Vamuk u Azra Hikayesi Kökeni Mesnevileri ve Özetleri




Vamuk u Azra'nın Kökeni 

Hikâyenin aslı Helenistik dönemde yazılmış (I. yüzyıl) Metiokhos kai Parthenope adlı Yunanca mensur bir romana dayanır. Bu isimlere ilk defa II. yüzyılda Kıptıce, Yunanca ve Arapça bir papirüste rastlanmış, daha sonra  Asi  nehri kıyılarında Daphne  kazılarında üstünde Metiokhos ve Parthenope yazılı olan II. yüzyıla ait bir mozaik bulunmuştur. Zeugma-Belkıs’tan çalınıp ABD ye kaçırılan bir mozaikte de aynı adlar yazılıdır. Metiokhos ile Parthenope arasında geçen aşk hikâyesi, milâttan önce VI. yüzyılda Sisam adasında başlar.

Phrygia’lı bir genç kız olan Parthenope  Phrygia'lı Metiokhos’a âşık olur ve  bekâret yeminini O’nun uğruna bozarak bu genç ile birlikte olur. Bekâreti için yaptığı yeminini bozan Parthenope bundan çok pişman olur ve kendini cezalandırarak saçlarını keser. Fakat yine de vicdanı rahatlamadığı için kendisine ceza vererek kendisini Campania’ya  sürgün eder. Bura da da kendini Dionysos’a adar. Bu olaya  çok kızan Afrodit ( Aprodite Venüs )  bu genç kızı,  kuş vücutlu kadın başlı bir  deniz ifriti olan Siren’e dönüştürür.  ( bkz https://edebiyatvesanatakademisi.com/edebiyat-terimleri-mazmunlar/afrodit-aprodite-venus-kimdir/68320 )

Kısaca Yunan veya Helen kökenli  olan bu öykü  İslâmî edebiyatlara da taşınmış  Vâmık ve Azrâ adını almıştır. Vamık ve Azra’nın Arapçadaki anlamları  Metiokhos ve Parthenope’nin Yunancadaki anlamlarının karşılığıdır.  Azrâ (delinmemiş  inci, bâkire) Parthenope, Vâmık (âşık) [1] manalarına gelmektedir. ( bkz Bursalı Lami Vamuk u Azra Mesnevisi )


İslami Edebiyatta  Vamuk u Azra 

Bu hikaye ilk önce Arap edebiyatına geçmiştir.   İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist’inde Abbâsî Halifesi Me’mûn’un kütüphanesinden sorumlu İran asıllı meşhur mütercim ve şair Sehl b. Hârûn’un (ö. 215/830) kütüphanedeki eserler arasında Vâmık  ve’l-Azra adlı bir kitabın varlığını haber vermektedir.  Hikâye ilk defa Sâsânîler’den I. Enûşirvân zamanında (531-579) kaleme alındığı ve bir nüshasının Horasan Emîri Abdullah b. Tâhir’e (ö. 230/844) sunulmuş olduğu bilinmektedir. [2] Fakat bu eserler günümüze ulaşmamıştır.


Arap İran ve Türk Edebiyatında  Yazılmış Vamuk ve Azra Mesnevileri 

İslam Edebiyatına geçmiş olan bu hikâyenin  ele geçen   ilk nüshası Gazneli Mahmud  ’un  saray şairi Unsurî’nin (ö. 431/1039-40) “feûlün feûlün feûlün feûl” vezninde yazdığı Farsça bir eserdir.  Unsuri’nin kayıp olan bu eserini Pakistanlı Muhammed Şefî bulmuş, , eseri  513 beyit halinde yayımlamıştır. Eserin bu bölümünde yer alan Vâmık ve Azrâ dışındaki şahıs adları ile yer adlarının hepsi Yunanca’dır.[3]   Unsuri’nin eserini elimize geçmemiş olan ilk nüshalardan  yazdığı kabul edilmekte, bu eserin Arapça yazılmış önceki nüshalardan   esinlenerek yazıldığı ortaya çıkmaktadır.

Yunan kökenli bu hikâyenin kahramanlarının adları  yaşadıkları ve doğdukları yerler ile hikâyelerinin sonları yazılmış olan bu mesnevilerde farklılıklar göstermektedir. Eserlerin bazıları mutlu sonla  bitmektedir.  Bazılarında âşıklar birbirine kavuşamamıştır.  “ Vâmık, Unsurî’de Krutis adası hükümdarı Miltiades’in oğlu, Lâmiî’nin Türkçe eserinde Çin fağfûru Taymos’un, Cûşikânî’nin kitabında Sâsânî Hükümdarı Flatos’un, Sulhî’nin eserinde bir Arap melikinin, Zahîr’inkinde Sabâ Sultanı Nâsır’ın, Katîlî, Sarfî, Nâmî ve Muhammed Hüseyn-i Şîrâzî’nin eserlerinde Yemen hükümdarının oğludur. Azrâ, Unsurî’de Sisam adası hâkimi Polycrates’in kızı, Lâmiî’nin eserinde Gazne sultanının, Cûşikânî’nin eserinde Karluk Hükümdarı Kadir Han’ın, Sulhî’ninkinde Keşmir hükümdarının, Zahîr’inkinde Câbelsâ Hükümdarı Şahbâl b. Salsâl’ın, Katîlî’ninkinde Hicaz hükümdarının, Sarfî’ninkinde Rum kumandanlarından Suheyl’in kızı, Nâmî ve Muhammed Hüseyn-i Şîrâzî’ninkinde bir köylü kızıdır. “[4]

Divan Edebiyatında Vamuk ve Azra Mesnevileri 

 

Bu hikaye eski edebiyatta çok sevilmiş  İran ve Türk edebiyatında Sehl b. Hârûn El Desteysâni, Unsûrî, Ebu Reyhân Bîrûni, Cürcânî, gibi İranlı şairler bu konuda mesnevi yazmışlardır. Türk edebiyatında ise  , bu konuyu; Behiştî Ahmet Sinan Çelebi (ö. 1507), Kalkandereli Mu'îdî (Lâmi'î'nin çağdaşı), Manisalı Çâmi'î, ( Sulhî, Esirî , Mu’iniddin,  Kirmânî,[5]) Havâyî Mustafa (ö. 1608), Kubûrî-zâde Abdurrahmân Rahmî (ö. 1715) ve Hamzavî gibi şairlerin yazdıkları da bilinmektedir. Türk Edebiyatı'nda Vâmık ile Azrâ  hakkında yazılmış en önemli eser zamanında “Anadolu'nun Câmî'si “ diye adlandırılan  Vamuk u Azra Mesnevisi  Bursalı Lami ’nin eseridir. [6] Vâmık ve Azrâ, Türk edebiyatında  âşıkların birbirine kavuştuğu mutlu sonla biten  bir mesnevi olarak işlenmiştir.

Bu hikâyeyi ilk defa yazmış olan Behişti’nin eseri kayıptır.  Manisalı Câmiî, (1550-1554) Sinan Paşa’nın emriyle   Kanûnî Sultan Süleyman adına yazdığı [7]Vâmık ve Azrâ’sı Muhabbetnâme adıyla da bilinen 181 varak tutarındaki tek nüshası Süleymaniye Kütüphanesi’nde kayıtlıdır. (Fâtih, nr. 4142)[8] Bursalı Mehmed Tâhir, bunlardan başka Havâî Mustafa Bursevî (ö. 1017/1608) ve Havâî Abdurrahman İstanbulî’nin de (ö. 1122/ 1710) birer Vâmık ve Azrâ kaleme aldıklarını söyler (Osmanlı Müellifleri, II, 488, 489) Muhammed Şefî‘, Cemâlî adlı bir şairin de Vâmık ve Azrâ yazdığından bahsetmiştir.[9] 

Bu hikâye  XVI. yüzyılın başlarından itibaren  Türk Edebiyatına da geçmiş ve mesnevi halinde yazılmaya başlanmıştır. Bu eserler Farsçadan tercüme veya adapte yoluyla meydana getirilmiş ama “Türk muhayyilesinin zenginliği ve olayların coğrafyası bakımından bazı farklılıklar da göstermiştir. “[10]

Lâmi'î, 5981 beyitlik Vâmık u Azrâ mesnevisini,  Kanuni Sultan Süleyman 'ın emriyle yazmaya başlamış ve altı ayda bitirmiştir. Eserde 102 beyitten oluşan Kasîde-i Gül-i  Sad-Berg vardır. Böylece eser 5981 beyit haline çıkmış olur.  Lâmi'î'nin bu eserinden,  Latifi  dışında, bütün kaynaklar söz etmişler ve Türk Edebiyatı'nın meşhur Vâmık u Azrâ mesnevisi olduğunda birleşmişlerdir.[11]

Lâmi‘î hikâyeyi İslâmî unsurlarla geliştirmiş; dönemin âdetleri, gelenekleri, yaşayışı, mûsiki ve kozmik âleme ait kültürleri burada sergilemiştir.[12]
Bursalı Lami  Çelebi, bu eserini iranlı Unsurî (d. 961 - ö. 1040) nin aynı adlı eserine dayanarak yazmış eserine İslâmî unsurlar katmış, tasavvufa olan meylini, zaman zaman olaylara ve kahramanlara yansıtmıştır”[13]

Bursalı Lami ’nin  Vamık u Azra mesnevisi  5981 beyittir.  Manisalı Camî’nin mesnevisi de olay örgüsü bakımından Lamiî’nin mesnevisiyle aynıdır. Mesnevinin olay örgüsü, iç içe girmiş pek çok maceradan oluşur.



UNSURİ’NİN ESERİNİN ÖZETİ

Krutis adası hükümdarı Mildiates’in oğlu Vâmık üvey annesinin kendisini zehirleyeceğini öğrenince arkadaşı Tûfân ile (Teofanos) birlikte gemiyle Sisam adasına, adanın yöneticisi olan akrabası Akos oğlu Polycrates’in (metinde Filikrat) yanına gider. Deniz kıyısındaki Hera Tapınağı’nın önünde Polycrates’in kızı Azrâ ile karşılaşır ve iki genç birbirine âşık olur. Bir süre sonra Azrâ’nın annesi kocasına durumu haber verince Vâmık huzura çıkar. Hükümdar onu bir dizi sınavdan geçirerek kendisine sarayda bir yer gösterir. Başka bir gün Vâmık’ın savaş yeteneğini sınamak için onu bu konuda çok mahir olan Azrâ ile karşılaştırmak ister, fakat Vâmık bunu kabul etmez. Vâmık sarayın bahçesinde dolaşırken Azrâ ile karşılaşır. Bu arada Vâmık ile Azrâ birbirine yaklaşır, zaman zaman bir araya gelerek içki içerler. Azrâ’nın hocası Filatos gençlerin buluştuklarını annesine haber verir. Bir gece Azrâ, Vâmık’ın odasına gidince onu izleyen hocası Azrâ’yı kınayarak olup biteni babasına bildirir. Bunun üzerine Polycrates kızının Vâmık’la görüşmesini yasaklar. Azrâ buna çok üzülür; annesine Vâmık’tan ayrı kalamayacağını, onunla evlenmediği takdirde kendini öldüreceğini söyler. Babası da Azrâ’yı Vâmık’a vermeyi kabul eder. Muhammed Şefî‘in neşrettiği metin burada sona ermektedir. Hikâyenin geri kalan kısmı, büyük bir ihtimalle Unsurî’nin eserini veya kaynağını gören Ebû Tâhir-i Tarsûsî’nin kaleme aldığı sanılan Dârâbnâme’de şöyle devam eder: Azrâ’nın annesi ölünce babası kızını Vâmık’la evlendirmekten vazgeçer. Bu arada adaya saldıran düşmanlar Polycrates’i esir alıp öldürürler. Ülkeyi ele geçiren hükümdar Vâmık ve Azrâ’yı da yakalatır. Hükümdar veya yanındakilerden biri Azrâ’ya sahip olmak isteyince Azrâ bunu kabul etmez ve esir olarak satılır; Sakız adası dahil birçok Yunan adasında esir tüccarlarının elinde kalır; neticede Eflâtun’un öğrencisi filozof Hirankalis’in eline geçer. İki yıl sonra bir gece Azrâ başından geçenleri efendisine anlatıp bir kral kızı olduğunu söyleyince Hirankalis kendisini âzat ederek Vâmık’a götürmeye söz verir. Azrâ’nın dört yıl süren esaret hayatı mutlu bir şekilde sona erer.


TÜRK MESNEVİLERİNDEKİ NAMUK U AZRA ÖZETİ

Birçok defa evlenmesine rağmen çocuğu olmayan Çin Hakanı Taymus, Turan Şah’ın resmini görerek beğendiği kızıyla evlenir ve bir oğlu doğar. Adını da Vâmık koyar. Çocuk büyüdükçe güzelliği dillerde dolaşır ve sonunda Gazne hükümdarının kızı Azrâ’nın kulağına kadar gider, Azrâ ona âşık olur. Bundan kendisini haberdar etmek için resmini yaptırıp Vâmık’a gönderir. Vâmık da resmi görünce Azrâ’ya âşık olur ve sevgilisini bulmak üzere sırdaşı Behmen ile birlikte yola çıkar. Çok maceralı ve tehlikelerle dolu birçok yolculuk yaparlar; kendilerini yoldan alıkoymak isteyen düşmanlar ve tabiat üstü varlıklarla mücadele eder, savaşır, yaralanır ve iyileşirler. Yolda Sultan Erdeşîr’in kızı Dilpezîr onlara yardım eder ve Dilpezîr ile Behmen arasında bir aşk doğar. Behmen, Belh Sultanı Tûr’un eline düşünce Dilpezîr, Vâmık’ı kurtarmak için Kal‘a-i Dilküşâ’ya götürür. Oradan da Lâhîcân adlı bir peri sultanının oğlu ile, Kafdağı’nda oturan Perîzâd adlı prenses tarafından Kafdağı’na kaçırılır. Bu arada Lâhîcân ile Perîzâd da birbirlerine âşık olurlar. Artık ayrılığa dayanamayıp Vâmık’ı aramaya çıkan Azrâ yolda Dilpezîr ile karşılaşıp sevgilisinin Kal‘a-i Dilküşâ’da bulunduğunu öğrenir. Kafdağı’na ulaşıp Lâhîcân’ın izniyle Vâmık’a kavuşur. Fakat Vâmık, vefa duygusuyla arkadaşı Behmen’i araması gerektiğini söyleyerek yine tehlikeli yolculuklara girişince Azrâ ile Dilpezîr de beraberinde giderler. Tûs Şahı Mizbân ile savaşları sırasında Azrâ Mizbân’a esir düşer ve Mizbân ona âşık olur. Vâmık, Azrâ’yı kurtarmaya çalışırken ateşperest Hindular tarafından yakalanır. Birçok maceradan sonra Dilpezîr’in yardımıyla Azrâ Mizbân’dan, Vâmık da ateşte yanmaktan kurtulup Tûs şehrinde birbirlerine kavuşurlar. Tûs Şahı Mizbân onların şerefine verdiği ziyafet sırasında Hümâ adlı bir kızla evlenir. Bu arada Lâhîcân Perîzâd’a, Behmen de Dilpezîr’e kavuşmuştur. Böylece bütün sevenler Mizbân’ın ülkesinde mutlu zamanlar geçirir. Hikâye Vâmık’ın babasının yerine tahta geçmek üzere Azrâ ile birlikte ülkesine dönmesiyle sona erer[14]

 LİSTEDE İLGİLENDİĞİNİZ LİNK VE BAŞLIĞA TIKLAYINIZ 

 

 

KAYNAKÇA

  • [1] VAMBERY, Arminius - Turgut Akpınar,  TDV İA, cilt: 42; sayfa: 503
  • [2] VAMBERY, Arminius - Turgut Akpınar,  TDV İA, cilt: 42; sayfa: 503
  • [3] VAMBERY, Arminius - Turgut Akpınar,  TDV İA, cilt: 42; sayfa: 503
  • [4] A. Naci Tokmak, VÂMIK ve AZRÂ, İA, cilt: 42; sayfa: 504
  • [5] Şerife AKPINAR, LÂMİ‘Î’NİN VÂMIK U AZRÂ MESNEVÎSİNDEASTROLOJİK UNSURLAR, https://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s12/akpinar.pdf
  • [6] Prof. Dr. Gönül AYAN, VAMIK ile AZRA, https://turkoloji.cu.edu.tr/ESKI%20TURK%20%20EDEBIYATI/go_ayan_01.php
  • [7] M. Esat Harmancı, Manisalı Câmi‘î: Muhabbetnâme (Vâmık u Azrâ): İnceleme-Metin-Nesre Çeviri (doktora tezi, 2003), MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü; 
  • [8]  Selami Ece, Manisalı Camiî’nin Vamık u Azra Mesnevisi (doktora tezi, 2002) Atatürk Üniversitesi SBE.
  • [9] A. Naci Tokmak, VÂMIK ve AZRÂ, İA, cilt: 42; sayfa: 504
  • [10] A. Naci Tokmak, VÂMIK ve AZRÂ, İA, cilt: 42; sayfa: 504
  • [11] Prof. Dr. Gönül AYAN, VAMIK ile AZRA, agy.
  • [12] Şerife AKPINAR, LÂMİ‘Î’NİN VÂMIK U AZRÂ MESNEVÎSİNDEASTROLOJİK UNSURLAR, https://www.turkiyat.selcuk.edu.tr/pdfdergi/s12/akpinar.pdf
  • [13] Prof. Dr. Gönül AYAN, VAMIK ile AZRA, agy.
  • [14] A. Naci Tokmak, VÂMIK ve AZRÂ, İA, cilt: 42; sayfa: 504

 





Şahamettin KuzucularAdmin / Erkek / 1/20/2016