ŞİİRİN KALBİ ATARKEN DÖRTYOL'DA

ŞİİRİN KALBİ ATARKEN DÖRTYOL’DA
 
17.12.2016 Cumartesi günü saat sekiz sularında Tarihçi, şair Halil KURU, Osmaniye’de yetişmiş şiirde hecenin ustası şair Enver ÜSTE, emekli öğretmen Seydi ÖZMEN  ve ben özel arabamızla Dörtyol’a doğru yol alırken bayağı heyecanlıydık. Nasıl heyecanlı olmayalım ki, Türk şiirinin yetiştirdiği ama adları yeni yeni su yüzüne çıkan şiirin ustalarıyla buluşup onlarla tanışıp bilgi küpümüze yeni yeni bilgi kırıntıları koyacaktık. “Adları yeni yeni su yüzüne çıkan şiirin ustaları” tabiri belki biraz hoş olmaya bilir. Çünkü Türk şiirinin yeni yetişen usta adaylarının yanında şiirin ustalaları da Dörtyol’da olacaktı. Bir Yusuf BİLGE, Bir Tayyip ATMACA ve bir Mahmut TOPBAŞLI zirveye oturmuş şairlerden başında gelenlerden değil mi?
Yusuf BİLGE, Müslüman Türk’ün değerlerine bağlı, bağlı olduğu değerleri yaşayan ve yaşatan, kaybolmuş değerlerin nasıl kaybolduğunu araştırıp ortaya çıkarmaya çalışan adı gibi BİLGE birisi. Şiirin dışında Türk Edebiyat Tarihini araştıran, Türk tarihinin derinliklerine inmeye çalışan bir araştırmacı, bir usta.
Tayyip ATMACA; bir bakıma benim üstadım olur. Yaş olarak benden küçük olsa da şiir bilgisi, kaleme hâkimiyeti yaşayan atalar sözlerini ve deyimleri şiirlerde ustaca kullanmasını bilen bir şiir ustası. Tayyip ATMACA’nın bazı şiirlerini Karacaoğlan şiirlerine benzetirim ama Karacaoğlan’a taş çıkartırcasına onu aşabilmiş aşkın, sevdanın şairi Tayyip ATMACA. Karacaoğlan’a benzetirim dediysem de Tayyip ATMACA şiirde kendi yolunu çizmiş, kendine has bir ekol olma yolunda yol almaya hızlı adımlarla ilerleyen ayrı bir şiir ustası olduğunu da belirtmeliyim.
Mahmut TOPBAŞLI; yaşayan Yunus EMRE’dir bir bakıma. Heceyi ustaca kullanan, kendisini edebiyat dünyasına kabul ettirmiş bir usta. Tarihin derinliklerinden gelen değerleri İslam’ın değerleriyle sentezleyip güzellikleri sunuyor şiirlerinde okuyuculara. Şiirlerinde bazen tarihin ihtişamını da yaşatır okuyucuya. Mahmut TOPBAŞLI’nın şiirlerinde ağabeyim, üstadım dediği Yusuf BİLGE’nin izlerini görmek mümkün. Mahmut TOPBAŞLI, Yusuf BİLGE’nin tezgâhında pişmiş, pişme sonucunda da el almış bir şiir ustası. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, Mahmut TOPBAŞLI öğretmen okulunda bizden bir üst devre, yani ağabeyim olur onu da gururla belirtmeliyim.
Saat 09 sularında Dörtyol Öğretmenevi’ne vardığımızda diğer illerden davetli misafir şairlerde gelmeye başlamıştı. Ben Halil KURU, Enver ÜSTE ve Seydi ÖZMEN’i Dörtyol Öğretmenevi’nde bırakıp istikamet Hatay deyip yola revan oluyorum. Payas, İskenderun, Belen istikametinden ilerlerken BELEN GEÇİDİ’nin “Hatay Amik Ovası”na hâkim bir yerde mola verip “Amik ovası”nın güzelliğini seyrediyorum. Dağlara bakıyorum yeşilin güzellikleri arasına yerleştirilmiş “RÜZGÂRGÜLLERİ”, ovaya bakınca uçsuz bucaksız düzlük… Allahın bizlere birer lütfü olsa gerek bu güzellikler bu verimli ova diye düşünüyorum. Seyir Tepesinden güzellikleri seyre doyum olmazken telefonum çalıyor. Osmaniye’den gönül insanı, kendisini hayır ve faydalı işler yapmaya adamış, Osmaniye Sevdalısı Av Selahaddin ARPACI Bey arıyor. Hatay istikametinde olduğumu söyleyince kahkahayı patlatıyor sabah sabah. “Beni geçtin ha” diyor. Biraz sohbet edip kapatıyoruz telefonu. Ben biraz daha “Seyir Tepesi”’nden eşsiz güzellikleri bir müddet daha seyredip harekete geçiyorum. Saat 11.30 sularında “Hatay Havaalanı”na varıyorum. Son zamanlarda “HAVAALANI” yerine “HAVALİMANI” yazılmaya başlandı. Bunun yanlış bir uygulama, yazım yanlışı olduğunu düşünüyorum. “LİMAN” denizlerde gemilerin barındığı, yük alıp indirdiği yerken gökyüzünü de suya benzetmiş olmalılar ki “HAVALİMANI” diyorlar. Karada olan geniş düzlüklere halk arasında dahi “ALAN” diye addedilir. Böyle olunca “HAVALİMANI” yazılması yanlış, onun yerine ; “HAVAALANI” yazılmalıdır. Bu işe Türk Dil Kurumu hemen el koymalı ve bu yanlışı düzeltmeli.
Mahmut TOPBAŞLI ve sevgili eşini getirecek uçak saat 11.45 de “HATAY HAVAALAN”’nda olması gerekiyordu ama yaklaşık bir saat kadar gecikmeyle geliyor. Hatay Havaalanı’nın da beklerken Türki TOLU’yu arıyorum… Reyhanlı’daymış. Pazar günü Hatay’a gelip gelemeyeceğini soruyorum ama rahatsızlığı sebebiyle gelemeyeceğim diyor. Kendi kendime “Reyhanlı’ya gitmek farz oldu” diyorum.
Mahmut TOPBAŞLI ve eşini getiren uçak yaklaşık bir saat gecikmeyle semalarda gözüküyor. Az sonra Mahmut ağabeyler gelip otomobilimize binip kısa bir “hoş geldiniz” ve “hal hatır” faslından sonra istikamet Reyhanlı deyip yola revan oluyoruz. Reyhanlı havalına yaklaşık 50 km kadar bir mesafe uzaklıkta. Yollar gayet güzel. Reyhanlı girişinde yolun sağ tarafında beton bloklar görünce, “bunlar da sınır duvarı mı yoksa” diyorum. Mahmut ağabey, “yok canım böyle sınır mı olur?” diyor. Ama biraz sonra Türki TOLU’yu bulup sorduğumuzda gerçekten sınır duvarı olduğunu öğreniyoruz. Bir zamanlar Çinliler bizim akınlarımızdan korunmak için “ÇİN SEDDİ” denilen duvarları yaparken bugün biz duvar çekiyoruz sınıra. “Aman Ya Rabbi… Nereden nereye” diyoruz.
Türki TOLU ile kucaklaşıp hasret gideriyoruz. Öğle yemeğini Türki TOLU’larda yiyip çayımızı yudumluyoruz. Zama bu akıp gidiyor. Saat dörde(16’ya) doğru müsaade isteyip ayrılıyoruz. Saat beş buçuk(17.30) gibi Dörtyol’a geliyoruz. Dörtyol Öğretmenevi’nde Tayyip ATMACA’yı buluyorum. Tayyip Bey beni Şahamettin KUZUCULAR beyle tanıştırıyor. Bir-kaç defa telefonda konuşsam da yüzyüze görüşüp tanışmak bugüne kısmetmiş meğer. Dörtyol Öğretmenevi’nde akşam yapılması pilanlanan ödül dağıtım töreni de yapılmış biz gelinceye kadar. Ödül ve mansiyon alan şairler şiirlerini okumuşlar. Güzel de olmuş anlatılanlara bakılırsa.  Dörtyol Öğretmenevi’nin bahçesinde yıllar önce tanıştığım güzel insan şair Köksal CENGİZ(Niyazkâr)’le karşılaşıyorum. Kucaklaşıyoruz. Kısa bir tanışma faslından sonra biz Osmaniye’ye gitmek için Halil KURU, Enver ÜSTE, Seydi ÖZMEN ve ben Dörtyol Osmaniye istikametine yola revan oluyoruz. Dörtyol Öğretmenevi’nden ayrılırken yarın sabah buluşmak üzere de kavilleşiyoruz. Hatay’da kurulacak olan “ŞİİR SOFRASI”na bekle bizi, biz geliyoruz 20.12.2016
Musa SERİN
 





Musa SerinGold Üye / Erkek / 12.05.2016