Saim Özeren'in Hayatı ve Ressamlığı

 

Saim Özeren'in Hayatı

 Saim Özeren'in diğer bir adı da Saim Mustafa'dır. Öğrenim görürken Saim adlı bir başka öğrencinin daha olması sebebiyle arkadaşları onu ayırt etmek için Büyük Saim diye de hitap etmişlerdir.

( 1900 – 1964 )1900 İstanbul’da doğdu. İlk ve orta öğrenimini tamamladıktan sonra Sanayi Nefise Mektebi’ne girdi. İbrahim Çallı’nın en gözde öğrencisiydi. Çallı kuşağından sonra yetişen ilk Türk ressamlarından birisidir.

Mahmut Cûda'nın ‘‘Boğulan nice büyük istidadı o temsil etti'' dediği Saim Özeren'in sanat yaşamı büyük hayal kırıklıklarıyla dolu olarak geçmiştir.  1915'te girdiği sanılan Sanayi-i Nefise Mektebi'nde (Güzel Sanatlar Akademisi) İbrahim Çallı'nın ilk öğrencileri arasında yer almıştır. Refik Epikman,  Ressam Elif Naci' ,  Mahmut Cûda,  Muhittin Sebati ,  Ressam Ali Avni Çeleb,  Cevat Dereli v , Fahrettin Arkunlar,  Hamit Görele ,  Halil Dikmen  , Eşref Üren,  Cemal Tollu ,  Turgut Zaim gibi Cumhuriyet döneminin ive modern Türk resminin kurucu ressamları arasındadır. 1924’te genç ressamların oluşturduğu Yeni Resim Cemiyeti Sergisi’nde  resimleri ile katılır.  Yaptığı Peyzajları ve Çallı’nın asistanı gibi davranıp onun resimlerine yaptığı katkıları ile okulda çok havalı bir öğrenci haline gelir.  Okulda iken yaptığı peyzajları, farklı desen  yapma yeteneği ile dikkatleri çekmiştir.

 Öğrenim görürken İbrahim Çallı’nın en gözde öğrencisi olarak herkesin dikkatini çekmiş, ancak bu durum hiç de hayrına olmamıştır.  Askeri ressamlar da dediğimiz modern resmimizin ilk kuşağı olan Çallı Grubundan sonra yetişen ilk ressamlarımızdan birisi ve İbrahim Çallı'nın ilk öğrencilerinden olan Özeren’in ressamlık hayalleri hüsranla sonuçlanacaktır.

Öğrenimi sırasında, kendisiyle aynı ismi taşıyan bir başka öğrenciden ayırt etmek için arkadaşları ona ‘‘Büyük Saim'' diye hitap etmişler ve  bu sıfat, yeteneği ve zekâsıyla arkadaşları arasında sivrilince sanatsal bir niteleme halini almıştır.

1922'de babasını kaybeder ve on bir yıl çalıştığı Akademi'den 1926'da çıkışını alarak mezun olur.

1924'te Akademi'ye giren Zühtü Müridoğlu onun hakkında şunları söylemiştir: ‘‘Saim çok şımartılmış, göklere çıkarılmış, neredeyse okulun simgesi haline gelmişti... Benim o zamanki değerlendirmeme göre resmi çok iyiydi. Yani o kadar abartılmayı hak etmişti. Akademi'de müdür gibiydi. Çallı'dan başka herkese kafa tutardı. Çallı'nın da asistanı gibiydi. Onun birçok resmine Saim'in yardım ettiği söylenir. Zeki, yetenekli ve esprili biriydi''  dediği Saim Özeren'in bu parlak başarısı ve büyük istikbal beklentisi, 1924’te yapılan Avrupa Yarışmasını kazanamayınca sönmüştür. Bu başarısızlık ressamlar arasında ve akademi çevrelerinde farklı şekillerde yorumlanmış;  kimileri bunu onun başarısızlığı olarak gösterirken kimileri ise kıskananların bilinçli engellemeleri olarak görmüştür. .Kasıtlı veya kasıtsız olsa da bu sonuç, başta kendisi olmak üzere herkesi şaşırtmış, bu durumdan oldukça etkilenen sanatçı 1926 yılında yapılan sınavın sağlık muayenesinde ‘‘Miyoptur, bu öğrenimi yapamaz'' [1]raporu verilen Özeren kaderine küsmüş hayatını öğretmen olarak devam ettirmek kararı almıştır.

Bu nedenle hayallerini bırakarak Ortaokullarda resim öğretmenliği yapmak için başvurur.  Öğretmenliğe başladıktan sonra da Erzurum, Trabzon ve İstanbul’da çeşitli okullarda 38 yıl sürecek ve ölümüne kadar devam edecek noktalanacak öğretmenlik yaşamı başlayacaktır.[2]  Akademide ve ressamlar çevresinde çok parlak başlayan kariyeri, 1924 ve 1926 yıllarında yapılan yarışmalardan aldığı başarısız sonuçlar üzerine [3] birden bire sönüvermiş, kendisini çekemeyenlerin ve onu kıskananların vurduğu bu darbeler sonrasında ressam olma hayallerinden vaz geçerek hayalleri ve ideallerine küsmüştür.

Ancak öğretmenlik yıllarında da resim yapmaya devam eder. Yeni Resim Cemiyeti''nin kuruluşunda yer alan, eserleri o dönemin en önemli sanat etkinliği olan Galatasaray sergilerine seçilen S. Özeren’in ilk ve tek kişisel sergisi 1928'de Erzurum'da açılmıştır.Erzurum’da iken muhtemelen taşrada açılan ilk sergiyi açmış, bu sergiyi gezen Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati Bey onun bir tablosunu satın almıştır.  Bu resim Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nde bulunmaktadır.

1938 yılında CHP ve Halkevleri tarafından organize edilen, Cumhuriyet tarihinin en büyük sanat etkinliklerinden biri olan Yurt Gezileri’nde, seçilen ilk on ressam içinde yer alarak Konya’ya gider. 1939'da İstanbul'da göreve başlar. 1939'da İstanbul'da Müstakil Ressam ve Heykeltıraşlar Birliği'nin sergilerine eserler vermiştir. 1943 yılında, ikinci kez görevlendirilip bu defa da Hakkâri’ye gönderilmiştir.  Bu geziden yaptığı resimleri, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Ankara Harita Genel Komutanlığı Müzesi ve Yalvaç Müzesi’nde sergilenmektedir.

 1945'te Güzel Sanatlar Birliği'ne üye olur,  1945-1960 arası Devlet Resim ve Heykel Sergilerine katılır.

 1964'te emekliliğine birkaç aya kala hayata veda eder.  Lakin “ Pertevniyal Lisesi öğrencileri uğurladıkları resim öğretmenlerinin bir zamanların “Büyük Saim”i olduğunu bile bilmemişlerdir. [4]

Özeren, yaşarken kadri bilinmeyen ölümünden sonra da unutulan ressamlardan biri olur.