidir. Zati’nin eseri Leyla ile Mecnun Vamuk’u Azara , Hüsrev-i Şirin gibi çift kahramanlı aşk hikayelerine benzer konulu bir eserdir.

 

Zâtî’nin (ö. 1546)’ Şem ü Pervane mesnevisi, 3937 beyitten oluşur.  1534’de yazılan  bu mesnevi, “mefâîlün mefâîlün feûlün” kalıbıyla yazılmıştır. Zati’nin Mesnevisinin tespit edilebilmiş  beş nüshası  mevcuttur. [3]Bu mesnevi hakkında Sadık Armutlu bir doktora çalışması yapmıştır.

Eser hakkında V. Mahir “ Vaka süs ve sanat yükü altında seyrini ağırlaştırmakta usta bir şair dilini temsil eden Üslup akıcılığını kaybetmektedir. Teferruata fazla yer verilmekte, dağınıklık meydana gelmekte ise de sahne manzara, tip ve tahlil zenginliği esere değer katmaktadır. Zati sade bir dille vakayı canlı tutma yolunu tutmamış, burada da sanat hünerleri göstermeye önem vermiştir. ” [4]şeklinde  mütalaalarda bulunur.

 

Şem i Pervane’den   Alıntı[5]

Bahar erip cihan olmuşdı Hürrem
Havadan taze can bulurdı Adem
Müzeyyen hacleye dönmüş gülistan
Arus-ı taze anda verdi handan
Oldu bâd-ı saba damadı bî bak
Ederdi bikri gonce perdesin çâk
Kim ol damada serv idi yeşil mum
Ferah mevcud ourdu gussa madum
Güveyi otu uykudan uyanmış
Gelinciğin donu kana boynamış
Gelincik gibi zeyn olmuşdı gülşen
Ferah etmişti cümle goncayı şen

Çü buldu Şem ile Pervane vuslat
Dağıldı halk ikisi kıldı halvet
Çü geldi bir araya Şem ile şah
San etti içtima mihr ile mah
Yetişti çün ki ol la’l-i nebata
Erişti sanki Hızır ab-ı hayata
Bırakmışlar dokuz kat  camehabı
Bırakmadıklarının yok hesabı
Komuşlar ana altun nerdübanı
İkisi camehaba çıktı ani
Çü çıktı ana ol derdin devası
Dokuz kat çarka san mümin duası
Anı hamamı nazik gibi soydu
Çü üryan eyledi koynuna koydu.
Koynunda yaraşur gördi ol berre
Koyup koynuna kuçtu nice kerre
Pes andan urdu şeftaliye dendan
Safalar sürdü erdi canına can
O sine guyiya bir harman- ı gül
O şeb gül harmamnına erdi bülbül

Şehin elden uçar mürg-ü kararı
Düşer ardına kalmaz ihtiyarı
Erişir bir gümüş vadiye ol yar
Görür bir kudret ahusu izi var
Ol ahu izine çün şah  urur el
Bulur altında bir dürc-i mukaffel
Anı miftah-ı mercan ile açtı
Revan ol camehaba lâl saçtı

MESNEVİ’NİN ÖZETİ

Rum ülkesi sultanı Jale yaşlanmış olmasına rağmen  bir çocuk sahibi olamamıştır. Allah’a dua ederek bir çocuğu olmasını dilemektedir. Bu dualarından  sonra Pervane isimli çocuğu dünyaya gelir. Sultan’ın Müneccimleri, çocuğun Şem isimli bir kıza âşık olacağı, bu yolda çok sıkıntılar çekeceği ama sonunda ona kavuşacağını söylerler.

Sultan Jale, Pervaneyi çok iyi yetiştirmeye çalışır. Pervane hem çok güzel hem de her türlü kabiliyete sahip bir genç olur. Babası ona bir saray yaptırıp ona bir de sancak verir. Onu da o bölgeye bir Bey tayin eder.  Pervane’nin sarayını süsleyen bir nakkaş Çin Ülkesinde bulunmuş ve Çin Fağfuru’nun kızını görmüş Pervane’nin sarayının duvarlarına da bu kızın resimlerini çizmiştir.

Pervane,  sarayına gelip oturunca, babasının yaptırdığı köşkün duvarında resmini gördüğü  Çin Fağfuru’nun kızı Şem’e âşık olur.

Pervane beyliğini ve memleket idaresini unutarak  bütün vaktini bu resmin önünde geçirmeye başlar. Babasının yakını olan veziri bu durumu bir mektup yazarak Sultan Jale’ye bildiri. Sultan Jale bu  duruma üzülerek  oğlunu bu aşktan kurtarmak ister ve  Pervane’nin sarayda olmadığı bir zamanda sarayın duvarlarına yapılmış olan resimlerin  kazınmasını  veya bozulmasını emreder.

Bunun üzerine Vezir, Pervaneyi ava götürür ve ressam’a o resimlerin değiştirilmesini emreder. Vezirin adamları  o resimleri havanın tesiri ile bozulmuş gibi bir hale sokup resimdeki yüzleri tanınmaz hale getirirler.

 Ancak bu tedbir Pervane’yi deli etmiş resimlerin bozulduğunu gören Pervane çılgına dönmüştür.  Sarayını terk ederek dağa taşa koşturan, bir kuyuya düşerek kaybolan Pervane zar zor bulunur. Bu defa da Pervane’yi deli gibi bağlayıp zincire vurmak zorunda kalırlar.

Pervane sürekli olarak  sevgilisine kavuşmanın yollarını aramaya başlamıştır.  Sonunda bir marangoz tahtadan büyük bir  yeşil kuş yapar. Periler yardımıyla bu tahta kuşa kanat takılır. Bu yeşil  sihirli kuş Pervaneyi odasından kurtarıp onu alarak Çin Fağfurunun ülkesine   götürür   

Pervane Çin’e geldiğinde Şem ise  tam da o sırada bir seyyahtan  Pervane ile Kendisinin hikâyesini dinlemektedir. Şem’in penceresinden Şem ile Seyyah’ın konuşmalarını dinleyen  Pervane, Şem’in de  kendisine âşık olduğunu öğrenir. Bunun üzerine Pervane orta­ya çıkar ve iki âşık kavuşurlar. Pervane ile Şem gizli olarak bir arada kalmaya  başlarlar ve saadet içindedirler

Ancak durum ortaya çıkınca  Pervane zindana atılır.  Zindana atılan Pervane büyücü kadın sayesinde  kurtulur ve memleketine döner  Pervane, bir kadın aracılığıyla Şem’le mektuplaşmaya başlar ve Pervane annesine olanları anlatır. Pervane’nin babası  Sultan Jale, Şem’i babasından ister.  Çin Fağfur’u  kızının başka ülkelere  gelin gitmesine razı olmaz. Sultan Jale ordular göndererek Şem’i zorla almaya çalışır fakat başaramaz.

 Bunun üzerine Pervane ile buluşmak için tedbirler arayan Şem, Pervane’ye haberler salmaktadır. Pervane bir gemiye binerek Çin ülkesine tekrar gelir. Deniz tarafından gelerek saray’a yeniden ve gizlice girer.  Şem’i alıp kaçarak  Sultan Jale’nin ülkesine gelir.  Kızının kaçtığını öğ­renen Fağfur, Rum ülkesine casus gönderir. Rum ülkesinin adamları Çin casusunu ele geçirip  işken­ce etmek isterler. Ancak Şah Jale buna izin vermez ve casusu serbest bırakır. Çin Fağfur’u da ister istemez gençlerin evlenmesine razı olur.  Anlı şanlı bir düğün yapan gençler evlenir. Fağfur’un ölümü üzerine Pervane Çin tahtına geçerek Şem ile mutlu bir hayat sürer.

 

 Çin'i Fağfur- Kase-i Fağfur

Fağfur Kâse-i Fağfur

Kâse Kûze Kâse-i fağfur Nedir ve Çanak.


KAYNAKÇA

  • [1] Dr. Sadık ARMUTLU, KELEBEĞİN ATEŞE YOLCULUĞU: KLASİK FARS VE TÜRK EDEBİYATINDA ŞEM‘ Ü PERVÂNE MESNEVİLERİ, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı 39, Erzurum 2009 Prof. Dr. Hüseyin AYAN Özel Sayısı      
  • [2] Sadık Armutlu, ŞEM‘ u PERVÂNE, DİA  cilt: 38; sayfa: 496
  • [3] Sadık Armutlu, Zâtî’nin Şem‘ ü Pervâne Mesnevisi (yayınlanmamış Doktora tezi), İnönü Üniversitesi SBE, Malatya 1998, s. 230-237.
  • [4] V. M Kocatürk Türk Edebiyatı Tarihi, MEB 1970, SHF 323- 325
  • [5] V. M Kocatürk Türk Edebiyatı Tarihi, MEB 1970, SHF 323- 325
  •  

 

Bu içeriğe henüz katkı yapılmamış

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.


Henüz yorum yapılmamış