MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
Alaçıktan Gökdelene ( 4. Bölüm. I. Mail )
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 04 Şubat 2018 Pazar Beğen 7
 
Bekir’in dul eşine de haber çok tez yetişmişti. Çakır gözlü Zühre’sinin yüzü sapsarı solmuştu. Gözleri kararan Zühre, boş bir haral gibi çöktü. İki elle dövünerek, bağırarak, ağlıyordu. Bu feryat fiğan üstüne, konu komşu yetişmişti. Kara haber az zamanda her bir yana ulaşmıştı. Gündüz akşama dönmüştü Zühre yine susmamıştı. Yatsı vaktine kadar da hep haykırmış, ağlamıştı. Komşuları Zühre ile dört bir yanda dört dönüyor, çocukları köşe bucak çılgın gibi ağlıyordu. Tüm köylüler yas evine telaş telaş toplanmıştı.
Civardaki köyler bile duyup eve dolmuşlardı. Köydeki dört yeğin atlı hemen Sarız’a yollandı. Zühre’nin çakır gözleri kanlar ile boyanmıştı. Bütün köylü yemeğini yas evine getirmişti. Yas evinin avlusunda yas yemeği toplu yendi. Gece ortasında bile köylü bu yas evindeydi.
Bekir’in çıkınlarını Tahir, akşam getirmişti. Çıkınların küçülmesi dikkatlerden kaçmamıştı. Bir kaç köylü çıkınlara çok dikkatli bakmışlardı. Ufalan ve hafifleyen çıkınları süzmüşlerdi.
Bir kaç köylü fikos edip çıkınları konuşmuştu. Bir kaçının suratına nefret ve kin doluşmuştu. Bi rkaç köylü Kel Tahir’e hain hain bakıyordu. Kel Tahir, bu çıkınları Gülsüm Ana’ya uzattı. Gülsüm Ana çıkınları yerden yere fırlatmıştı. Cercis Ana çıkınları yerden alıp toparlattı.. Sonra ise elleriyle gelip yüklüğe sakladı.
Çocukları ile Zühre, cenazeyi soruyordu. Akrabaların ağıtı gece boyu devam etti. Kara tülbentli genç kızlar, ortada yerde fır dönüyor, ağlamaktan bayılanın yardımına koşuyordu.
Kel Tahir kanlı gömleği Cercis Nine’ye vermişti. Verirken de “ Aman sakla kimse görmesin” demişti. Fakat Gülsüm Ana ile Keziban bunu görmüştü. Yerden yere atılarak o gömleği istemişti. Kanlı gömlek üzerine nice ağıtlar yakıldı. Gömleği ilk kez görünce Bedirhan’da bayılmıştı. Kezban kızın ağıtları yürekleri dağlıyordu
Gardaşım atın yeğin mi?
Abbas, Mehmet, bebegin mi?
Güze kalmaz gelecektin
Gelen kanlı gömleğin mi?
Gömleğe her bir sarılan ayrı ağıt yakıyordu. Üç beş kadın bir arada bir ağıdı sürdürüyor, genç kızların kollarında ağlaşarak söylüyordu. Zühre’nin ak yazmasına kaç gözyaşı dökülmüştü. Kezban kıza birçok kere yeni tülbent getirdiler. Kuru tülbent ile yaşı değiştirip bekleştiler. Zühre’nin şu ağıdını bir çok kez tekrar ettiler.
Ağcaören ağcaören
Evin barkın olsun viran
Vurdular mı Bekir seni
Turnayı tek gözden vuran
Kara Bekir’e ağıtı komşular da yakıyordu. Zühre ile Kezban kızın feryatları göğü tutmuş, akran kızların kolunda yatıysa dek kalmışlardı.
Çopur Sultan’ın ağıdı Gülsüm’e çok dokunmuştu. Bu ağıdın arkasından Gülsüm Ana da bayıldı.
Gurbanlar olayım emmimim gızı
Al gandan boyanmış gömleğin yüzü
Salacası nerde alıp getirin
Bakacak başında gomayın bizi
Yatsı vaktinden sonra da imam, tekrar yasa geldi. Taziyeye gelenlerle birer dua okuyordu. Kara Bekir’in ruhuna Fatihalar okunmuştu.
*****
Kara Bekir’in ölüsü geceden gelmişti köye. Kara Bekir’in tabutu yas evine konulmadı. Mescidin içine koyup, sabaha dek beklettiler. Zühre ile çocukları haberdar edilmediler. Köyün yaşlı adamları bunu uygun görmüşlerdi.
- Sabah ola, hayır ola diye engel olmuşlardı.
 
Yatsı namazı vaktinde Cercis işe koyulmuştu. Zühre’nin başı ucuna minderini getirdiler. Cercis’in yanı başında saatlerce beklettiler. Gece ortasından sonra Cercis şurup içirmişti. Bu şurubu içen Zühre kollara baygın düşmüştü. Kezban kızın ağıtları yürekleri dağlıyordu. Erkek kardeşi Bedirhan, uğrun uğrun ağlıyordu. Buraların erkeğine oysa ağlamak haramdı.
Bekir’in anası Gülsüm, Zühre kadar ağlamadı. Kızı Kezban da Gülsüm’den daha beter üzülmüştü. Çünkü Gülsüm’ün yüreği taştan daha taşlaşmıştı. Seferberlik yıllarından ölümlere alışıktı. Kaç torunu kucağında canlı yatıp, cansız çıkmış; kaç oğlunu açlık, verem bağrından alıp gitmişti. Küçüğünü Çanakkale, abisini kanlı Yemen, kocasını Sakarya da bırakmaktan alışkındı. . Gülsüm Ana, tevekkülle bu sebepten barışıktı.
Bekir’i yuyup yıkayıp ak kefene doldurdular. Zühre ile evlatlara yüzünü de gösterdiler. Tabutuna yerleştirip, teneşire bıraktılar. Düşmanları bile gelip musallaya saf olmuştu. İmam, cenaze kıldırıp helalliği dilemişti. Köylüler hep bir ağızdan hakkı helal eylediler. Tabutunu omuzlayız, mezarına götürdüler. Mevtasını mezarının oyuğuna bıraktılar. Oğlanları teker teker gözüne toprak doyurdu. İmam, duayı okurken mezarını doldurdular. En son duaları yapıp kalanları kaldırdılar,. Kadınları teker teker mezarlıktan çıkardılar. Münkir, Nekir gelir diye mezarlık terk edilmişti. Çakır Zühre, üç çocukla, artık Bekir’siz kalmıştı.
Kara Bekir’in atını kardeşi Bedirhan aldı. Kel Tahir’de Bedirhan’a “Götür bu atı sat” dedi Ölenlerin atlarını hemen pazara tutarlar, göreni üzmesin diye ucuz paha satarlardı. Kara Bekir’in kıratı pazar bile göremedi. Bir genç beygir fiyatına civar köye gidecekti.
Kara Bekir’in emmisi silahı beline sokmuş, en uygun olan vakitte Bedirhan’a vermiş idi. Tahta dipçik mavzer ile Gümüş kabzalı tabanca saygı ile saklanmıştı. Silahlara dokunmaya kimse cüret de etmedi. Kara Bekir’in mavzeri Zühregil’e verilmişti. Zühregilin duvarında tülüce üstü süs oldu. Bu mavzer bu ailenin en önemli eşyasıydı. Kara Bekir’in şanından işte bu mavzer kalmıştı.
Bedirhan’ın yüreğine bir sızı dalmıştı. Çakır Zühre üç çocukla, Bekirsiz bir dul kalmıştı. Abisinin dul karısı artık ona düşüyordu. Bekir’in dul karısının namusu ondan sorulur, vakti gelir, dul Zühre’yi alıp ona verirlerdi. Zühre’yi avrat alacak bir emmisi oğlu yoktu. Töreler böyle diyecek Zühre eşi olacaktı. Ağabeyinin karısını koynuna nasıl alacak, yetim kalan yeğenlerin babası mı olacaktı? Zühre’yi yengesi bilmiş, kardeş, bacı olmuşlardı. Sekiz yaş büyük yengesi karısı mı olacaktı?
Bekir’in gasp ettikleri ufana ufana gelmiş, hanesine erişmeden karlar gibi erimişti Üç beş ay bile geçmeden Bekir dahi unutuldu. Kadavrası toprak ile börtü böcek bölüşüldü. Baş ucuna konan taşın üstünde bir adı kaldı. O dünyalık cismi ile esamesi kalmamıştı. İsmi, cismi, eşkıyalık namı çabuk unutuldu. Kara Bekir’in şanından kala kala bir şey kaldı. Azalan altınlar ile çıkınlar unutulmadı. Kara Bekir çıkınları, çok ömürlü mesel kaldı.
***
O yaz Kel Tahir’in başı bilinmez bir derde düştü. Çopur Sultanla Tahir’i biri çok kötü dövmüştü. Tahir’le Çopur Sultan’ın kollarını kırmışlardı. Kel Tahir, inkâr ediyor kağnı devirdim diyordu. Çopur Sultan tasdik edip “kağnı devirdik” demişti. Köylülerden hiç birisi bu olayı çözememiş, “ işin içinde bir iş vardır” diye hüküm vermişlerdi. Çapar Ökkeş, birkaç kere “ o adamın işi “ dedi. Olayın olduğu gece tuhaf bir adam görmüştü. Bir gün sonra o adama köy yolunda rastlamıştı. “Kel Tahir ile Sultan’ın kolunu o adam kırdı” diye tahmin yürütmüştü. Tahir ise bu tahmini duyunca inkar etmişti. “ Kolumu kıracak adam, bu dünya da yok” demişti. Bu olayın üzerinden çok da zaman geçmemişti. Kel Tahir, durup dururken Zühre’ye altın vermişti “Bekir’e borçluydum “ diye bir gerekçe söylemişti. Köylülerin bazıları bu olaya kıs kıs güldü. “ Küçülen bohçanın işi” diye bir şey demişlerdi.
Kara Bekir’in ocağı namerde muhtaç olmadan, elin günün huzurunda şerefiyle tütüyordu. Kara Bekir, hanesinde hiçbir şey noksan olmadı. Unu, bulguru yarması kilerden eksik düşmedi. Sofradaki hiçbir aşın yetmediği görülmedi. Zühre, her bir işe yetti. Her iş Zühre ile bitti. Evin odunu taşındı, korunga, yonca biçildi. Harmandan ekini kalktı, sapı samandan ayrıldı. Ağılından; koyunları, davarları azalmadı. Tavlasında, kıratının döl tayları
yüksünmedi. Haral haral buğdayları kilerden eksik olmadı. Mucur mucur bulgurları, torba torba yarmaları yerinden ırak olmadı. Kağnı kağnı sapla saman, samanlığından bitmedi. İki öküz, iki düve, altı inek, aç kalmadı. Zühre her bir işe yetti. Bir kez bile yüksünmedi. Bir namerdi tek işine ortak edip küçülmedi.
İki oğlan, bir kızıyla tarlalardan ayrılmıyor, gelen giden dünürcüyü kapısından kovuyordu. “Cemile’yi töresiyle kınasında görmeyince, Abbas’ı baş göz etmeden zaten evlenmem” demişti. Israr eden aracıyı kapısından kovalıyor, köşe bucak bakanlara bıçak ışılatıyordu. “ Bana yan gözle bakanlar bu tadına da bakar” Diye tehdit ediyordu.
İşler bu minval üstünde iki üç yaz böyle geçti. Zühre’nin ev düzenine her köylü gıpta ederdi. Tarla, tump, ev işleriyle köye örnek oluyordu. Oğlanları tosun gibi, malak gibi büyümüştü. Kızı, on üçüne gelmiş; çakır gözlü ceylan gibi işten işe sekiyordu. Her bir şey yerli yerinde, her bir şey tas tamam idi.
Radyo getiren adamı Zühre bir kez daha gördü. Adam birkaç pil bırakıp, onlarla hoş beş etmişti. İşten güçten haber sorup, ahvalleri öğrenmişti. Sonra kır atına binip Bedirhanla helalleşti. Yolcu evden ayrılmadan Kel Tahir yine gelmişti. “ Bekir’e borç vardı “diye birkaç altın daha verdi.
Ertesi gün jandarmalar eve sorguya gelmişti. Zıpır Abdi yaralanmış bir tarlaya atılmıştı. Bedirhan Gülsüm ve Zühre iki saat sorgulandı. “Zıpır Abdi’yi dövenler kimdi” diye sormuşlardı. Hâlbuki hiç birisinin bundan hiç haberi yoktu. Dünkü gelen misafirin hakkında çok şey sordular. “ Tanrı misafiri” diye ifadeyi vermişlerdi. O adamın Abdi ile meselesi olamazdı. Köye gelen bu yabancı Abdi’yi hiç tanımazdı. Kel Tahir’de jandarmalar oradayken eve gelmiş, bu olayı dinledikçe beti benzi sararmıştı.
********
O yaz Sarız köylüleri sebzeleri erken ekti. Ekinlerin başakları her yazdan önce erişti. Mısır tarlaları bile vaktinden evvel yetişti. Afşin dağlarından gelen dereden su azalmadı. Haziran ayında bile yağmurlar yağmıştı bu yıl. Bıldır ki temmuzdan bile hava daha da sıcaktı. Karamuklar erken bitmiş, alıçlara gün doğmuştu.
Yedi köyden kaç dünürcü kapısına gidip gelmiş, Çakır Zühre hiç birine tek yüz bile vermemişti. Bir derenin duldasında, Bekir onu sıkıştırmış; yarı gönül, yarı zorla ırzına sahip olmuştu. Çakır gözlü güzel Zühre, Bekir’e mecburen kaçmış, şimdi Bekir vurulunca iki oğul, bir kız ile bu evde bir dul kalmıştı.
Bekir’in kırkı çıkmadan, karaları çıkarmadı. Kırkı çıktıktan sonra da işine gücüne baktı. Ölenlerin kalanlara saldığı bir haber vardı. Ölen ile ölün müyor, faydası da olmuyordu. Ölenle ölünse bile ölen geri gelmiyordu.
Çakır Zühre dul kalsa da işine gücüne baktı. Kızı ile oğlanları kimseye muhtaç olmadı. Bekir’in altınlarıya bir kaç tarla tosun aldı. Bir haneye ne lazımsa Zühre’de fazlası vardı. Dul Zühre’nin güzellği çok itahı kabartıyor, mal mülk ile güzelliği dikkatleri çekiyordu. Senesi
dolmadan daha Zühre’ye göz koyan oldu. Yedi köyden kaç dünürcü Zühre’ye talip olmuştu. Ne vakit evden çıkarsa her köşe bir gözcü gizler, her duldadan bir çift kaç göz, ona kolcu gezinirdi. Ne köşeye döndü baktı, ne duldaya gönlü aktı. Kara bahtlı Çakır Zühre, hiç kimseye aldırmadı. Gelen giden dünürcüye Zühre aynı sözü dedi: “ Üç yavrum bana üç koca; anca baş ederim anca. “ Zühre, gelen dünürcüyü böyle böyle savsakladı. Köşe bucak çaka satan horozlara aldırmadı. Hiçbir horoz gagasına ibiğini kaptırmadı. Kuşakta Sivas bıçağı, belinde toplu tabanca, kuytuda yol kesenleri hiç cezasız bırakmadı. Bedirhanla evlen diyen çenelere aldırmadı. Kaynı ile evlenmeyi başka bir seneye attı. Bekir’in kardeşi ile evlenmeye soğuk baktı.
Bir koca aramaz değil, erkek istemez değildi. Velakin üç çocuğuna üvey baba getirmezdi. Zaman zaman bir erkeğin yokluğunu hissediyor, kıyı köşe ağlayarak bahta sitem ediyordu Koç katımı zamanında koçlar ile koyunları sevişirken seyretmişti. Tosunların düvelerle, aygırların kısraklarla, horozların tavuklarla ettiğini seyre dalmış, vücuduna bir hal gelip yüreği bir hoş olmuştu. O gün köye döner iken ıssız yolaktan geçmişti. Bu dar yolak üzerinde muallime karşı gelmiş, o nazik ruh hali ile muallimle bakışmıştı. Bu dar keçi yolağından heyecanla geçer iken, ayağına kök takılmış, sol bileği bukulunca olduğu yere düşmüştü. Gereğinden daha fazla acı duyar gibi yapmış, Muallim de bileğini tutmak zorunda kalmıştı. Muallim, sol bacağını özen ile ovalarken; yüreği çok gümbürdemiş, göğsü ise muallimin kollarına sürtünmüştü. Öğretmenin gözlerine biraz da manalı bakmış; öğretmenin nefesiyle, nefesleri çarpışmıştı. Öğretmenin de nefesi körük gibi çıkıyordu. Muallimin üzerine çullanmasını beklemiş, bu helecan ile kalbi gümbür gümbür oynamıştı. Gereğinden daha fazla bu ovam uzun sürmüştü. Sonunda Zühre yerinden kalkmayı akıl etmişti. Bu kalkışın esnasında vucutları sürtünmüştü. Yanak yanağa yaklaşan nefesleri çarpışmıştı. Yanakları bir birine değer gibi dokunmuştu. Yüzlerdeki ince tüyler birbirine sürtünmüştü. İkisinin de yüreği bu temastan ürpermişti. İki elin birbirinden ayrılması da uzadı. Kaçarsam yakalar sanan Zühre bir hamle yapmıştı. Muallimin uzanmaya bile cesareti yoktu. Zühre, o yangın hal ile dönüp öğretmene baktı. Öğretmen bir “uzan” dese, hemen sırt üstü yatardı. Giderken bir kere daha, bir kez daha dönüp baktı. Muallimin dudağından bir ses duymak istemişti. Muallimin dudağından beklediği ses çıkmadı. Zühre hafif seke seke yavaş yavaş uzaklaştı. Öğretmen, o söğütlükte o hal ile kala kaldı.
 
 
MAİL 1
Uldız Hanım,
 
Ramiz Holdiğin Başkanı Ramiz Bey’in kızı bana roman sipariş etmişti. Sizinle de o sayede tanıştığımız malumdur.
Fakat ben o hanım ile bir türlü anlaşamadım. Önerdiği hikayeyi beğenmedim desem olmaz. Ama benden istediği şeyleri de yapamazdım. Vakası, bakış açısı bana hiç ait olmayan, gerçekle de örtüşmeyen, bir kurmaca yazamazdım :( Ramiz medhiyesi yazmak, mizacıma hiç uymadı. Ramiz Bey’e medhiyeyi tutsun bir başkası yazsın!
Eğer sözünüzdeyseniz sipariş bu hale döndü. Bu romanda Ramiz Bey’in özgeçmiş bulunmuyor. Aksine beş on Ramiz’in öz geçmişi desek olur.
Yaylakların metropele dönüşümü konumuzdur. Ellilerden milenyuma gelişimiz anlatıldı. Bu memleket Ramizlerin sayesinde yükselmiştir. Sanem, Ömer, Abbasların bedenleri bir
kuleydi. Her kulenin üzerine taht kuran bir Ramiz vardı. Köy damından gökdelene yükseliş böyle olmuştu.
Çukurova at oynağı göçer Türkmen kışlağıydı. Göçerler iskan olunca Uzunyayla mekan kaldı. Göçer Türkmen oymakları yerleşkeye alışırken; kanunlar ile töreler arasında bocaladı. Yeni yetme yaşam tarzı gelenekle cebelleşti. Yaylakların Frenkleri meydanlara çıkmışlardı. Töreler ile inançlar hükmünde inatçı iken; yeni dünyanın modası yaylaklara yaklaşmıştı. İnançlar ve gelenekler bu modayla kapışmıştı.
Beylik ile ağalıklar yer ile yeksan olurken, yeni yetme tacirlerin kepi başa çıkıyordu. Ağcaören, insanlıkta küçük meydan savaşıydı. Aşiret, oymak ve toplum; ortak akıl istiyordu. Ortak akıl ve töreler ellilerde çatırdadı. Ellilerin insanları, radyolarla değişiyor; Marsall yardımları ile sunni sütler içiyordu Traktör kamyon ve radyo yaylaklara girmişlerdi. Radyolarda yeni dünya düzenleri seslenirken, yeni yetme kuşakları başka dünya bekliyordu. Zamanenin ağalığı maddi güçle olacaktı. Maddi kuvvet ile akıl ve töreye diz çöktürüyor, katilerden kız almanın yolunu da buluyordu. Küçük patronluklar için büyük savaşlar çıkmıştı. Kazançlının umduğu rant; iki katır yükü kârdı.
Yapma bebek, çakma çiçek devri yeni başlamıştı. Yeni yetme güzellikler kanser gibi yayılırken, insanlığın göklerine kara duman çökertmişti. İnsanlıktan kala kala birkaç mavi gök kalmıştı. Issız yaylaklarda hala yaşayan çiğdemler vardı. Yüreği pak gönüllerin çiçeği her dem açardı. Yüreği pak gönüllerde her daim bir umut vardı.
Uldız Hanım, çalışmanın ilk kısmını bu duygularla yolladım. Bana destek olmak için azmin de ber devamsanız, lütfen cevap da yollayın. Baki olan sevgiler ve selamlarla Uldız Hanım…
 
From: Atabey Akkuzu
30 Mart 2010 Pazar
( Ödeş Kızı, I. Mail )
Romanın  devamı için tıklayın
 
 
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

04 Şubat 2018 Pazar 12:35:07

Böyle değerli paylaşımlara şahsen ben çok ihtiyaç duyuyorum. Bu siteye yakışan paylaşımlar. Gönülden tebriklerle

04 Şubat 2018 Pazar 16:15:00

Geçmiş bizi oluşturuyor. sonra da onu böyle anıyoruz. Güzel paylaşımdı.

04 Şubat 2018 Pazar 16:51:45

Kolay gelsin hocam, heyecanınıza katılıyoruz. İnşallah roman olarak da okuruz. Hayırlı olsun.

04 Şubat 2018 Pazar 16:52:31

Çok güzel bir romana benziyor.Onu da okumak için merakla bekliyorum. Gönül kaleminize sağlık Şehamettin Bey. Selam ve saygılar.

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...