İLK İSLAMİ ESERLER


İLK İSLAMİ ESERLER

İlk İslami eserler İslamiyet’i ilk kez seçen Karahanlılar zamanında yazılmıştır.

 Karahanlılar başlangıçta Uygur alfabesi kullanmışlardı. Ancak Karahanlıların  İslamiyet’i anlamak, Kuran’ı kerim'i okumak  maksadı ile Arapçayı ve Arap alfabesini öğrenmek zorunda kalmışlardı. Bu nedenle Karahanlılar Uygur Alfabesinin yerine Arap alfabesini kullanmaya başlamışlardı.  Ancak Karahanlılar ilk İslami eserleri hem Uygur hem de Arap alfabeleri ile yazmaya, çoğaltmaya özen göstermişlerdi.

Bu nedenle Karahanlılar zamanında yazılan ilk İslami eserlerin hem Uygur hem de Arap alfabesi ile yazılmış nüshaları bulunmaktadır.

Türkler İslamiyet’i seçtikten sonra düşünce hayatlarında ve edebi ürünlerinde önemli değişiklikler oldu. Sadece dini anlamda değişiklikler oluşmadı; yerleşik hayata geçmekle birlikte bilimsel çalışmalar da oluşmaya başladı. Yapılan bilimsel çalışmalar, araştırmalar, eserlere dönüştü.

Tasavvuf, ahlâk öğretileri, sosyal hayat ve din bilgileri içeren eseler Kutadgu Bilig, Atabet’ül- Hakayık, Divan-ı Hikmet’tir. Bilimsel anlamda değer taşıyan ilk İslami eser ise Divan-ı Lügati’t- Türk’tür.

 

KUTADGU BİLİG (1069- 1070)

Kutadgu Bilig, İslamiyet’in ve İran Edebiyatı’nın etkisinde yazılan ilk Türk eseridir. Ondan daha eski olup, bu nitelikleri taşıyan başka bir esere rastlanmamıştır.

Yusuf Has Hacip, bu eseri Tabgaç Buğra Han’a (Kaşgar Hükümdarı) sunmuştur. Sunmak demek, ithaf etmek demektir. Geçmişte, sanatçılar bir eseri genelde büyük devlet adamlarına ithaf ederlerdi. Bunun nedeni hem maddi kazanç sağlamak hem de takdir görmek, daha çok tanınmak istemektir. Haklı nedenlerle Yusuf Has Hacip, ülkesinin hükümdarına bu eseri ithaf etmiştir. Hem daha çok tanınmak hem de hükümdarına yol göstermek…

Yusuf Has Hacip’in kitabının adının bugünkü anlamı “mutluluk bilgisi” dir. Ne tür bir mutluluk diye soracaksınız değil mi? Bir devlette yaşayan insanların ve o insanları yönetenlerin mutluluğu tabii ki…

 

Kitapta toplumsal sınıflar anlatılmıştır. Halk, bilim adamları, din adamları ve devlet adamları belli başlı toplumsal sınıflardır. Bu sınıfların nitelikleri bir bir sayılmıştır. Onların birbirleriyle ilişkilerinin nasıl olması gerektiği anlatılmıştır. Doğru tutumlar ve davranışlar sergilendiğinde toplumsal sınıfların huzur içinde yaşayabileceği vurgulanmıştır.

Arık göçebe olmayan Türk toplumunun iş bölümü yaparak çalışması gerektiği ve bu sırada düzen ve saygının korunması gerektiği ileri sürülmüştür. Bu kadar erken bir süreçte bir yazarın bunları fark etmesi ve önlem almaya çalışması ilginçtir. Gerçekten göçebe hayattan yerleşik hayata geçerken kişilerin ve sınıfların tanımı da değişmiştir. Kim yönetici, kim kimden sorumlu karışmıştır. Toplumsal sınıfların tanımlanması, kargaşayı azaltmıştır. Bu nedenle Kutadgu Bilig son derece önemli bir eserdir. Bey, vezir, elçi, mektupçu, hazinedar, damgacı, memur, halk, âlim, şâir, doktor, üfürükçü, rüya tabircisi, falcı, ticaret adamı, çiftçi gibi o dönemin çeşitli mesleklerini yapan insanlar tanımlanmış, onların özellikleri ve hükümdarın onlara nasıl davranması gerektiği açıklanmıştır.

 

Kutadgu Bilig’de de Türklüğün aslından olan  “devleti ve hükümdarı kutsama”görülürHükümdar ve devlet halkın üstünde tutulmuştur. Fakat halkın da hakları göz önünde bulundurulmuş, hükümdarın halka karşı adaletli davranması öğütlenmiştir.

 

Budunnıng hakı bar melikler öze

Melikning hakım a budundın tüze

 

(Hakanların halk üzerinde yönetme gücü vardır/ Halkın da hakan üzerinde hakkı vardır.) Bu beyitte de anlaşıldığı üzere halkın hakları göz ardı edilmemiştir. Kutadgu Bilig yetmiş üç bölümden oluşur. 6645 beyitten meydana gelmiştir. Aruz ölçüsüyle yazılmış, öğretici niteliğinden dolayı çok şiirsel bir söyleme ulaşamamıştır. Dört kavram, dört kahramanla somutlaştırılmıştır. Hakan yani hükümdar olan Kün Togdu “doğru yasa”yı; vezir olan Ay Toldı “mutluluk” u; vezirin oğlu Ögdülmiş “akıl”ı; vezirin kardeşi Odgurmuş “ahiret” i karşılamıştır. Kahramanlar yoluyla okurun bu kavramları daha rahat algılaması ve anlaması sağlanmıştır.

Kün Togdu, Ay Toldu, Ödgülmiş ve Odgurmuş arasındaki tartışamalar ve konuşmalar okurun sözü edilen kavramlar üzerine düşünmesi sağlanmıştır. Biri diğerine bir soru sorar; öteki karşılık verir. Bu biçimde konuşmalardan bir ders çıkar. Okur, kendine öğütler edinir.

 

Beni pek çok üzüyor, dil sahibi olmak,
Başımı kesmesinler, ben keseyim dilimi.

Bilerek söylenen söz bilgi sayılır,
Bilgisizin sözü kend, başını yer.

Çok konuşma, sözü az ve birer birer söyle,
Yüz bin sözün düğümünü bu bir sözde çöz.

Kişi doğdu, öldü, sözü kaldı bak!
Özü gitti insanın, adı kaldı bak.

Bütün iyilikler bilginin faydasıdır,
Bilgi ile göğe bile yol bulunur.

 

 

(Yusuf Has Hacip'in anıt mezarı)

Özellikle son beyite bir bakar mısınız? Daha 11. yüzyılda insanın aya gönderileceğini sezmiştir Türk insanı. Keşke giden de bizden olsaydı değil mi?

 

ATABETÜ’L HAKAYIK

Atabet’ül Hakayık, 12. yüzyılda Edip Ahmet tarafından yazılmıştır. Edip Ahmet, bu eseri, Semerkant’ta hükümdar olan Sipehsalar Bey’e sunmuştur. Bu eser Kutadgu Bilig’den biraz farklıdır. Kutadgu Bilig, bireyin toplumla ve devlet ilişkisini açıklamaya ve düzenlemeye çalışır. Oysa Atabet’ül Hakayık bireyin kendi iç dünyasıyla ilgilidir. Bu iç dünya, evrensel olan ahlaki kurallarla zenginleştirilmeye çalışılır. Din, ahlak, iyilik, doğruluk, erdemlilik, alçak gönüllülük, cömertlik gibi evrensel anlamda insanın iç dünyasını güzelleştiren kavramların etrafında yazılmıştır. Eserin adının bugünkü karşılığı “gerçeklerin eşiği” dir. 

( Atabetü'ül Hakayıktan bir sayfa)

 

Eserde hayatın gerçekleri ve bu gerçeklere karşı doğru ve ahlaklı bir kişinin nasıl bir tutum takınması gerektiği anlatılmıştır.

Atabet’ül Hakayık, 1918 yılında Necip asım tarafından Ayasofya Kitaplığı’nda bulunmuştur. 1950 yılında Türk Dil Kurumu bu eseri Reşit Rahmet Arat yoluyla yeniden inceletmiştir. Hatasız okuma sağlanmış ve günümüze kazandırılmıştır. Arap harflerinden Latin harflerine çevrilmiş ve üzerinde pek çok araştırma yapılmıştır.

 

Eser öğretici bir nitelik taşır. Bir öğretmen gibi, okurlarını eğitmeye çalışan Edip Ahmet çağının ahlak ve din anlayışını da ortaya koyar. geçmişteki Türklerin toplumsal yaşantıları ve gelenekleri konusunda bize bilgi veren nadir eserlerden biridir aynı zamanda…

Sadece Türk edebiyatında değil, doğu edebiyatında öğüt verici nitelikte eserler çok yazılmıştır. Doğunun “insanı eğitme” “üstün ve erdemli insan arayışı” onun dünyaya bakışını da belirler. Çağlar boyunca dünyaya dostça ve insanca bakmayı “dürüst ve ahlâklı olma” ya bağlayan doğu edebiyatı, bugün de bu bakış açısını sürdürür gibidir.

 

Atabet’ül Hakayık döneminin ihtiyaçlarını gidermiş bir eserdir. İnsanların kolaylıkla anlayabileceği, sade bir dille yazılmıştır. Okuyanlar bu eseri hemen anlayabilir; sade ve seçkin sözlerde akılda kalabilirdi.

 

“bilgi” ve “dil” ve “doğruluk” ile ilgili birkaç dörtlük:

 

Bilgiden vururum sözüme temel
Bilgiliye ey dost, bağla gönül
Bilgiyle bulunur mutluluk yolu
Bilgi bil, mutluluğun yolunu bul.

***

Dili yalan yerden uzak dur, kaçın;
Geçir sen de ömrünü doğruluk üzere,
Ağız dil süsü doğru söz olur
Doğru sözle, söz ve dilini süsle.

***

Dünya dolu düşmanlık, cefa ile
Hani bir vefalı? Var ise dile.
Sen bozuksun; ondan dünya bozuldu.
Niçin sitem edersin bu âleme?

 

 

DİVAN- I HİKMET

( Ahmet Yesevi'nin Türbesi)

12. yüzyılda Türkler arasında tasavvufun yaygınlaştığıBu yaygınlaşmayı sağlayan ve destekleyen en önemli ilk iki kişi Yunus Emre ve Ahmet Yesevi’dir. Ahmet Yesevi, Divan-ı Hikmet adlı eseriyle Türk insanına yalan yanlış din bilgileri yerine doğru ve sevgi üzerine kurulu bir din anlayışı yerleştirmeye çalışmıştır. Ahmet Yesevi, dini yaygınlaştırmayı, insanlar arasında huzuru ve mutluluğu sağlamayı kendine görev edinmiştir. Her insana ulaşmak istemiştir. İşte bu nedenle sevgili dostlar, oldukça anlaşılır bir dil kullanmıştır. Dörtlüğü ve hece ölçüsünü seçmiştir. Çünkü halk, eserleri ancak bu şekillerde anlamakta ve bu biçimleri sevmektedir. Amacı hem sanat yapmak ama aynı zamanda eğitmektir. Ahmet Yesevi, Öğretici fakat sanatsal olmayı da başarmış bir eser yazmayı başarmıştır.

 

Ahmet Yesevi o kadar çok sevilmiştir ki, kendisinin görüşlerini bir arada toplamak ve sonsuz kadar yaşatmak için sevenleri Yesevilik akımını oluşturmuştur. Bu akımla birlikte dalga dalga tasavvuf rüzgârları Doğu Türkistan’da esmeye devam etmiştir. Divan-ı Hikmet, “ dünyadan yakınma” “cennet- cehennem” “peygamber ve mucizeleri” “İslam efsaneleri” gibi konuları işlemiştir. Halkın batıl inançlardan kurtulup sağlıklı bir inanç sistemi geliştirmesini sağlamaya çalışmıştır. Bugün Özbekistan, Kazakistan ve Türkmenistan’da Divan-ı Hikmet hala büyük bir ilgiyle okunmaktadır. Türkistan’da neredeyse her yüz kişiden birine bir Divan-ı Hikmet düşmektedir. Şaşırtıcı değil mi? Ama ne kadar güzel bir durum!

İşte size yine dörtlükler. Bakalım beğenecek misiniz?

 

Vah ne yazık, sevgi kadehini içmeden,
Çoluk çocuk, ev-barktan tam geçmeden
Suç isyan düğümünü burada çözmeden
Şeytan galip, can verirken de şaştım ben iste.

***

Nerde görsen gönlü kırık, merhem ol
Öyle Mazlum yolda kalsa, yoldaş ol
Mahşer günü dergâhına yakin ol
Ben benlik güden kişilerden kaçtım ben iste.

***

Gönül verme dünyaya
Sakın girme harama
Hakkı seven âşıklar
Hep helâlden yemişler

***

Dünya benim diyenler
Cihan malın alanlar
Akbaba kuşu gibi
Haramlara dalmışlar

 

Dörtlüklerde anlatılanlar basit gibi görünen fakat derin anlamları olan duygulardır, Üzerinde biraz düşününce eminim sizler de fark edeceksiniz… Dünyadaki bütün insanlar bunları düşünse ve kavrasa sanırız ne kavga olu ne de savaşlar!

Şimdi “İlk İslami Eserler” arasında, bilimsel anlamda yazılmış Divanı-ı Lügati’t- Türk’ü anlatmaya geçelim:

 

DİVAN-I LÜGATİ’T- TÜRK(1072)

İlk Türkçe sözlük, İlk Türkçe deyimler ve atasözleri sözlüğü, ilk tarama sözlüğü, ilk derleme sözlüğü, ilk antolojik çalışma…

Kaşgarlı Mahmut bu kitabı, Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazmıştır. Türkler ve Araplar kaynaşmaya başlayınca, Araplar Türkçeyi öğrenmek istemiştir. Var olan bir kaynak olmayınca Kaşgarlı Mahmut bu kitabı yazmaya karar vermiştir. Ama beklenenden çok daha fazlasını yapmıştır. Belki de ona ilk Türkolog unvanını vermeliyiz. Kaşgarlı Mahmut kitabının başında : “ Ben bu kitabı, hikmet, seci, atalar sözü, şiir, vezin, nesir gibi şeylerle süsleyip hece harfleri sırasınca düzenledim. Araştıran kişi, onu yerinde bulsun, arayan sırasında arsın diye her kelimeyi yerli yerine koydum; derinlikleri alana çıkardım; katılıklarını yumuşattım. Yıllarca birçok zorluklara göğüs gerdim. Bu sözlük kitabını baştan sonuna kadar sekiz bölümde topladım.”

 

Bu önsöz yazısında aslında amaçlarını ve kitabı yazma aşamalarını sıralamıştır. Sonunda da bir şaheser yaratmıştır.

 

Kitapta, sözcükler alfabetik olarak sıralanmıştır. Önce özcüğün Arapçası sonra Türkçe karşılıkları yazılmıştır. Sözcüğün içinde geçtiği deyimler ve atasözleri sıralanmıştır. Bugün bu deyimlerin ve atasözlerinin büyük bir çoğunluğu yok olmuştur. Fakat yazıya geçirildiği için, bugüne kadar taşınmıştır. Bunu Kaşgarlı Mahmut’a borçluyuz.

 

Kitapta Oğuz Türklerinin yaşantılarından da söz edilmiştir. Gelenek ve göreneklerden, inançlardan söz edilmişidir. Bunlar altın değerinde bilgilerdir. Oğuz boylarının kollarını anlatarak Tarih biline katkı sağlamıştır. Onların yaşantı izlerinden haber vererek Türk halk bilimine kaynak oluşturmuştur. Boyların kullandıkları ağızlar, dil özellikleri anlatılmış, Türk dilinin tarihsel aşamalarına dair ilk çalışmayı oluşturmuştur. Türkoloji’nin kaynağını oluşturmuştur.

Kaşgarlı Mahmut, kitabında Türklerin yaşadığı coğrafyalar hakkında bilgiler de vermiştir. Şehirleri, ülkeleri ve bölgeleri tanıtmıştır. Kaşgarlı Mahmut’un şaşırtıcı bir biçimde coğrafi bilgisi derinlikli ve geniştir. İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı’nda gördüğümüz koşuk, sagu ve savlara örnekler verilmiştir kitapta. Bunlar sözlü ürünler olduğundan hiçbiri yazıya geçirilmemişti nerdeyse. Kaşgarlı Mahmut sayesinde bu metinlerden pek çoğun ulaştık.

Kaşgarlı Mahmut, sözcüklerin köklerini göstermiş, eklerin görevlerini anlatmıştır.

Sözcüklerin tarihte nasıl bir değişim gösterdiğini de anlatmıştır. Yani o aynı zamanda Türk dilinde ilk etimolojik çalışmayı yapan kişi de olmuştur.  Kitapta Türkçeye sonradan giren sözcükler de eklenmiştir. Türkçenin hangi dillerden etkilendiğini görmek de mümkün dolayısıyla dostlar…

Kaşgarlı Mahmut, bu kitabı yazmak için senelerce uğraşmıştır. Bu akademik bir başarıdır. Çünkü anlattıkları, yazdıkları bir yorum ya da söylence değil bilimsel verilerden oluşmaktadır. Her söylediğine bir belge göstermiş, örnekler sunmuştur. Bütün bu nedenlerden ötürü Divan-ı Lügati’t- Türk, Türk dili ve edebiyatının baş acı edilen eserlerinden bir kabul edilmiştir.

 

İkinci Meşrutiyet yıllarında Ali Emiri adlı bir kişi, İstanbul Sahaflar Çarşısı’ndan bu kitabı bulmuş ve satın almıştır. Kilisli Rıfat kitapla ilgilenmiş, Besim Atalay da günümüz Türkçesi’ne çevirmiştir. Türk Dil Kurumu, kitabı üç cilt halinde basmıştır(1939).

Kaynaklar

1- Reşit Rahmet Arat   Kutadgu Bilig

2- Besim Atalay Divan-i Lügati’t- Türk

3- Türk Dil Kurumu  Atabet’ül Hakayık

4- Toker Yayınları Divan-ı Hikmet ve Atabet’ül Hakayık

alıntı adresi : modersmal-t.skolutveckling.se/turkiska/
 

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

 


 


KAYNAKÇA / İLGİLİ LİNKLER
1 Atabetü'l-Hakayık Konusu Dili İçeriği Nüshaları Alıntılar
2 Divan-ı Hikmet'in Dil Şekil Konu Özellikleri ve Hakkında Tüm Bilgiler
3 Divan-ı Lügat-it Türk'ten Örnekler
4 Divan-ı Lügat-it-Türk Yazımı Basımı Bulunuşu Önemi
5 Divan-ı Lügat-it-Türk ve Kaşgarlı Mahmud Hakkında Bilgiler Tespitler Örnekler
6 Kaşgarlı Mahmud Divan-ı Lügat-üt Türk Deyim Atasözü Şiir Örnekleri
7 Ahmet Yesevi ve Yunus Emre
8 Ahmet Yesevi Hayatı ve Tasavvuf Edebiyatının Başlangıcı
9 Tasavvuf Mutasavvuf Nedir? Kuramı ve Kavramları
10 Tasavvufun Kaynağı Örgütlenmesi ve Kurumlaşması