ADINI KOYAMADIĞIM BİR MASALDIR BENİMKİ

Düş mahsulü olsa keşke yaralarım: yarıladığım hayatın dama taşı iken yüreğim.

 

Serkeştir tınısı mevsimin bense bir azap kuşu içlendiğim varsa yoksa aşkın kıyısında sürünen bir özlemle hasret giderdiğim sevgili:

 

Tecelli eden kaderin nezdinde sarpa saran bir aşksa içime çektiğim ela gözlerinde yalnızlığın beyhude bir gülüş belki de acımdan esinlendiğim.

 

Kare kodu ömrün.

 

Karekökü aşkın.

 

Kara ve yağız delikanlı aşka düşkün küfesinde saklı iken bilinmezin.

 

Metruktür hücreler.

 

Hacmi olmayan yeminler.

 

Aşka kanat açan benlik varsa yoksa sandalım su alan aşkın nehrinde kıyıma uğrayan bir ritim kıyama durduğum esintinin debinde.

 

Mavi ise atan şafağım.

 

Sancılı kalemin nefesi takılı ensemde sanrılı ömrün de büyüsü içine g/izlendiğim.

 

Varlık ketum.

 

Yokluk melun.

 

Hazanın güftesi saklı nesrinde sözcüklerin ve nefesi söner de söner eşlik eden ölü nefsime attığım tekmede saklı mütevazı benliğim…

 

Bir mayın tarlası aşk.

 

Bir meali var ya da yok artık kim ise hasrete tutsak.

 

Huzmesi evrenin, haznesi ölü güftenin neşrinde şiirin kâinat orkestrası içimde aralıksız çalan.

 

Kaybolmaksa aşk.

 

Tükenense insan ve umut…

 

Bakiyesi günün, gece gözlü sevgilinin aldırmazlığı oysaki izin almamıştım ben onu severken.

 

Hızması yorgun kuşların.

 

Hüznü göçen mevsimin nasıl da densiz.

 

İzbeler.

 

Şüheda mazi.

 

Sancı çeken doğuma giden kadın.

 

Ne hacet!

 

Ne de gam yüklü yürek.

 

Köpüren göğsümde sıdkı sıyrılmışken insanın durduk yere.

 

Havsalam almaz işte t/aşkın sözcüklerin gel-geç güftesinde.

 

Kâinat bestesi olsa gerek hani sessizliğin uçuşan gam yüklü notaları.

 

İzafi bir mutluluk benimki kalemse çiçeklenen renk renk cümlelerle.

 

Azgındır haris benlikler.

 

Azı kaldı ömrün mutluluğa koşan her şiirin son dizesinde.

 

‘’Benim gibi sağı solu belli olmayan biri için ve bir göçebe için şiir iyi bir yol arkadaşıdır. Yerin yedi kat dibine de gitsen, göğün yedi kat üstüne de çıksan seninle gelir. Şiir imkânsız bir şeydir, mümkün değildir, çaresizdir. Bunu hissediyorum ben hep onda kendi umutsuzluğumu buluyorum.’’(Alıntı)

 

Bir düşün, sevgili, bir düşün…

 

Hangi düş’ ün sağanağında yakalandım ben bu hoyrat sevdaya?

 

Masallar mı yoksa yazıldığım, masallar mı yoksa yazamadıklarımın habercisi?

 

Meftundu yüreğim, demlendikçe hüzün denen serpintiyle…

 

Melundu düşler izbelerde saklı insan gölgelerine atıfta bulunduğum yalnızlığın kayrasında solgun teninde göğün, kayan bir yıldız olsam ne ki bin bir gece masallarından derlediğim miyop yalnızlığıma devasa bir büyüteç uzatan Tanrının nazarında sefil bir kul olmamın mahsuru var mıdır, bayım sizin nazarınızda?

 

Her kompliman.

 

Belki de yalnızlık iken en devasa kompetan…

 

Sür git acılar silsilesinde sürünen bir çiçekten arda kalan soluk dalıdır yaşlı ve yaslı mevsimin d/okunduğu her şiir kadar yalnızlığımı hem büyütüyorum hem bölüşüyorum varsın noksan bir şarkı olayım nakarat bildiğim aşk kadar kükreyeni var mıdır yalnızlığın edasında?

 

Hüzün ektiğim şiir b/içtiğim.

 

Hazan bildiğim gelecek baharın demini içtiğim.

 

Bir öyle bir böyle varlıktan arda kalan her sözcüğü yüreğime diktiğim.

 

Bir martavalsa iblisin okuduğu bir sabahın neşesinden yoksun gün ışığıyım ben geceye âşık ruhumda saklı unutulmuş bir nakarat belki de izbelerde yanıp sönen bir sokak lambasından fazlası mı yoksa yüreğimin ışıldağı?

 

Hasreti her kokladığımda.

 

Sözcükleri köklediğimde.

 

Sancılandığım bir nesrin öncesi sevdalandığım yalnızlığın mecrası belli ki bir ütopya varlığımdan damlayan her kan araladığım gönül kapım ve arakladığım hüzün tayfasında saklı tuttuğum nefesim ve ölü nefsimden arda kalan son kırıntının bile yettiği…

 

Yetemediğim aşikâr dünya denen hengâmede içerlediğim nice yeis bazen ketum yüreğimden arda kalan bir şiir ve işte kopamadığım aşkın kırsalında sürünen bir çöl çiçeği gibi bir açıp bir solduğum…

 

Gezegenin genzindeki hıçkırık gibi içime çektiğim.

 

Gel-geç aşkların safi varlığında saklı beyhude gülüşler gibi içerlediğim.

 

Mevsimin nazı ve niyazı sonlanmazken.

 

İçimdeki kutsal tapınak yağmalanmışken…

 

Daha çok sevebilmenin de mealidir kalemimle sözleştiğim gecenin kıyama durduğu ezan öncesi varlığıma yayılan huzur ve işte sevmelerin güncesidir bazense kopup geldiğim dünün ç/alıntı güftesi.

 

Açık ara farkla öndeyim kulvarımda.

 

Açık ara farkla yoksunum da malı mülkünden cihanın bu bağlamda tereddütsüz sevebilmenin hikâyesidir her gün hayata alt yazı geçtiğim.

 

Severken duraksamadan.

 

Sancılandığım her sabah öncesi.

 

Sevdalandığım kadar kayrasında aşkın attığım her zarda yek gelirken hayata ve aşka oynadığım oyunda illa ki mars olduğum.

 

Çengi çalgı.

 

Hınca hınç yeryüzü.

 

Kılıksız bir gülüşse sırtımdan bıçaklayan iblisin lanetinden kaçamadığım ve açamadığım o kapalı kapı.

 

Handan firar edemediğim bazen hancı mı yolcu muyum, karar veremediğim…

 

İçimde kalan her ukdedir şiirlerimin mezesi.

 

Tıka basa yiyip içtiğim bir ziyafet sofrası kadar da doludur içim yazmaya doymadığım yaşamanın da diğer ismi iken kalemin hürriyeti ile kanat açtığım sonsuzluğa verdiğim selamın da karşılığı iken umut teknemdeki yolculuk bazıları için hüsran olarak addedilse de adını koyamadığım bir masaldır benimki…

 

 

 





Gülüm ÇamlısoyGold Üye / Kadın / 2.06.2017