Divan Şiirinde Sevgili Aşık Rakip Tasavvuru ve Beyitlerle Örnekleri

 

Divan Edebiyatı estetik kalıplar, mazmunlar, kalıp benzetmeler, mecazlar, tasavvurlar, düşünceler ve diğer sabit anlayışlar ile oluşan bir edebiyattır. Divan Şiirindeki kalıplaşmalar, içerik, biçimsellik ve tematik düzlemdedir. Divan Edebiyatı nazım türlerinin değişmeyen tema ve şekil özellikleri vardır. Nazım türleri  konuları hiç değişmeyen nazım birimleri, kafiye örgüsü, şiir bölümleri ile sabitleşen, temalarına göre de kalıplaşan bir özellik taşır.

 

Divan şiirinde farklı içerikler, konular işlemek amaç değildir.  Aksine divan şairleri aynı tema, düşünce, mazmun ve benzetmeleri kullanarak en üstün ve ahenkli söyleşiyi, ifade güzelliğini oluşturmak peşindedir.  Farklı temalar denemeyi yeğlemeyen divan şairleri aynı tema üzerinde farklı  söz hünerleri gösterme ustalığını yaratmak amacındadır. Bu bakımdan divan şairleri diğer konularda da olduğu gibi sevgili imajını da aynı benzetmeler, kalıplar, mazmunlar, tasvirler, tasavvurlar içinde verirler.

 

Divan şiirinde sevgili soyut bir varlıktır. Cinsiyeti belirsiz. Özellikleri ortak her şair tarafından aynı şekilde betimlenen soyut bir kavramdır. Divan şairlerinin sevgilisi gerçek hayatta yaşayan kanlı canlı bir varlık değil soyut bir tasavvurdur. Her ne kadar bazı şairler örneğin Nedim gibi kanlı canlı güzeller için de şiirler yazmış olsalar da genel olarak baktığımızda divan şiirindeki sevgili kalıp özelliklerle ifade edilen kalıplaşmış bir kavramdır.

 

Şairin âşık olup övdüğü falan veya filan bir güzel değil bizzat güzelliğin kendisidir. Divan Şairleri orijinal konular, benzetmeler, hayaller üretmek yerine güzelliği en ustaca, en hünerli ve Ahenkli şekilde anlatmak isteyen şairlerdir.

 

Bu bakımdan ilk divan şairinden son divan şairine kadar anlatılan sevgilinin biçimsel nitelikleri çoğunlukla aynıdır. Nedim gibi bir kaç şair hariç hepsinin ifade ettiği sevgili aynı şekillerde tarif edilmiştir. Bu sevgililerin hepsini betimleyen fiziki özellikleri hep aynı şekildedir. Selvi boylu, okka dudaklı, kaşları hilal ve yay gibi, kaşları, gözleri, tüyleri siyah renkli, gamzeli, kirpikleri ok, bakışları cadı ve cellât gibi can alıcı, elif gibi ince vb dir.[1]

 

Bu bakımdan divan şairleri sevgilileri için yüzlerce aynı benzetmeleri yapmışlar ve aynı benzetmeleri kullanmışlardır. Sevgili için kullanılan başlıca isimler, sıfatlar ve benzetmeler şunlardır: dost, yâr, hûb, habîb, mahbûb, cân, cânân, nigâr, güzel, şâhid-i aşk, efendim, iki gözüm, şâh, fettân, âfet, kâtil, zâlim, seng-dil, cevân, server, nâzperverd, cevr ü cefâlar kılıcı, bahâr-ı hüsn, dilber, dildâr, dilârâ, hüsn-ü âlem-ârâ, melâhat kânı, mürüvvet kânı, kân-ı atâ, zât-ı pâk, rûh-ı pâk, dâmen-i pâk, rûh-i revân, Türk-i kemân-ebrû, çeşm-i ala, gözleri bîmâr, mestâne çeşm, nûr-ı dîde, lâle ruhsâr, perî-ruh, mâh-talat, yüzü mâh, kamer-ruh, lâle-had, gül-çehre, şîrîn-cemâl, gencine-i sâhib-cemâl, gül-izâr-ı sâde, Cemşid-i eyvân-ı cemâl, kad-i bâlâ, serv-kad, serv-kamet, sîm-ten, şekker-güftâr, tût-i şekker-şiken, gonca-dehen, gonca-leb, oiste-leb, şîrîn-dehen, melek, huri, kıble, gül, serv, peri, büt, mah, mehlika,yâr, serv-i hıraman, bi vefa, gonca, gonca dehen, sultan, elif, hûb, mum vb dir.

 

DİVAN ŞİİRİNDEKİ SEVGİLİ İMAJI

 

Sevgiliye dair bütün tasavvurlarda ortak özelikler vardır. Sevgili neye benzetilirse benzetilsin sevgilinin en belirgin özelliği zalim oluşudur. Kılıcından dem â dem kan damlar. Katı gönüllüdür.

Rakip ile gezerek âşığını üzer. Ona merhamet etmez. Bilakis canına kasteder, yaralar, öldürür. Âşığını cevr cefa, eziyet ve kahrıyla öldürmek âdeta onun sanatıdır.

Sevgilinin güzelliği gül bahçesine veya bağa, gül-i handân, gül-i rânâ, gül budağı ve naz sülünü, dudağını taze goncaya, benlerini bekçiye, âşığın gözyaşların dolabı çeviren su şekline benzetilmesi alışılmış olan ve sürekli yapılan benzetmelerdir. Güzellik gül olarak düşünülünce, âşık da ona karşı inleyen bir bülbül olur. Sevgilinin gözleri cellât ve karadır. Kaşları keman, yay, hançer veya hilale benzetilir. Boyu servi ve fidan gibi uzun ve incedir. Dudakları ve ağzı nokta gibi küçüktür.  Kirpikleri oktur. Bakışları, kaşları ve kirpikleri ile öldüren sevgili aşığını gamzesine görmek öldürüp yok eder.

Sevgilin yüzünde ince sarı ve siyah tüyler vardır. Bunlar  “hat” denir. Sevgili kaşları gözleri saçları hep siyahtır. Nadir olarak yeşil veya mavi gözlü, sarı veya kızıl saçlı olur. Zaten siyah renk dışındaki renklerle tarif edilen güzeller Nedim’in gazel ve şarkılarında olduğu gibi soyut sevgili tipinden dışarı taşmış gerçek hayattan alınmış güzellerdir. Sevgilinin saçları perçemlidir. Kâkülleri yılana benzetilir. Gönüller sevgilinin zülfünde toplanır. Zülüf, yüze düştüğü için gönülleri güzellik ateşinde yakar. Güzellik bir eyvan, bir sihir ülkesidir, sevgili de onun hurşidi, şemsi veya cemşidi’dir. Sevgilinin yüzünde gamze yanağında benler vardır.  Sevgilinin yüzü dışında her şeyi karadır. Kara ise kesrettir ve yok eder. Sevgilinin yüzü ise aydınlık ve ay gibidir. Mehdir, mehlikadır, güneştir Kesretler aşığın yüze ulaşmasına engel olan rakipler ve yok edicilerdir. Kesretler fenadır.

 

Süzme çeşmün gelmesin müjgân müjgân üstüne
Urma zahm-ı sineme peykân peykân üstüne   (Rasih)



Gözlerini süzme, kirpiklerin üst üste gelmesin, (zaten )yaralı olan yüreğime peykânlar ( peykan: ok ucu ) gönderme.( Yüreğim senin aşkınla yaralıdır, bir de bakış oklarını bana gönderip sinemi dağlama, gönülleri yok etmek aşığını öldürmek yaktırmak yıktırmak, kan almak kanlı gözyaşı döktürmek sevgilinin hakkıdır. Yıkık gönülleri dilerse tamir eder. “Aşığın kanının her damlasında o peyda olur. Kendi kıble, semti Kâbe’dir. Her şey yok olsa âlemde âşık olmak için tek varlık sevgili yeter

Âşık onun zulmünden hoşnut kalmak zorundadır. Sevgilisinin işkencelerini maruz görmek zorundadır. Onun Cevr-ü cefasını onda gelen bir lütuf sayar. Adını anması bile âşığı sevindirmeye yeter. Sevgilinin gamı aşığın bulduğu bir kerem inayet ve yaşamak için gıdasıdır. Kendi niyaz ettikçe, sevgilisi naz ederek ondan yüz çevirir. Sevgilinin aşığa bakması istenemez. Zira bu aşığın ölümü ve mahvolması demektir. Sevgili aşığa iltifat etmez çünkü âşık bu iltifata dayanamaz ve zaten tahammül edilemez. Sevgilinin gamı ve kederi olmayan bir hayatın anamı yoktur Mananın kendisi sevgilinin gamı kederi ve sevdasıyla yaşamaktır. Sevgilinin cefası âşık için bir mihenk taşıdır.

 

Sevgilinin semti ve katı Ay ile güneş mertebesinde ulaşılmaz bir yerdir. O yüzden ay, güneş ve eyvan onun sıfatları ve yerleridir. Dolayısı ile ay güneş ve feleklerin katları sevgiliyi temsil ve sembolize eden kelimelerdir. 


Sevgili, idealize edilmiş soyut bir güzelliktir.  O güzellik mülkünün sultanıdır. Güzellikte benzeri yoktur. Çin putu bile onunla güzellik davasında bulunamaz. “ Leylâya "hüsn zekâtı" verir. Yüzü ak, alnı açık, kaşı çatıktır. Ne giyse mevzûn giyer. Her giydiği yakışır

 

Sevgilinin bir ismi yoktur. Sevgiliye, yapılan benzetmeler sevgilinin ismi olmakta veya ismi yerinde kullanılarak ona hitap edilmektedir. Gül, şems, kamer, şah, yüz, göz, dudak, boy münasebetiyle sevgiliye hitap edilmiş olur.

 

Sevgilinin tasavvufi anlamda düşünüldüğü örnekler de bir hayli yoğundur. Tasavvufi olmayan pek çok şiirde sevgili motifi kalıp benzetmelerle tasvir edilen soyut bir sevgilidir. Bununla beraber, divan şiiri estetik anlayışı ve kalıp soyut sevgili dışına çıkan realist ve kanlı canlı çizilmiş güzel tasvirlerine de rastlanır.

Divan şiirinde dinî ve dinî olmayan unsurlar iç içe kullanılmıştır. O yüzden kullanılan bu unsurların dini mi din dışı mı olduğunu anlamak çok güçleşir.  Fakat şairin açıklıkla ifade ettiği bazı beyitlerle bu konu aydınlık kazanır.  

 

Divan Şiirinde Sevgilisi İçin kullanılan Başlıca Benzetmeler:

Güneş:

 Sevgiliye benzetilmesi ışık ve aydınlığından dolayıdır.  Ay bile geceleri ondan ayrıldığı için bağrını döver. Güneşin ışıkları bütün dünyayı tutar. Sevgilinin güzelliği bazen güneşten de üstün ve parlaktır. Güneş dördüncü felekte padişah gibi düşünülür. Güneşe yaklaşılması nasıl mümkün değilse sevgiliye yaklaşmakta imkânsızdır. Sevgili güzellik burcunun güneşi, âşık da zerre gibidir.  Güneş Hurşit, MİHR, AFİTAB, ŞEMS kelimeleri eş anlamlı olarak Güneş anlamındadır. Bu kelimelerin hepsi sevgilinin vasfı olarak düşünülür. Kamer ve müşteri dostları, Zühre ve Zühal düşmanlarıdır. Dördüncü felekte göğün dördüncü katında bulunan Güneş’e Neyyir-i Azam da derler.

Hurşîd pençesin mi takınmış cebînine
Ol zülf-i zerdden dökülen terler midir   Nedîm, 35 G./3

Câmın şarâb-ı jale  pür etmişti lalenin
Bezm içre kâse- lîs idi hûrşîd-i tâbdâr.    ( Nev’i )

( Lalenin kadehini şebnem şarapla doldurmuştu. Güneş, bu meclisin çanak yalayıcısı idi. )

Hât gelince ârz-ı dildâre hiç etmem niğah
Mihre hengâmı küsufundan nazar meş’umdur.   ( Nabi)

Sevgilinin yanağında ayva gibi tüyler çıkınca dönüp bakmam. Çünkü tutulmuş güneşe bakmak Uğursuzluk getirir.)

GÜL

Sevgilinin en çok benzetildiği unsur güldür. Gül ile ilgili olarak da en çok gül – bülbül ilişkisi üzerinde durulur. Gül sevgili bülbül ise âşıktır. Gül tahtta oturmuş bir padişah gibi tasavvur edilir. Ona ulaşmak o yüzden zordur. Bu bakımdan aşığa düşen şey feryat etmek yalvarıp yakarmaktır.  Güldeki dikenler rakiplerdir. Diken aşığın güle uzanmasına erişmesine engel olur. Gül-i sadberg, iri gül, gül-i ter, ( Taze gül ) Güli rana içi sarı dışı kırmızı gül,  Gül-i suri, yağı çıkarılan gül gibi pek çok gül türü vardır. Bu güllerin hepsi sevgiliyi temsil eder.  (Gül-i handân, Verd-i handân, Gül-i pirehen), Gonca (Gonca-i nev-reste, Gonca-i gül-gûn-kabû), Gül Budağı gül ile ilgili diğer benzetmelerdir.

 

Acep mi bir gül için zahm-ı hârını çeksek
Zaman ola bu çemende dikenle söyleşiriz.  ( Nâzim)

zahm-ı hâr dikenin zahmetidir. 2. Mısradaki dikenle sözcüğü ile bahçıvan da kastedildiğinden iham sanatı vardır.

 

Halkı âlem andelipi murg-ı canım sandılar
Ettiği nalişleri ah-ı figanım sandılar   ( Hayali )

Halk inleyen andelipi ( Bülbülü) canımın kuşu sandılar. Ağlayıp inlemesini benim ahı figanım sandılar

 

Zamâne sırrını ko gonca gibi ser-best
Çemen safâsına gül gibi dil-küşâ olalum  ( Şeyhi)

Bırak, yaşadığımız devrin sırrı gonca gibi kapalı kalsın: Biz bağ, bahçe safasına gül gibi gönlümüzü açalım.

 

Taşradan geldi çemen sahnına bîçaredürür
Devr-i gül sohbetine lâleyi iletmediler               ( Necati)

Lâle, bahçeye dışarıdan gelen bir zavallıdır; ondan dolayı onu gül devri sohbetine sokmadılar.

 

 Suya virsün bağban gülzârı zahmet çekmesün
Bir gül açılmaz yüzün teg virse min gülzâra su   ( Fuzuli)

Bahçıvan boşuna uğraşmasın, gönül bahçesini sele versin (bozsun) zirâ bin tane gül bahçesini de sulasa senin yüzün gibi bir gül yetişmez, açılmaz.

 

"Halk-ı âlem gül seveydi keşki bülbül gibi
Ol lebi gonca bana tenha kalaydı gül gibi"      (Bâkî)
(Şu dünya halkı, keşke bülbül gibi gülü seveydi de o gonca ağızlı yalnızca bana kalsaydı.)

 

"Gül hâre düştü sîne-figâr oldu andelîb 
Bir hâre bakdı bir güle zâr oldu andelîb"       (Nâilî)

(Gül dikene düştü, bülbülün bağrı yaralandı. Bülbül, bir dikene bir güle baktı, ağlayıp inlemeye başladı.)

Bakıp o şûh ile nâz û niyâza meşk ederiz 
Gülün tebessümüne bülbülün terânesine    ( Nedim )

"Bâkî'yi gül gibi handân ettin evvel lûtf ile
Sonra döndün müptelâ-yı hâr-ı hicrân eyledin"  (Bâkî)

(Önce, Bâki'yi lütfunla, açılan güller gibi mesut ve bahtiyar ettin; sonra vazgeçip onu ayrılık dikenine müptela eyledin.)

 

Ehl-i temkinem beni benzetme ey gül bülbüle
Derde sabrı yok anın her lahza bin feryadı var (Fuzûlî)

Ey gül ben temkinli biriyim( ağırbaşlıyım, dikkatliyim) beni bülbüle benzetme çünkü onun dertlere sabrı olmadığı için durmadan feryad ve figan ediyor

 

Biz bülbül-i muhrik-dem-i şevkâ-yı firakız
Âteş kesilür geçse sabâ gül-şenimizden.      Selimî (Padişah 2’nci Selim)

 

Var iken yüzün güle meyl eylemez dil bülbülü
Arife bir gül yeter lazım değil tekrar gül.   Necati Bey

 

Bir bûse mi bir gül mü verirsin dedi gönlüm
Bir nîm tebessümle o âfet gülü verdi      Zâtî

 

Gönlüm [o güzele] bir öpücük mü, bir gül mü verirsin diye sordu. O âfet sevgili ise yarım bir tebessümle gülü verdi...

Gül cemâlin gülşenin gül gibi arz et bana ki
Bülbül-i şûrîde-vâr, ey gül-izârım, sensedim...            Hümâmî 

 

ŞAH- PADIŞAH

Divan şiirinde padişah sevgiliye benzetilen unsurların en başlarında gelir. Sevgili ile padişah ilgisi sevgilinin en yücede duran bir varlık olarak tasavvur edilmesinden ileri gelir. Sevgili güzellik âleminin ve mülkünün sultanıdır. Âşık ise o mülkün kapısında el etek öpen ve hep inayet uman kul ve köle gibidir. Sevgilinin kaşları kirpikleri gamzeleri gözleri hep bu ululuk ve kuvvetin timsalidir. Kaşları yay kirpikleri, ok, gamzesi, mezar veya hançer gibidir. Şah, padişah, sultan sözcükleri sevgili için kullanılan benzetme ve sıfatlardır.

Hattıñ Habeş kuluyla alsaydı Fas diyârın                                           

Zülfün sevâd-ı Çîne tek pâdişâh olaydı ( Nevres)

“Fermanın (ayva tüylerin) zenci köleyle Fas diyarını alsaydı ve saçın Çin ülkesinin yegâne hükümdarı olsaydı.”

"N’olacakdur terk-i ışk etme Fuzûli vehm edüb
Gayeti derler ola bir bende sultanın sever"

(Ey Fuzûli ! Sakın korkup ta aşkı terk etme ne olacak ki? En fazla bir kul sultanını sevmiş derler.)

 

Ayağın sakınarak basma aman sultânım 
Dökülen mey kırılan şişe-î rîndân olsun    ( Nedim)

 

"Yetimler gibi şâha iki gözüm bebeği
Mahallen içre oturmuş türâb ile oynar" (Necatî)

(Ey gözümün bebeği sultanım, bu fakir, yetim çocuklar gibi mahallende oturmuş toz toprak ile oynuyor.)

"Ben gedâ sen şaha kul olmak yok amma neyleyim
Ârzû sergeşte-i fikr-i muhal eyler beni"  (Fuzulî)

(Benim gibi bir dilencinin senin gibi bir padişaha kul olması uygun değil ama; ne yapayım ki, aşk ve arzu beni olmayacak düşüncelerin vadisinde şaşkın şaşkın dolaştırıp duruyor.)

Şâhâ senin cemâlini göreyim andan öleyim
Susamışam visâline ereyim andan öleyim"    Kadı Burhaneddin

Ey padişahım senin yüzünün güzelliğini göreyim, ondan sonra öleyim. Sana kavuşmaya susamışım, sana kavuşayım, sonra öleyim.

 

LEYLA

Sevgili Leyla’ya çok benzetilir. Âşık ise Kays ve Mecnun’dur. Onu bulmak için yollara düşülür. Kays, Leyla’nın delisi olup Mecnun olur. Leyla için çekilen sıkıntılar normal karşılanır. Hatta Leyla için çekilen sıkıntılardan âşık bilhassa memnundur. Şikâyet etmez, Şikâyet kavuşamamaktan gelir. Aşk için çekilen sıkıntıların hedefinde kavuşmak vardır. Ve aşk yüce bir hakikattir. Sevgiliden gelen cefayı bile âşık vefa olarak kabul eder. Divane, rüsva, deli olmak Mecnun’a telmih demektir. Mecnun’un deli gibi olması kendi kendine konuşması bağırıp çağırması, herkesin ona acıması, ağlayıp inlemesi, Âşıkların görevi gibidir.

 

Fuzûlî rind-i şeydâdır hemîşe halka rüsvâdır
Sorun kim bu ne sevdâdır bu sevdâdan usanmaz mı    Fuzûlî

Fuzûli çılgın (kalender, dünyayı umursamayan) bir divanedir, her zaman halka karşı rezil rüsva bir durumdadır, ona sorun ki bu ne biçim bir sevdadır ki bu sevdadan usanmıyor.

 

Kârbân-ı râh-ı tecrîdiz hatar havfın çekip
Gâh Mecnûn gâh ben devr ile nevbet bekleriz           Fuzulî

Aşk yolunun kervanıyız biz. Haramiler kervanımıza saldırıp da tekilliğimizi bozmasınlar diye şu dünyada bazen Mecnûn, bazen da ben, sıra ile aşk nöbetini tutuyoruz.

 

Mecnun ile bir mektebi-i aşk icre okuduk
Ben Mushafı hatmettim, o Leyli'de kaldı.   (Fuzuli)

Esîr-i derd-i aşk u mest-i câm-ı hüsn çok amma
Biziz meşhur olan, Leylâ sana, Mecnun bana derler    Fuzûli

 

 Bende Mecnûn'dan füzûn aşıklık isti'dadı var
Aşık-ı sâdık menem Mecnûn'un ancak adı var ( Fuzûlî )

 

Şeb-i yeldâda uzar fecre kadar kıssa-i aşk
Ta ki Mecnun bitirir nutkunu Leylâ söyler ( Fuzûlî )

... Aşk hikâyesi, yılın en uzun gecesinde bile şafak sökene kadar sürer; öyle ki Mecnun sözünü bitirir ise Leylâ başlar; Leylâ sussa Mecnun anlatır...

 

Şeb-i hicrân yanar cânım döker kan çeşm-i giryânım
Uyanır halkı efgânım kara bahtım uyanmaz mı?   Fuzuli

Ayrılık gecesi canım yanar, ağlayan gözlerim kanlı yaş döker. Feryadım halkı uyandırır da kara bahtım uyanmaz.. ( Mecnun mazmunu )

 

Yoluna cânâ revân etsem gerek cânım dedim
Yüzüme bin hışm ile baktı dedi cânın mı var (Zatî)

Ey Sevgili! Kabul edersen eğer, canımı yoluna akıtmak arzusundayım, dedim; yüzüme bin hışımla bakıp, ne canın var ki , dedi.

 

Sakın sen kûy-ı cananı uzakdur sanma ey Mecnûn
Seher yola giren âşık gece Leylâ'da akşamlar          Bursalı İsmail Beliğ (18. yy)

 

PERİ

Peri görünmez güzelliklere sahip erişilmez unsurlardır. Onu ancak sihir ile görmek mümkündür. Ancak bir sihir ile görünür olabilirler. Periler ile âşıkları görüşmesi çok zor olduğundan âşıklar periler kadar güzel olan sevgilileri ile ancak hayalde görüşebilirler. Bu bakımdan şairler ve âşıklar peri gibi olan sevgilileri ile ancak hayalde görüşebilmekle dahi mutlu olurlar.

Peri cin taifesin güzel kısmıdır mecazi olarak insanların güzelleri de peri olarak kabul edilir.

Yok bu şehr içre vasfettiğin dilber Nedim
Bir peri suret görünmüş bir hayal olmuş sana     Nedim

 

Eyitti ol perî bir düşüne girüren bir şeb
Sevincimden nice yıllar geçipdür görmedim uyhu ( Zatî )      

              

Bir perî peyker mi var yanında ağyâr olmaya
Var mıdır bir gül ki ânın çevresi hâr olmaya       Kanunî   (Muhibbi)



Yanında ağyar( yabancı kimseler, sevgili ile aşığın arasındaki 3.kişiler) olmayan bir peri yüzlü var mıdır? Etrafında dikeni olmayan bir gül var mıdır?

Aşiyan-ı murg i dil zülfü perişanındadır
Kanda olsam ey peri gönlüm senin yanındadır. Nedim

Akılı fikrim senin saçlarına yuva yapmıştır. Nerede olursam olayım Ey Peri gönlüm senin yanındadır.

 

Per-i Zad ise peri çocuğu manasındadır. Periler kadar güzel bir nev civandır.

 

Bilmem ki peri zade midir ya ki ferişte
Ol hüsnü letafet olmaz nev’i beşerde    Manastırlı Naili

O peri midir yoksa melek midir? Genç insanlarda böyle güzellik olamaz

 

TABİB

Tabip ile sevgili arasındaki ilişici sevgilinin aşk derdine derman bulabilecek bir vasıfta olmasından dolayıdır. Âşık derdine derman olabilecek tabiplerin verdiği ilaçlardan istemez, Onu iyileştirmek isteyen tabipleri azarlar, tersler. Aşığı iyileştirmek aşığın yaşama hevesini yok edip aşığı gerçekten öldürmek demektir. Sevgilinin aşkı olmadan yaşamak ölümün kendisidir.

Aşığın tek dermanı sevgilinin kendisidir. Ayrılık ateşli ile ne kadar yanarsa yansırı aşığın yaşama amacı sevgilisinin aşkını her daim gönlünde hissetme ve taşıma isteğidir.

 

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb
Kılma dermân kim helakim zehri dermânındadır  ( Fuzuli)

"Ey doktor, sen beni tedavi etmekten vazgeç. Ben aşk derdiyle mutluyum. Beni iyileştirme. Çünkü beni yok edecek olan zehir senin dermanında, yani vuslattadır" 

 

Kamu bîmârına cânân deva-yı derd eder ihsan·

Niçün kılmaz bana derman beni bîmar sanmaz mı?

 

Cânân( sevgili) bütün hastalarının dertlerine deva olurken benim derdime neden derman olmuyor, yoksa beni hasta sanmıyor mu?


Kim bilir dert ehlinin hâlin yine yâri bilir
Kıl tarrahhum dîde-i giryâne Allah aşkına   ( Fıtnat Hanım)

 

YUSUF

Erkek güzelliğinin sembolüdür. Yusuf u Sani – ikinci Yusuf-   olarak adlandırılan güzeller Yusuf’un güzelliğine benzetiliyor demektir.  Hiçbir güzellik Yusuf’un güzelliği ile boy ölçüşemez.  En çık onun kuyuya atılmasına ve Züleyha tarafından gömleğinin yırtılmasına telmih yapılır. Güzelliğini ve babasının ona olan düşkünlüğünü kıskanan kardeşlerinin yaptıkları eziyet en çok üzerinde durulan konulardandır.

 

Züleyha kölesi olan Yusuf’a âşıktır. Züleyha’nın çevresindekiler de bir köleye âşık olduğu için Züleyha’yı ayıplarlar. Züleyha aşkının büyüklüğünü ve Yusuf’un güzelliğini kanıtlamak için onu ayıplayan kadınları evine davet eder. Hepsine birer bıçak ve portakal verir. Misafirler portakalları soyarken Yusuf’un içeri girer. Yusuf’ u gören misafirler onun güzelliği karşısında şaşkınlıktan hepsi bıçakla ellerini keserler. O zaman anlarlar ki Züleyha Yusuf’a âşık olmakta haklıdır.


Yusuf gibi izzette sen Yâkub veş mihnette ben
Dil sâkin-i beyt-ül hazen tenhâlara saldın beni..." BAKİ


Gelir mihmân-ı gam cânâ şeb-i firkat hücum eyler
Gönül zenbûr-veş inler ne bal eyler ne mum eyler     Taşlıcalı Yahya

Açıklama: Gam gelip cana misafir olur, ayrılık gecesi hücuma geçer. Zavallı gönül eşek arısı gibi inler ama ortaya ne bal çıkar ne de mum.

 

Değüldüm men sana mâ’il sen itdün aklımı zâ’il
Mana ta’n eyleyen gâfil seni görgeç utanmaz mı      Fuzuli

Bu beyitte, mail, seni görgeç, utanmaz mı sözlerinden hareketle  Yusuf ile Züleyha hikâyesine telmih vardır.

 

CEYLAN

Sevgili özellikle sevgilinin gözü ve bakışları ahuya ve ceylana benzetilir. Ceylanın endamı yürüyüşü, sahrada yalnız yaşaması, avlanmasının zor olması gibi nedenler sevgili ile ceylan arasında münasebet oluşturur. Ceylan aynı zamanda vahşidir ve insanlardan kaçar onun güzelliği, insanlardan kaçması aşığın gözyaşlarından dahi ürkmesi, benzetiliş sebeplerinden bazılarıdır. Tüyleri, vücut güzelliği narinliği sık sık sevgiliye benzetilmesine sebep olur. Gazal, ahu, geyik, maral,  karaca ve ceylan eş anlamlı olarak kullanılır.

 

Haşin güzeller, vahşi güzeller, güzel gözlü güzeller, güzel kokulu güzeller ahu ve ceylana benzer. Misk ahusu güzel kokan güzeller için kullanılır. Araplar Güneş’e Ahu y- Felek de derler bu bakımdan divan şiirinde bu benzetme de sıık sık karşımıza çıkabilir.

 

Şîrler pençe-i kahrımda olurken lerzân
Beni bir gözleri âhûya zebûn etti felek.     Yavuz Sultan Selim,

Aslanlar bile pençelerimin arlında inlerken felek beni bir gözleri ahuya zebun etti.

 

Tenim  nizar görüp kaçma ey remîde gazal
Tassvvur et ki heyulay-ı ruh – Mevnun’um.   ( Naili )

Ay ahu, çirkin vücudumu görüp kaçma, Mecnun’un ruhunu üstümde taşıyan biri gibi hayal et.

Nakş eyle ey musavvir hüsn-i cemali yâri
Ahû –yı çeşm-i şuhun amma remide göster    ( Nabi)

Ey ressam ahu gözlü yârimin resmini çiz amma onun gözlerini ürkmüş gibi resmet.

 

Kangı dağda bulsam ben o maralı
Hangi çölde sürsem ben o gazalı

Yavrusun yitirmiş ceylan misali
Gezer çölden çölden çöle yoktur durağı   ( Bayburtlu Zihni)

 

O turfa kesânız ki istersek feleğin
Gazl-i mihrini istesek kebap ederiz.  ( Şair Ağah )

Öyle tuhaf insanlarız ki, istesek ahımızın ateşiyle feleğin ahusunu kebap ederiz.

 

Ahu’yı Harem avlanması yasak olan ahudur. Ahuyu harem, harem sözcüğü ile ilgili olan bu tabir mazmun olarak sık sık kullanılmıştır. Ahuy-ı Hoten, Çin Türkistan’ı ahusudur. Ahu yı müşgin, Çin ve Hindistan’da bulunur.

 

MUM

Yakıcılığından dolayı sevgili muma da benzetilir. Her güzelin bir aşığı olduğu gibi mumun da âşıkları kelebekler pervanelerdir.  Pervaneler içinde mum yanana fanusa nasıl girmek için uğraşıyorsa âşık da pervanelerin bu haline benzer. Bu mazmun şiirimizde oldukça sık kullanılır.  Aşık mumun etrafında döne dolaşa yanıp yakılan pervaneler gibi sevgilisinin etrafında dolaşır durur. Ama tüm çabası boşunadır. Sevgilisine kavuşursa da pervaneler gibi yanıp kül olur.

Bu mazmun, şem, mum pervane fanus, yanmak yakmak kelimeleri ile birlikte kullanılır Aslında bu kelimler ile şem ve pervane mazmunlarına telmih yapan kelimelerdir.

 

Aşk odu evvel düşer ma’şuka andan aşığa
Şem’i gör kim yanmayınca yakmadı pervaneyi     Fuzuli

 

Suz-i dilden bi haber sanmayın cananeyi
Şem’i yakmaz mı ol ateş ki yakar pervaneyi      ŞEYHÜLSİLAM YAHYA

 

Cananyi yakıcı ateşinden habersiz sanmayın pervaneyi yakan ateşi sevgili yakmadı mı?

Yakdın fena dükkânını hakister eyledin
Ey  şem külfet eyleme, pervane kalmadı       La Edri

 

MAH, MİHİR, KAMER, HİLAL

 

Ay parlaklığı, güzelliği ve karanlıkta yol göstermesi bakımından sevgiliye bilhassa yüzüme benzetilir. Aya ulaşmak yaklaşmak zordur. Ay yüze yaklaşmayı engelleyen ben, saç, kaş kirpik, hat ve zülüfler kara dır Bunca kesret içinde ay yüzü aşığı ferahlatır.

Ne kaçarsın benden ey yüzü mâhım
Seni seven var mı benden ziyâde          Gevheri

 

Perde çek çehreme hicrân günü ey kanlı sirîşk
Ki gözüm görmeye ol mâh-likâdan gayrı

Ayrılık günü yüzüme perde çek ey kanlı gözyaşı! Ki gözüm o ay yüzlüden başka bir şey görmesin


Âşıka tanetmek olmaz mübtelâdır neylesün
Âdeme mihr ü mahabbet bir belâdır neylesün     Nef?î

 

İLGİLİ BAŞLIKLAR VE LİNKLERİMİZ

 

KAYNAKÇA 

[1] Şahamettin Kuzucular, Divan Şiirinde Aşk ve Beşeri Sevgili





Şahamettin KuzucularAdmin / Erkek / 1/20/2016