Halil Paşa'nın Hayatı Resim Sanatı ve Taploları

Halil Paşa

(d. 1857, İstanbul - ö. 1939 İstanbul),  askeri ressamlar kuşağından portreleri, İstanbul ve Kahire peyzajları ile tanınmış Türk ressam.

Türk Resminin Askeri Ressamlar kuşağından tanınmış bir ressamdır. Muhtemelen 1857, İstanbul’da doğmuş,  1939 yılı Ağustos ayında ölmüştür.   Hoca Ali Rıza ile beraber Üçüncü  Askeri Ressamlar kuşağından  olan Halil Paşa, genellikle portreleri, yapmış olduğu İstanbul ve Kahire peyzajları ile tanınır.

HAYATI

Halil Paşa 1852 yılında İstanbul ’un  Beylerbeyi semtinde babası Ferit Selim Paşa’nın yalısında doğmuştur. 1939’da yine aynı yalıda vefat eder. Babası Rodos kökenli bir ailenin çocuğudur. Babası Selim Paşa, Mekteb-i Harbiye’nin kurucuları arasında yer alan tanınmış bir askerdi.

Halil Paşa’nın doğum-ölüm tarihlerinde çelişkiler vardır. Doğum tarihi 1852’den 1858’e kadar, ölüm tarihi 1937’den 1940’a kadar değişmektedir. Ama pek çok kaynak 1857 yılında İstanbul’un Beylerbeyi semtinde dünyaya geldiği görüşündedir.

Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn (bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi)’u bitirdi.  Halil Paşa “Mühendishane-i Berr-i Hümayun”u  bitirir bitirmez, Mühendishane-i Berri-i Hümayun' dan teğmen rütbesiyle mezun oldu.[1] Yaveran sınıfına alınarak sarayda görevlendirilmişti. Askeri liselerde Yüzbaşı olarak resim öğretmenliğine başladı. Babasının sarayla olan yakın ilişkisinden de yararlanarak 1880’de Paris’e resim eğitimi almaya gönderilir. Israrlı ricaları sonucu, babası onu resim öğrenimi için Paris’e gönderildi. 

Halil Paşa’nın Paris’e gönderilmesi Sultan Aziz’in ölümünden iki yıl sonrasına rastlamaktadır. Sekiz yıl kaldığı Paris’te ünlü oryantalist ressam Jean-Léon Gérôme'nin atölyesinde çalıştı. Bu atölyeyi ve Gerome’yi daha önceki askeri ressamlarımız ile  Şeker Ahmet Paşa ile Osman Hamdi Bey   ve  Süleyman Seyyit  fark etmişlerdi. Halil Paşa da bu üç üstadın yolundan giderek bu atölyeye devam etti.

Gerome atölyesi pek çok Türk ressamı için bir okul olacak, Osmanlı ressamlar cemiyeti ile , 1914 Çallı Kuşağı (Türk İzlenimcileri) ve D Grubu  ressamlarımızın pek çoğu bu atölyeden yetişmiş olacaklardı.  İbrahim Çallı, Feyhaman Duran  ,  Hikmet Onat,  Nazmi Ziya Güran ,  Namık İsmail Hüseyin Avni Lifiç,  Sami Yetik',   Şevket Dağ,  Mehmet Ruhi Arel, Ali Sami Boyar gibi çok sayıda ressamımız bu atölyede yetişmişlerdi. Akabinde  Müstakil Ressamlar ve Heykeltraşlar Birliği kurucuları arasında yer alan D Grubu  ressamlarımız  Refik Epikman ,  Cevat Dereli  ,  Şeref Akdik , Mahmut Cûda,  Nurullah Berk  Hale Asaf , Ali Avni Çelebi  ,  Zeki Kocamemi  Muhittin Sebati  , Ratip Aşir Acudoğlu gibi  ressamların pek çoğu Gerome’nin atölyesinde ders almışlardır.

Paris’e kavuşması şöhretinin ilk basamağı oldu. Bonapart Sokağı’ndaki Güzel Sanatlar Okulu’nda ve hocalarından birinin Mazarine Sokağı’ndaki atölyesindeki hocalarından en çok  Gerome’u sevdi. Türk Ressamlarından  Şeker Ahmet Paşa ile Osman Hamdi Bey   ve  Süleyman Seyyit  , ise Halil Paşa’nın tadir ettiği öncü Türk ressamlarıydı.  Halil Paşa, Gerome’un çok takdir ettiği bir Türk  Türk ressamıydı. 1889 yılında Paris Uluslararası Sergisi’nde sergilenen bir resmi ile madalya aldı.[2] Halil Paşa’nın yurt dışında sergilenen eserlerinde aldığı ödüllerden sonra Paris'teki Salon des Artistes Français' de (Fransız Sanatçılar Salonu) sergilenen “Madam X” portresiyle bronz madalya aldı. [3]En son madalyayı Viyana’da almış, madalya alan bu eseri, Güzel Sanatlar Akademisi tarafından satın alınarak  müzeye konmuştur.  [4]

Yurda döndükten sonra 1889- 1890 yılından itibaren askeri okullarda resim öğretmeni olarak görev yapmaya başlamıştı. Çeşitli okullarda uzun yıllar resim öğretmeni olarak çalışan Halil Paşa, paşa unvanına 1906 yılında Mekteb-i Harbiye’ye resim öğretmeni olarak getirildiğinde ulaşır. 1906’da Harbiye Mektebi'ne resim öğretmeni olarak atandığında "Paşa" unvanı ile görev yapmaya başlar. Ancak, iki yıl sonra 1908 yılında Meşrutiyet’in ilanıyla çıkarılan bir yasaya dayanılarak rütbesi albaylığa indirilince ordudan ayrılır ve bütünüyle resme yönelir. [5]  1908 yılından sonra sanata meraklı öğrencilere resim dersi veren Halil Paşa’nın öğrencileri arasında ilk kadın resim öğretmeni olarak tarih geçen Müfide Kadri de vardı.

1917-18’de de Sanayi-i Nefise Mektebi’nin müdürlüğünü yapar. 1914 Kuşağı olarak adlandırılan Türk İzlenimcileri’nin okulun öğretim kadrosuna alınmasında da o vardır. 1920’lerin ortalarında Eski Mısır Hidivi Abbas Halim Paşa’nın onu Mısır’a davet etmesi, aynı zamanda kendi dönemi içinde de ne derece büyük bir ilgi gördüğünün kanıtıdır.

Türkiye’nin ilk güzel sanatlar okulu olan Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âli’sinde öğretmenlik yapan Halil Paşa, 1917-1918 yıllarında okulun müdürlüğünü üstlendi. Sanat eğitimi için gittikleri Fransa'dan I. Dünya Savaşı’nın patlaması üzerine geri dönen ve 1914 Çallı Kuşağı olarak adlandırılan genç ressamları bu okula alarak, okulda yeni bir anlayışla resim yapılmasını sağladı.

Hayatının son yıllarında Mısır'da hidiv ailesinin bir ferdi olan Abbas Halim Paşa'nın konuğu oldu. Son yıllarını resim yaparak geçiren Halil Paşa, “Mısır saraylarına resmi sokan sanatkâr” olarak tanındı.[6]

Halil Paşa’nın üç oğlu olmuştur. Halil Paşa, ilk iki oğlunu asker, üçüncüsünü ressam yapmak istemiştir. İlk oğlu Selim Bey, Galatasaray lisesini 1913 yılında pekiyi derece ile bitirmiştir.[7] Genç yaşında da Mısır Kralı Fuat’tan boşanan-Prenses Şivekâr Hanım ile evlenir. Oğlu Selim Bey'in prenses Şivekâr ile yaptığı bu evlilik münasebetiyle Halil Paşa'nın Mısır ile olan ilgisi uzun müddet devam etmiştir. Yaşamının son yıllarında Mısır'a giderek burada çok sayıda manzara resmi yapar.

1939 yılında İstanbul’a döndüğünde hastalanır ve  İstanbul Beylerbeyi’nde dünyaya geldiği yalıda hayatını kaybetmiştir [8]

Halil Paşa’nın  Mısır Kralı Fuat’ın eski eşi Prenses Şivekâr ile evlenmiş olan büyük oğlu Selim Fransa’da ticaret ile uğraşmıştır. Ortanca oğlu Halim Bey genç yaşta hayatını kaybetmiş; küçük oğlu Ali Halil Bey (Sözel) ise Paris’te resim öğrenimi gördükten sonra resim öğretmenliği yapmıştır. 1925 yılında, babasının yanına, Kahire’ye giden Ali Bey, onunla birlikte doğaya çıkıp, resim çalışmalarında bulunmuştu. [9]

RESİM SANATI VE RESİM SANATIMIZA KATKILARI

Halil Paşa, hakkında en çok yayın yapılan bir ressamımızdır. Taha Toros,  Halil Paşa' hakkında şunları yazmaktadır."Halil Paşa’yı, gözlerinin feri zayıflamış, elleri titremeye başlamış, yaşlılığı döneminde tanıdım. Ama hafızası dipdiriydi. Elimde Mısır’da Ehramların önünde develere binmiş Türk meşhurlarından oluşan birkaç fotoğraf vardı. Bunlarda Prens Abbas Halim Paşa ile Şair Mehmet Akif ve Ressam Halil Paşa belirgin olarak görülmekteydi. Gruptaki develere binmiş diğer kişilerin kimler olduğunu Halil Paşa’dan öğrenmek istedim. Ressamımızı yakından tanıyan dostlarından –İnas Sanayi-i Nefise’nin ilk öğrencilerinden olan- Ressam Mualla Hanım ile eşi, bir bayram günü, onun Boğaziçi’ndeki yalısına götürdüler. Halil Paşa gözlüğünü değiştirerek, fotoğraftaki arkadaşlarını hüzünlü bakışlarla tanıttı. Arkasından Mısırda geçen yaşantısını anlattı. Büyük bir vefa adamı olan Prens Abbas Halim Paşa’nın konuğu olarak izlenimlerini, sonsuz bir özlem ve duygusallık içerisinde ifade etti"[10]

Abbas Halim Paşa’nın koruyuculuğu sayesinde yaşarken üne kavuşan ve sağlığı sırasında da eserleriyle şöhret kazanıp iltifat gören Halil Paşa'nın resimleri Mısır Paşalarının konaklarını süslemişti. Son Hidiv’in annesi Prenses Emine’nin de hem Kahire’deki sarayı hem yazları oturduğu Bebek’teki yalısı Halil Paşa’nın eserleri ile süslü idi. Zamane gazeteleri Osman Hamdi Bey ile Halil Paşa üzerinde çok sayıda yazıyı kaleme almıştır.  İkdam, Alemdar, Servet-i Fünun ve Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi’nin muhtelif sayılarında Halil Paşa’dan sitayişle söz edilmiştir.  Edebiyat-ı Cedide akımının gözde ve kültür ağırlıklı bu dergilerinde Halil Paşa’ya dair kapak fotoğrafları dâhil birçok örnekler verilmiştir. Özellikle 1898 yılı Servet-i Fünun Dergis mecmuaları ressamımız için gerçek kaynaklardan birini oluşturur. [11]

Halil Paşa, resim sanatındaki İzlenimcilik  anlayışının Türk resmindeki öncülerinden biri hatta ilki olarak kabul edilmektedir. Halil Paşa, İzlenimci resim anlayışının renk ve ışık tutumu üzerinde yoğunlaşan ve kendini bu açıdan gösteren bir ressam olmuştur. Daha çok peyzaj türünde resimler yapmış, İzlenimci etkiler doğa resimlerdi ile dikkatleri çekmiştir.  İstanbul Boğazı ve Nil Nehri boyunca kıyı pitoreskini defalarca resmeden Halil Paşa, bu resimleri ile izlenimci bir ressam olduğunu ortaya koymaktadır. İzlenimci bir ressam olarak kendine özgü ışık ve renk çözümlemeleri yaptığı ifade edilen Halil Paşa, anatomi bilgisine de sahip bir ressamımızdır.

Halil Paşa Askeri Ressamlarımızın son büyük temsilcisidir. Türk Resim Sanatında, 19. Yy. ile 20. Yy ‘la bağlayan zincirinde en önemli halkasıdır. Paris ve Viyana’da sergiler açmış, düzenlenen yarışmalarda ödüller almıştır. Güçlü bir figür ressamı olduğu kadar, asıl kişiliğini tabiat önünde, Boğaziçi kıyılarında bulmuştur. Celal Esad Arseven onun ressam kimliği hakkında şu notları düşmüştür: ” Özellikle Boğaziçi yalılarının denize akseden hayallerini, Bostancı, Maltepe sahillerinin güneşli kayalıklarını ifadede gösterdiği güç takdir edilmeyi hak etmektedir. Resimlerine farklılık veren kırmızımtırak sarı renkler ve pembe maviler eserlerine öyle bir kişilik vermektedir ki imzasını okumaksızın resimlerini tanımak olanaklıdır”.

Nurullah Berk’in dediği gibi ” Halil Paşa, denizi kah sırtlardan, kah kotrasından, sandaldan resimlerdi. Deniz eksik olmazdı tablolarından. Hep hep durgundur bu deniz, yağ gibi durgun hareketsiz, dalgasız menevişli”  Arif kaptan Güzel sanatlar dergisine yazdığı bir makalede der ki: “ Halil Paşa, Mısır’da ki çalışmalarından sonra oranın ağır ve sabit havasına, altın sarısı güneşine, sıcak yeşilliklerine karşı duyduğu ilgiyi ömrünün sonuna kadar söküp atamadığı bir alışkanlık olarak tekrar etti. Kalamış koyundan, Boğazdan, İstanbul’un çeşitli semtlerinden yaptığı peyzajları, o tarihten sonra bize hep Mısır’ı hatırlatmaktadır." [12]

Sanatçı kişiliği hakkında Sami Yetik'in görüşleri şu şekildedir. “....Halil Paşa Garp ekolünün beliğ ve sade ifadesiyle, Şark’ın sıcak, renkli, güzel manzaralarını tuvallere, kartonlara aksettirerek resmin ruhlara hitabını ve ressamlığın ne büyük bir sanat olduğunu hepimize göstermek ve sevdirmek itibarıyla ayrıca bir intibah dersi vermiş, gayet velut bir üstattır "[13]

Doç. Dr. Erol KILIÇ, TEKNİK VE ÜSLUP BAKIMINDAN 1930’LARA KADAR TÜRK RESMİ’NDE MANZARA adlı eserinde Adnan Turanî’ye de İthafen Halil Paşa'yı Primitif Ressamlar arasında modern batı resmini en iyi kavrayan ressamımız olarak değerlendirmektedir. “Mühendishane çıkışlı ressamların en ünlüsü ve en önemlisi olan Halil Paşa’nın manzara resimleri teknik ve boyanın olgunluğu bakımından daha olgun ve yetkindir. Sekiz yıl Paris’te kalıp yurda döndüğünde, askeri okullardaki resim öğretimiyle bağlarını kopardığı, resimlerinde  19. Yy.  ortak manzara üslubunu anımsatacak izleri silip attığı görülür. O dönemde yapılmış olan boğaz manzarası ‘Çengelköy’de Sabah’  adlı resmi Halil Paşa’nın önemle, üzerinde durulması gereken yapıtıdır. Bu resimle  İzlenimci akımın etkileri görülmeye başlamıştır. Halil Paşa, 1888’den sonra yaptığı İstanbul manzaralarıyla İzlenimcilik akımın bizdeki öncüsü olmuştur.” [14]

Halil Paşa’nın eserleri iki devreye ayrılarak incelenir. Paris’teki eğitimi sırasında etkilendiği klasik ve realist tarzın etkisindeki eserleri ve yurda döndüğünde yaptığı EMPRESYONİZM etkisindeki eserleri. [15] Sanatçı, ilk devre resimlerinden olan “Eldivenli Kadın” adlı tablosu ile Paris’te bir altın madalya kazanmıştır.

Yalıların ve kayıkların durgun sulara vuran gölgelerini EMPRESYONİST bir anlayışla resmeden [16] Halil Paşa’nın manzara ve natürmort resimlerinin yanı sıra yalın ve gerçekçi tarzda çalıştığı portreleri de vardır. Portrelerinde ise iyi bildiği anatomi ressamlığının inceliklerini başarıyla kullanmıştır.

Bazı Tabloları

Sahilde Paşa ve Ailesi (1892) • Peyzaj (1897) • Peyzaj (1899) • Madam X (1900) • Göksu Deresine Bakış (1902) • Göksu Deresi (1903) • Boğaz’dan Rumeli Hisarı’na Bakış (1903) • Göksu Deresine Bakış (1902) • Kervansaray Avlusunda Halıcılar (1908) • Kotra, Vapur, Deniz (1916) • Bahçede Kadınlar (1917) • Salacak (1928)