YOLSUZLUK

       Dünya Bankası'na göre yolsuzluk; kamu gücünün özel menfaatler için kötüye kullanılmasıdır.
      Uluslar arası şeffaflık örgütü daha genel bir ifade ile: yolsuzluğu sadece “kamu gücüyle” sınırlı olmayan herhangi bir görevin özel çıkarlar için kötüye kullanılması olarak tanımlar,
    Yolsuzluk: Yolsuz olma durumu. Bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanmak. Parasızlık Tdk.
    Tabi ki bizim konumuz: “Bir görevi, bir yetkiyi kötüye kullanmak” olacaktır.
    Yolsuzlukların en yaygın olanı da rüşvettir.
    Rüşvet: Yaptırılmak istenen bir işte yasa dışı kolaylık ve çabukluk sağlanması için bir kimseye mal veya para olarak sağlanan çıkar. Tdk.
    İrtikap: yalan söyleme, hile yapma, kayırmacılık, iltimas, sahtekarlık (Sahte işler yapmak).
    Zimmet: Kurum ve kuruluşlarda çalışanlara veya para işleri ile uğraşan görevliye imza karşılığı teslim edilen para veya eşya Tdk.
    Zimmetine verilmiş para ve malların bir kısmını ya da tamamını kendi çıkarına kullanma vs. Bu ve benzeri yolsuzlukların tamamı hırsızlıktır.
    Örneğin rüşvet, aldığınız kadar ya da daha fazlasını verirsiniz. Verdiğiniz, mal ve hizmet, HIRSIZLIKTIR
  Yalan söyleme, kişinin ya da tüm toplumun, gerçeğe ulaşmasını engellemek, HIRSIZLIKTIR
   Hile yapmak, sahtekârlık, kişiyi ve ya toplumu aldatmak, HIRSIZLIKTIR
   Kayırmacılık, iltimas, (birilerinin hakkını çalmak), HIRSIZLIKTIRa
   Zor alım (Zorla alma, gasp), HIRSIZLIKTIR
   Zimetinee mal ve ya para geçirmek (emanete hıyanet), HIRSIZLIKTIR.
    Özetle, yolsuzluğun her çeşidi nasıl tanımlanırsa tanımlansın, HIRSIZLIKTIR
    “ Yeryüzünde hırsızlıktan başka günah yoktur. Hırsızlık, bütün günahların anasıdır.”
     Adına ne derseniz deyin, hangi dilde söylerseniz söyleyin, hırsızlığın azı da çoğu da sonuçta b.k yemek gibidir. Yiyenin, ağzı kokar.
    Eğer bir toplumda bazıları, hırsızı ağzının kokusundan tanıdığı halde O’nu dışlamıyor içinde barındırıyorsa o bazılarının da ağzı kokmaktadır. Çünkü az ya da çok O da o b.k tan yemiştir.
    Yolsuzluğun bana göre en başta gelen sebebi yoksulluktur. Yoksulluğun sebebi de yolsuzluktur.
    Özetle, “Yoksulluk yolsuzluğun, yolsuzluk yoksulluğun sebebidir.” Birini yok etmeden diğerini yok edemezsiniz.      
    Bunun dışında, geleceğin ne getireceğinin bilinmemesi (Gelecek korkusu), daha iyi bir hayat yaşama arzusu, doyumsuzluk gibi sebeplerden yolsuzluk yapar insanlar.
     Bu konuya (Denemeler- İnsanın Doyumsuzluğu- sayfa, 82) değinerek: “Az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde özellikle ücret karşılığı çalışan memurlar, işçiler, işini kaybetme, iş bulamama endişesi ve küçük esnafın tezgâhını kapatma kaygısı gelecek korkusunu büyütmektedir.  Bu korku giderilemediği için de rüşvet başta olmak üzere, ahlaksızlık, yolsuzluk, hırsızlık gözü açıklık, aç gözlülük, doyumsuzluk yaşam biçimi haline gelerek toplumsal yozlaşmaya sebep olmaktadır.” Demiştim.
    Yaşar Kemal,  “Her ağacın kurdu kendinden olur” der
     Bu anlamda yolsuzluk, tüm devletleri içinden çürüten insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Bu olgu yoksul ülkeler ve gelişmekte olan ülkelerde darbe süreçlerinde ve diktatörlükler de daha yaygın olsa da zaman, zaman gelişmiş ülkelerde bile varlığını sürdürmektedir.
     Yolsuzluk, gelişmiş olsun ya da olmasın, tüm dünya devletlerinin ortaklaşa mücadele etmesi gereken temel problemlerden birisidir. Bu gün gördüğümüz mücadele,  Uluslar arası barış çabaları, çevreyi koruma mücadeleleri vs.  ‘mış’ gibi mücadeledir.
    Oysa,
     Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930’larda ifade ettiği: “En uzakta zannettiğimiz bir olayın bize bir gün temas etmeyeceğini bilemeyiz. Bunun için insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir.
    Dünyanın filân yerinde bir rahatsızlık varsa bana ne?" dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi onunla ilgilenmeliyiz. Olay ne kadar uzak olursa olsun bu esastan şaşmamak gerekir.”
Anlayışıyla mücadele gerekir.
    Öyle, gelişmiş ülkelerin bir takım kuruluşlara bütçelerinden, çok küçük miktarda verdiği paralar olsa, olsa yoksulların ölmeyip sürünmesini sağlar. Nitekim yapılan da o dur.
    Bölgesel savaşları durdurun.  Ülkenizde bir bulaşıcı hastalıkla nasıl mücadele ediyorsanız, aynı kararlılıkla, yolsuzlukla mücadele ediniz. Dünyanın her yerinde insanı aşağılayan sadaka vermeyi de, sadaka almayı da dilenciliği de en azından rüşvet kadar yasaklayın. Sadaka alanı da vereni de dilenciliği de cezalandıran yasalar yapın.
     Dünyanın bütün ülkelerinde Bir Doların altı, Bir doların üstü gibi, insanlık adına utanç verici hesaplar yaparak, vicdanınızı rahatlatmak yerine; Birleşmiş Milletlerde ya da diğer uluslar üstü organizasyonlarla beraber yoksul bıraktığınız ülkeler için insanca yaşayacak asgari bir ücret belirleyip, bu ücretin tüm dünya ülkelerine kendi halkına verme yükümlülüğü dayatın. Bu ücreti vermeyen devletler için de bu amaçla bir fon oluşturun.
    Bu çabalar Kapitalizmin ve Emperyalizm yarattığı yıkımı belki birazcık durdurabilir.
   Yazımı şöyle sonlandırayım:
   YOKSULLUK KADER DEĞİLDİR.
    Kapitalizm bir seçimdir, zorunluluk değildir.
    SOSYALİZM GEÇMİŞ DEĞİL, GELECEKTİR!
   
--------------------------------------------------------- Tahir Eker   21.1.2022







Tahir EkerGold Üye / Erkek / 20.01.2016