Memluklar'ın Çukurova'ya Türk Boylarını İskân Etmesi

 
Çukurova gâvurdağı tarihi ve türkmenleri
 
 
 
BU YAZI ÇUKUROVA GÂVURDAĞI TARİHİ VE TÜRKMENLERİ ADLI KİTAPTAN ALINTIDIR. 
 
e) Memluklar ve Yörede Türk Boylarının Kalıcı İskânı
 
 
Kıpçak ülkesinde doğan, Kıpçak Borçoğlu veya Borlu kabilelerinden birisinden olan Baybars, köle olarak Önce Sivas, sonra da Halep’e ngetirilmiş akabinde köle olarak satıldığı Mısır’da, aklı almaz bir
 
 
59 Ali Sevim, Genel Çizgileriyle Selçuklu Ermeni ilişkileri, Ankara 1983, s.30–33.
 
 
yükseliş öyküsü ile Memluk Sultanı olmuştu.60 Moğolları Ayncalut Savaşı’nda yenerek bölgeden uzaklaştıran Sultan Baybars; bu defa Antakya’daki Haçlıları sıkıştırmaya başlayarak 1261–1262 yıllarında iki kez kuşattığı Antakya’yı, 1268’ de yeniden kuşatmıştı. Baybars, ordusunu üçe bölerek bir kısmını denizden gelebilecek yardımları engellemek için ayırdı. Ordusunun ikinci kısmını, Çukurova’dan gelebilecek yardımları engellemek için Binboğa dağlarının geçitlerine yerleştirdi. Üçüncü kısmı ile Antakya’yı kuşatmıştı. Baybars, üçüncü kuşatmasının ardından Antakya’yı eline geçirmişti. Bunun üzerine Baybars Moğollarla işbirliği yaptıkları için kin duyduğu Ermeni Kralı . Hetum üzerine kuvvetli bir ordu göndererek, Antakya’dan Kozan’a adar olan bölgeyi itaat altına aldı. aybars’ın Antakya, İskenderun ve Payas’ı elde etmesi üzerine atılı devletler Memlukların ticari çıkarlarına darbe vurmak amacıyla icaret yollarını ve yönetimlerini Anadolu içine kaydırdılar. Antakya,
Haçlıların elindeyken oldukça hareketli bir liman olan Payas Limanı ölgenin Memluk idaresine geçmesi ve Haçlıların bu tutumu sebebi le önemini yitirmeye başlamıştı.61
Baybars’ın bu bölgeye ikinci akını 1275 yılında gerçekleşti. aybars’ın, 1275 yılındaki ikinci akının da Adana, Tarsus, Sis, Misis ve yas; Memluklar tarafından ele geçirildi. İbn Seddâd, Sultan Baybars zmanında yalnız Anadolu’dan 40 bin aileden fazla Türkmen’in
Gazze’den Kozan’a kadar uzayan topraklara yerleştirildiğini
yazmaktadır62
 
Baybars, Moğolların önünden çekilerek Antakya ve Halep’e iskân etirdiği ve bu zaferleri kazanmasında kendisine çok yardımcı olan 40 bin çadırdan oluşan Türkmenleri, bölgeye iskân etmeye başladı1280 63
 
Sultan Baybars’ın, Payas’tan Adana’ya kadar iskân ettiği bu Oğuz Trkleri: Seyhun bölgesinde iken Karahanlı Hükümdarı Muhammet Aslan Bey’in himayesine giren, Karahanlı Devleti ile birlikte
 
60 Kazım Yaşar Kopraman, Aybars I, İslam Ansk. , C5, s. 221
61 Muammer Türk, Ebu Ubeyde B. Cerrah, a.g.e.2011, shf. 114
62 Sevinç, 1983: 11; Yinanç, 1989: 2
63 H. Sahillioğlu, Antakya, İslam Ansk.1991, s. 230.
 
 
Karahıtaylara yenilip, önce Horasan’daki (İran) Selçuklulara sığınan Türkmenlerdir. Bu Türkmenler daha sonra Selçukluların Kırmanç Valisi ile anlaşmazlığa düşüp, önce Kırmanç Valisi’ni, sonra da üzerlerine gelen Selçuklu Sultanı Sancar’ı, 1143deki Katvan Savaşı’nda yenerek Horasan’a egemen olan Oğuz boyları idi. Harzemşahlar 1170 yılında Horasan’daki Oğuzları yenince, Horasan’da bulunan Oğuzların büyük bir bölümü Güneydoğu Anadolu’ya yerleşmişti. Güneydoğudaki bu Türkmenler, Babai İsyanıyla Selçuklulara baş kaldırmış, Selçuklular bu isyanı batırmış olsalar da çok zayıf kaldıklarından Moğollar karşısında utanç verici bir şekilde Kösedağ Savaşı’nda mağlup olmuş bu olaydan sonra da yıkılmışlardı.
1248 de Anadolu Selçuklularını yıkan Moğolların önünden çekilen bu Türkmenler, Antakya ile Halep ve Şam civarlarına yerleşmiş, Memlukların hükümranlığına tabi olmuşlardı.64 Güneydoğu Anadolu’ya yerleşmeye başlayan bu Türkmenlerin 1186 yılında Nizip Meydan Savaşı’nda 30 bin Kürt’le savaşıp onları yenen, daha sonra Ermeni Kralı II. Leon’u da yenerek 36 bin Ermeni’yi esir alan Türk oymaklarıdır.
 
Bu Türkmenler henüz İslamiyet öncesi Şaman kültüründen tam olarak kurtulamamış olan bir kitledir. Güneydoğuya hâkim olan bu Türkmen topluluğu Adıyaman’da Babai İsyanını başlatarak Selçukluların yıkılmasına sebep olmuşlar; isyanın bastırılması ve Moğol istilası sebebi ile Antakya ve Halep arasındaki bölgeye yerleşmişlerdi.65 Kilikya Ermenileri üzerindeki Memluk saldırıları 1375 yılında nihayete ererek Kozan (Sis) şehri de Ermenilerden alınarak Ermeni Devleti’ne son verilmiş, bölge resmiyette Memluklar, fiilen ise Ramazanoğulları Beyliği’ne bırakılmıştır. 1375
 
 
 
f) Yöreyi Türk Yurdu Haline Getirme Mücadeleleri
 
1274 yılında tarihin ilk önemli seyyahı Marco Polo bölgeyi ziyaret etmiştir. “…bölgenin deniz kenarında bir şehri vardır ki adı Laias (Payas)’tır, güzel ve büyük, ticaretin faal olduğu bir şehirdir; çünkü
 
 
64 Atilla Canbolat, Hatay Türkmen Aşiretleri ve Bu Aşiretlerin İskânı, Sütçü İmam Ünvr.
K.Maraş, Y.Lisans Tezi, Eylül, ,s.16–17, 2006
65 Atilla Canbolat, a.g.e. s. 18
 
 
bilin ki, Fırat’ın tüm baharat ve kumaşları ve tüm diğerleri değerli şeyler, bu şehre taşınır. Pamuk çok boldur. Ve Venedik, Pisa ve Ceneviz tacirleri ve tüm iç bölgelerin tacirleri buraya gelir alım – satım yaparlar ve depolarını burada tutarlar.” Marco Polo’nun Payas’a geldiği kesin değilse de uğradığı limanın Payas olmasa bile İskenderun Körfezi’nde
Payas’ın tam karşısındaki Ayas ve limanı olmalıdır. Marco Polo bu gezisi esnasında göçer Türklerle karşılaşmış, evleri çadırlardan olan ve hayvan sürülerine sahip bu insanların yaşamından gözlemlediği tasvirleri eserinde anlatmıştır. Marco Polo’nun eserinde anlattığı bu göçerlerin Baybars’ın yöreye iskân etmeye başladığı Türkmen topluluklarından biri olduğu muhakkaktır. Amanos dağlarının batı yakasındaki Osmaniye ve İskenderun arasındaki sahil şeridi ile Kömürler ve Antakya arasında uzanan Hassa ve Kırıkhan ovaları; Dörtyol, Hassa ve Kırıkhan’ı bağlayan dağ geçitlerini kontrol etmek için yapılmış olan Darbısak, Mancınık, Şalan ve Sarıseki kaleleri mevcuttur. İlk Ermeni Baronu olan I.Toros’dan
(1100–1129) sonra bölgenin Memluk ve Ramazanoğulları’nın idaresine geçtiği zamana kadarki süreçte bu bölgedeki Ermeni varlığı oldukça etkiliydi. Memlukların bu bölge’yi Ermenilerden kurtarma mücadelesi 1268’den 1280’e kadar kesintisiz olarak devam etmiş, tam hâkimiyet ancak 1375’te sağlanabilmiştir. 1280 yılından 1375 ‘e kadarki zamanlarda Ermeniler, Amanoslar’ın zirvelerinde, Saimbeyli ve Feke’nin civarında direnmiş olmalıdır.
Pek çok kaynağa göre Dörtyol’un Gâvurdağı sırtlarında bulunan Mancınık Kalesi 1290 yılında Ermeniler tarafından yapılmış ve manastır olarak kullanılmıştır. Fakat Mancınık Kalesi’nin 1290 yılında Ermeni Krallığı tarafından yapılmış olduğuna dair bilgilerde bir yanlışlık olmalıdır. Çünkü 1290 yılında Amik, Payas ve Çukurova, Memluk ve Türk hâkimiyeti altındayken Amanosların Dörtyol ve Payas arasındaki, yakın bir vadi zirvesinde Ermenilerin kale yapabilmiş olmaları akla uygun gelmemektedir. Nitekim Darbısak ve Sarıseki kaleleri ile birlikte Amanosların doğu ve batı yakasında kontrol üçgeni oluşturan -Mancınık Kalesi’nin kitabesi Mustafa Kemal Üniversitesinde Kimyager olarak öğretim
61 görevinde bulunan Yardımcı Doç Dr. Aydın Özkan tarafından Almanca'dan Türkçeye çevrilmiştir. Mancınık Kalesi’nin kitabesindeki çeviriden çıkarılan bilgilere göre Mancınık Kalesi 1274 yılındaki Ermeni Kralı tarafından tamir ettirilmiş olduğu söylenmektedir.66* Dörtyol’a hâkim olan Özerli çayı vadisindeki zirvede Ermeniler tarafından yapılmış olduğu düşünülen Mancınık Kalesi oldukça sağlam bir şekilde kalmıştır. Mancınık Kalesi’nin manastır olarak kullanıldığına veya manastır olarak yapıldığına dair ileri sürülen iddiaların doğruluğu kuşkuludur. Mancınık Kalesi’nin savunma amaçlı yapıldığı mimari özelliklerinden dolayı oldukça açıktır. Kale, doğu batı yöresinde en önemli geçitler Suriye’ye Yalangoz – İncirli civarından, Batıda ise Gedik - Belen geçidi ile Atik yaylasından. Ayrıca kuzeybatıda dağlık alanda önemli sayılabilecek ve Amanosları aşan patikalar, Ceylanlı köyü yakınlarından Dörtyol ilçesine ve Hassa ilçesine değin uzanabilen geçitleri, Sarıseki ve Darbısak Kalesi ile birlikte kontrol etmek, Dörtyol civarındaki ahaliyi korumak ve bölgeye hâkimiyeti sağlamak amaçlı yapılmış olmalıdır. Mancınık Kalesi’nin yükseldiği vadinin eteklerinde ve Rabat köyü; Karabıyık Dede ziyaretgâhının etrafındaki yerleşim yeri yıkıntıları yukarıda sözü edilen yol güzergâhının başlangıcında bir şehrin bulunduğunu gösteren harabe yıkıntıları ile doludur. Mancınık Kalesi’nin, hem bu yerleşkenin, hem de sözü edilen bu eski geçidin korunması amaçlı kurulmuş olması gerekir. Bölgede 14 yy başından itibaren kesintisiz olarak Türk idaresi devam etmesine rağmen bölgede Osmanlıya tabi olan Ermenilerin varlığı devam edecek. Ermenilerin son kalıntıları Kurtuluş Savaşı sonrasında bölgeden uzaklaşacaklardır.
 
Dörtyol, Payas ve Erzin tarihinin Haçlı Seferleri sırasında, önemi azalan Payas ve Kinet Limanlarının yeniden hareketlendiği görülür. Bölge, Kudüs’ü Müslümanların elinden kurtarmaya gelen Haçlı Ordularının karaya çıktığı bir yer haline gelmiştir. Yaklaşık iki yüz sene boyunca çeşitli aralıklarla süren Haçlı Seferleri sırasında bölge Ermeni Krallıklarının, Templiete Şövalyeleri’nin hâkimiyetine düşecektir. Bu
 
 
66 *Not: Bu bilgi “Hatay Tarihi’ Kitabı’nın yazarı Mehmet Tekin’den şifahen alınmıştır. Bu
kalenin giriş kapısında bulunan 1982 yılına kadar kale kapısının girişine düşerek iki parça
halinde gördüğümüz kitabe kaybolmuştur.
 
 
 
esnalarda Bakras, Kırıkhan ve Hassa yakınlarındaki Darbısak kaleleri ile eski Payas Kalesi, Sarıseki Kalesi, Dörtyol Mancınık kaleleri Ermeni ve Templiete şövalyelerinin kontrolü altındadır.67 Hassa ve Dörtyol arasındaki geçitler ile Hassa ve Dörtyol taraflarındaki ovalar bu kaleler ile kontrol altında tutulmaya çalışılmaktaydı. Eyyubilerin; Haçlıları, ardılları olan kontlukları ve şövalyeleri bertaraf etmesi ile bölge tekrar Müslümanların eline geçmeye başladı. Eyyubiler ve Tolunoğulları’ndan sonra bir ara Ramazanoğulları’nın idaresine giren bölgede Moğolların Anadolu’yu işgali ile bir ara yeniden Ermeni Krallıkların kontrolüne girmiştir.68 1260 yıllarında Moğollar bu bölgenin idaresini kendilerine yardımcı olan Ermenilere bırakmıştır. Anadolu’daki Moğol istilası Anadolu Selçuklu Devleti’ni zayıflatmış ve beylikler dönemi başlamıştır. Bu dönemde Çukurova’da kurulan beylik Ramazanoğulları olmuştur. (1377–1516) Mısır Seferi’ne giden Yavuz Sultan Selim, Beyliği Osmanlı Devleti’ne
katmıştır.
 
 
Memluk Sultan’ı Baybars’ın yörede kurduğu Halep Valiliği ve Halep’e bağlı sancaklar düzeni kalıcı bir yönetim şekli olmuş, bu şekilde örgütlenen Türklerin bölgeyi Türkleştirme mücadeleleri başlamıştır. Türkler, bölgeye hâkim olabilmek için doğal olarak en yoğun nüfusa sahip Ermeniler ile mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Payas, Ayas, Tarsus ve Kozan (Sis) sancaklarının emniyetini sağlamak için en şiddetli mücadelelerin Amanoslardaki yoğun Ermeni yerleşkelerinin bertaraf edilmesi adına verildiği ortadadır.
 
Bu sıralarda, Tarsus ve Adana gibi müstahkem şehir ve kaleleri henüz fethedilmemişti. Bunun üzerine harekete geçen Memlûklar, Türkmenlerin de yardımıyla, Halep Valisi Emir Seyfeddin Bay-Demir el-Harizmî kumandasında gönderdikleri kuvvetler ile 1360 tarihinde Adana ve Tarsus’u ele geçirdiler. Üç-Oklara mensup Yüregir, Kınık, Bayındır, Salur, Kargın ve İğdir boyları ile Bozoklara mensup Dodurga, Kargın ve Beğdilli gibi boylar Orta Torosların dağlık kesimleri ile kuzey ve güney yamaçlarındaki ovalık alanlara tam olarak yerleştiler.
 
 
67 Mehmet ERSAN, Selçuklular Zamanında Anadolu’da Ermeniler, Ankara 2007
68 Çöhçe, Salim, “Doğu Akdeniz Çevresinde Türk Hâkimiyetinin Tesisi”, Ortadoğu’da Osmanlı Dönemi Kültür İzleri Uluslar Arası Bilgi Şöleni Bildirileri, C. I, Ankara, 2001, s. 144.
 
 
Sis ve Tarsus’un fethinden sonra Memluklarla birleşen Türkmen oymaklarının Silifke ve Sertavul geçitlerine kadar uzanan akınları başlamıştı. 1280 ile 1375 yılları arasında Osmaniye Zorkun yaylasından, Darbısak Kalesi, Mancınık Kalesi ve Sarıseki Kalesi’nin aralarında kalan dağ zirvelerinde tarihe geçmeyen çok sayıda Ermeni- Türk mücadelelerinin yaşandığını tahmin edebiliriz. Kontrol altına alınması çok zor olan bu bölgede kesin hâkimiyet sağlanamadan Erzin, İskenderun arasındaki sahil şeridi ile Kömürler, Kırıkhan arasındaki Amik ovası’nın güvende olamayacağı ortadadır. Sis ve Tarsus’taki kontrol tam olarak sağlandıktan sonra bu yörenin dağları da Türkmenlerin iskânına tam olarak açılmıştı.“Memlükler, Tarsus’ta bir niyabe (uç valiliği) tesis ederek bu niyabe sayesinde Çukurova’da yaşayan Türkmenleri kontrol altında tutmak istemişlerdir. Bu Türkmenler arasında, Bayındır, Salur, Dodurga, İğdir, Kargın, Peçenek, Yüregir, Kınık, Yıva ve Beğdilli boylarına mensup aşiretler bulunmaktadır.”69
 
 
Ramazanoğlu Beyliği’nin 1375 yılında Memlukların da desteği ile Gâvurdağları ve Feke de dâhil olmak üzere yörenin mutlak bir hâkimi haline gelmiştir. Bu tarihten sonra Ermeniler bölgede Türklere tabi bir ahali olarak yaşamak zorunda kalacaklar, sadık bir millet olarak Türklerle yan yana, hatta iç içe yaşayacaklardır. Gâvurdağlarında da kontrolün tam olarak sağlanması üzerine Osmaniye, Erzin, Dörtyol, Payas, Sarıseki sırtlarındaki dağ şeridi üzerinde güvenlik tamamen sağlanmıştır. Nitekim Avşar, Tecirli, Ulaş, Oğulbek, Cerit, gibi boy, oymak ve aşiretlerinden bazı kethüdalıkların bu dağları vatan edindikleri görülmektedir. Bu hâkimiyet sağlandıktan sonra Arsuz, Toprakkale ve Misis önlerine kadar uzanan ovaya artık İssos ovası değil; “Kınık ovası” denilecektir.





Şahamettin KuzucularAdmin / Erkek / 1/20/2016