Hattatların Şahı Hamid Aytaç

 
 
Şeyh Musa Azmi ya da herkesçe bilinen, tanınan namı ve adıyla Hamit Aytaç... Memurluğu dolayısıyla asıl adını kullanamaz. Memurların ikinci bir iş yapmaları yasaktır. O da yazdığı hatlarda‘Hamid’ müstear ismini kullanır. Daha sonra Hamid ismi yayılır herkes Onu bu isimle tanır. Kendisi bu durumu şöyle anlatıyor. “Asıl adım Azmi iken, azmettim, Hamid oldum. Şimdi de Allah’a hamd ediyorum. Bu imzaya çok şey borçluyum.” 
 
“Harflerin Bestekârı” diyorlar Onun için. Yüksek bir ruh halinden neşet eden, varlığımıza dokunan ve bize sonsuzluğun ülkesinde kanat vurduran derin, içli şarkılar gibi Hamit Aytaç’ın hatları da gözlerimizden gönlümüze akan sonsuz bir hissiyat ırmağı. Yazılar sadece bir takım şekillerden, tekniklerden ibaret değil, binlerce yıldır bizi eşref-i mahlûkata yükselten ruhun kâğıtlara izdüşümü. Aşk, sevgiliye duyulan hasret, özlem, ruhun göğüs kafesinden kurtulup sonsuzluğa uçması…
 
Hattat Hamit Aytaç hat sanatının son temsilcilerinden. Son büyüklerimizden… Hat Sanatı eskimeyen alfabemiz ve harflerimiz etrafında oluşmuş güzel yazı yazma işidir. Sadece harfleri güzel yazmak iyi bir hat yazmak anlamına gelmiyor. Hattatın yüreğini, hissiyatını, imanını konuşturması gerekir. Yani Hat yazarken yazının kendini aşarak daha estetik, daha anlamlı, daha ahenkli bir şekle bürünmesi gerekir. Mürekkep, kalem, kamış, kâğıt, hokka cansız bir nesne, bir araç olarak değil ruhu olan, sanatçıyla bütünleşen, sanatçının uzuvlarından bir parça olarak görülmeli. Zaten hat sanatı tamamen hattata bağlı süreçte gerçekleştirilir. Harflerin sembolize edilmesi ve ya sembollerin harflere giydirilmesi hattın gayesini belirler. Hat sanatının öğrenilmesinde usta-çırak ilişkisi büyük önemi haiz. Yani her güzel yazı yazan ve yetenekli olan hattat olacak diye bir kaide yok. Gönülden bağlanmak gerekir. Hattat Hamit Aytaç bu işe hem gönlünü hem ömrünü verenlerden. Altınoluk Dergisi’ne verdiği bir mülakatta şu çocukluk anısını anlatıyor:
 
                  “Bir gün ben yazı ile meşgulken, peder bana:
-“Oğlum al şu parayı git karpuz al” dedi. Ben de içimden:
-Babam da tam zamanının buldu dedim. Çünkü aklım yazmakta olduğum yazıda kaldı. Parayı aldım yolun yarısında, para elimde olduğu halde, zihnim yazıyla meşgul olduğundan parayı kaybettim zannıyla geri döndüm. Tam evin kapısı önünde paranın avucumda olduğunu hatırladım. Tekrar dönüp, karpuzu alıp eve geldiğimde, peder bana çıkışarak.
-“Niçin geç kaldın” dedi. Ben de:
- “Efendim, parayı düşürdüm de, aramak için geri döndüm ve yarı yolda parayı buldum, bunun için geç kaldım” dedim.
Yazıya olan aşkımdan derslerimi ihmale başladım ve o sene sınıfta kaldım.”
 
Hattat Hamid Aytaç hem Osmanlı’yı hem cumhuriyeti yaşamış. Her daim duruşundan ve ilkelerinden bir milim sapmamış. Cumhuriyet dönemindeki alfabe değişikliği hat sanatını olumsuz manada etkilemiş ama Hamit Aytaç hiçbir zaman umutsuzluğa düşmeden işine devam etmiş. Geçimini sağlayabilmek gayesiyle başkaca işlerle uğraşmış ama hayatının merkezinde hep hat olmuş. Hat sanatının ilgi görmediği dönemlerin olması Onu hiçbir zaman bu sanat dalından koparmamış. Adeta genç kuşakla kadim sanatımız hat sanatı arasında köprü görevini üstlenmiş. Hani meşhur bir söz vardı ya “Kur’an Mekke’de indi, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.” En güzel hatlar, yazılar hattatlarımızın kaleminden dökülmüş. Hattat Hamit Aytaç’ın da kaleminden de nice güzellikler döküldü kâğıda. Hat, ebru, musiki, şiir, mimari… Buna benzer birçok uğraş alanı ancak bütüncül bir medeniyet perspektifinde anlam kazanır. Bunların gün yüzüne çıkması, sanatçıların zihninden çıkıp toplumla buluşması daha doğrusu anlam kazanması toplumun eğitimiyle, hissiyatıyla direkt bağlantılıdır. Hepsi özveri ve sabır ister, özen ister… Bizim medeniyetimizde sanatın durmakla, dinginlikle bağları güçlüdür. Hızda, hız çağında bir şey üretilmez. Üretilenler de geçmişin tekrarı ve kalitesiz kopyasından ibaret olur. İnceliği, nezaketi, sabrı kaybetmiş toplumumuzdaki estetik anlayışın, sanatsal kalitenin düşüklüğü üzerine kafa yormak gerekir.
 
1891'de Diyarbakır'da doğan, 18 Mayıs 1982’de İstanbul’da vefat eden Aytaç’ı rahmet ve minnetle anıyoruz. Rahmet olsun….
 





Muaz ErgüÜye / Erkek / 5/13/2016