İmam Gazzali Kelam Felsefesine Bir Göz Atalım

 
 
Ah isteklerimizi bitmek tükenmek bilmez arzularımız ihtiraslarımız ne kadar yapay ve anlamsız, zeki olmadan zekiymiş gibi görünmek için harcadığımız boşa çaba, daha çok kazanmak ben kazanayım herkese nefretle sarılmış hırsla örülmüş gücümü göstereyim, görsünler diye girdiğimiz onca sıkıntı, insan son ana deme gelmeden birden ihtiyarladığını dizlerinin tutmadığını anlayınca, anlaması hiçbir fayda vermiyor ve hiçbir değeri de olmuyor anlamış olmak. İçindeki ezikliği ezmekle yok edemezsin, hem eziklikte nedir,  günaha insan hakkını gasp ederken günah işlediğinin ezikliğini yaşa bu sana yetecektir, doğru olan yola zaten götürecektir. Yanılgı yanlışa, yanlış benliğe benlik şeytana kavuşturunca işler rayından yolundan çıkıyor, haydi gel de bu amaçsızlığı anlat kabul ettir! Kendi eliyle böyle ıstırap içine düşen kişinin özgür olduğunu söyleyebilir miyiz? Her türlü isteklerden, tutkulardan, duygularda kurtulup, benliğin ortadan kalktığı en yüksek ruh durumuna erişmekte şüphecilikten kurtulmakta pek öyle kolayda değil, yani ucuz değil. Hayal ve yalan, gerçek sandığımız yalan olmaz mı? Hayal sandığımız rüya o an bize gerçek gelmiyor mu? Şöyle bir araştıralım İmam Gazzali Kelam felsefesinde bu konuda neler söylüyor.
 
*Rüyada görülenlerin gerçek sanıldığı ve fakat uyanınca bunların hayalden ibaret bulunduğu açıktı. O halde uyanıkken düşündüğümüz birçok şeylerin de hayal ve yalandan ibaret bulunması mümkündü. Uyanıklığa nispetle uykuda görülenler nasıl hayal mahsulü ise, akıl ötesi bir âleme göre de uyanıklıkta görülenlerin yalan olması ihtimal dışı değildi. O halde akla da tam güvenmek doğru olamazdı.
 
İşte Gazzali, böylece şüphesini duyuların ve aklın alanına yaydı. Hiç bir şeye tam inanamadı ve güvenemedi. Fakat yüce Allah, ona yardım etti. Gazzali kalbine doğan bir nur sayesinde akli bilgilerin sağlamlığına inandı. 2+2 nin 4 ettiği hakkında şüpheye düşülemeyeceğini, bütün zorunlu bilgilerin yakın derecesinde sağlam olduklarını ancak böyle kalbine doğan bir nurla doğruladı. Gazzali, ilahî bir nurun varlığını Kur'an'dan da öğrenmişti. İçine doğan nuru kuvvetlendiren "Allah hidayete götürmek istediği kimsenin göğsünü İslam’a açar"  ayetini hatırladı. Nitekim Hz. Muhammed bu ayeti açıklarken "bu Allah' ın kalbe attığı bir nurdur" diye buyurmuştu. Diğer bir hadiste ise "Allah halkı karanlıkta yarattı; sonra onlar üzerine nurundan saçtı" diye söylemişti. Gazzali ve İman Görülüyor ki Gazzali'nin akli bilgilerin sağlamlığına inanış, bir sezgi gücüne dayanmaktadır. Ancak o, bu sezgisini bazı ayet ve hadislerle kuvvetlendirmesini bilmiştir. Şu kadar var ki Gazzali, şüpheciliğinin bu devresinde taklitten kurtulmuş ve sağlam bilginin ölçüsünü bulmuştur. Bir çeşit bilgi nazariyesi yapmıştır. Fakat gerçeğin nerede olduğuna dair şüphesi daha uzun yıllar sürmüştür. Şüpheden kesin olarak kurtulup ariflerin imanı derecesinde bir imana yükselişi H. 488 yılına rastlar. Ancak bu tarihten öncede araştırıcıların imanı derecesine de yükselmişti. Özellikle Allah'a, Peygamber'e ve Ahiret hayatına dair onda iman hâsıl olmuştu. *
 
Kısaca akıl imanla buluşunca gerçekler için Nur Kur’an’ı Nur Nebiyi kılavuz alarak alınca, ne arzular ne gereksiz istekler ne de anlamsız sözler yaşamlar boş fikirler amaçsızlık dünya mal kaygısı ortaya çıkar, çıksa da Nur Kur’an Nur Nebi yolunda gönüldeki iman yok eder insanı hizaya hakkın karşısında bu dünya âlemin de hizaya sokar.
 
**Felsefecilere göre Âlem kadimdir. Eğer âlem hadis olsaydı, onun vücudu için bir müreccihin var olması gerekirdi. Bir kimsenin "böyle bir müreccih(Tercih eden, üstün tutan, bir şeyi daha iyi ve mühim gören.) vardır. Bu da Allah'tır. Allah âlemi yaratmıştır" demesine felsefeciler şöyle cevap veriyor: Eğer âlem yaratılmış olursa, bir zamanda yaratılmış olması gerekir. Bu durumda akla şu soru gelir. Niçin Allah onu kendisi ile beraber değil de, şu veya bu zamanda yaratmıştır. Eğer "Allah başlangıçta güç sahibi değildi; sonradan güç sahibi olup âlemi yarattı" denirse, bu "Allah evvelce murid değildi; sonradan irade sahibi oldu" demektir. Oysaki böyle bir irade, Allah'ın zatında türeyemez. Böyle bir iradenin Allah'ın zatı dışında türemesi de imkânsızdır. Çünkü o zaman murid olanın, Allah'ın dışında bir varlık olması gerekirdi. Âlemi yaratmak için Allah'ın sonradan murid olması imkânsız olduğuna göre Mem (insanların kafalarına bulaşarak çoğalan, kişinin davranışlarını değiştiren bulaşıcı bilgi yapısı )Allah'la beraber vardı. Yani zaman ve âlem kadimdir. Gazzali, felsefecilerin bu iddiasını şöyle çürütmüştür. Allah kesin iradesiyle yaratmak istediği bir şeyi dilediği zaman seçebilir. Eğer Allah'ın böyle bir tercih gücü olmasaydı, gücünün ve iradesinin koşullara bağlı olması gerekirdi. Oysaki Allah hiç bir koşul ve hiç bir engel ile sınırlanamaz. O gizli olanı da, açık olanı da bilir. Dilediğini dilediği zamanda yapar. Buna gücü her zaman yeter. ** Sadakallahül azim, demek sözü de bana düşüyor. Selam ve dua ile.
Devam edecek İnşallah
Mehmet Aluç
*Kaynak: İmam Gazzali-ve-kelam-felsefesi-Prof. Dr. İbrahim Agâh ÇUBUKÇU A. Ü. İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi 
**Age





Mehmet AluçGold Üye / Erkek / 1/20/2016