ANADOLU’DA SU MEDENİYETİ

                                ANADOLU’DA SU MEDENİYETİ
                           GELENEKSEL TÜRK SANATINDA VE
                                  EDEBİYATIMIZDA SU
 
Edebiyatımızda âb, , zülâl şekilleriyle de kullanılan su, birçok yönlerden ele alınmış, çeşitli gözlem ve inanışlara konu olmuştur.
 “Su”da her şeyden önce bir hayat vericilik özelliği vardır. Gelişip büyümeye zemin hazırlar.
Yıkıcılık, boğuculuk özellikleriyle tehlike; temizleyicilik, güzelleştiricilik
özellikleriyle de vazgeçilmez bir unsur olarak insan hayatında yer alır. Âb-ı hayât ise; ölmezlik suyu, damlaları sonsuz hayat bağışlayankanadından damlayan sular bin tane göle dönüşmüş.
tatlı ve lezzetli su, bengisu anlamlarına gelir.
Âb-ı hayvân, âb-ı bekâ, âb-ı câvid, âb-ı câvidânî, âb-ı zindegân, âb-ı İskender, âb-ı hurşit, çeşme-i hayât, çeşme-i hayvân, aynü’l-hayat, âb-ı Hızrİfadeleri de “âb-ı hayat” yerine kullanılmıştır.
Bu suyun bulunduğu zulûmat ülkesini İbrahim Hakkı,
altı ay gece, altı ay gündüz olan Kuzey Kutbu olarak belirler.
Taberî ise Azerbaycan’ın kuzeyinde bir yer olarak gösterir.
Âb-ı hayat efsanesi, halk hikâyelerine ve folklorümüze de girmiştir.
Bingöl adı, eskiden âb-ı hayat kaynağının orada bulunmuş ve günün birinde
parçalanıp bin tane göl meydana getirmiş olması ile açıklanır.
Köroğlu destanında anlatıldığına göre Köroğlu, avladığı kuşu gölde yıkarken kuş canlanır. Bunu haber vermeye gider.Geri döndüğünde ise göl bin parçaya bölünmüş ve Bingöl olmuştur.
Bir anlatmaya göre de Köroğlu’nun bir adamı orada kuş avlamış, onu bir kaynağın sularında yıkarken kuş canlanıvermiş;kanadından damlayan sular bin tane göle dönüşmüş.
Bu efsanenin başka anlatmaları da vardır.Bunlardan biri de Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ndedir.
Köroğlu hikâyelerinde bir motif olarak rastlanan ve içene yiğitlik, şairlik,
vücut sağlığı kazandıran her biri ayrı yerde üç köpük, bazı Anadolu anlatmalarına göre Bingöllerden inen suların üzerinde yüzermiş.
 Anadolu Karaçaylıları ise âb-ı hayatın Alburuz Dağı’nda bulunduğuna inanırlar. Kuzgun onun kaynağından içmiş, bu nedenle uzun yaşarmış.
. Suyun halk inanışları çerçevesinde iyileştirici, olağanüstü güçleri olan, kutsal bir yeri vardır.
Ayrıca Türklerde “kutsî pınar” anlayışının çok yaygın olduğu da bilinmektedir. Su kaynağı kutsaldır.
Bu konuyla ilgili olarak Dede Korkut kitabından alınan şu örneği verebiliriz: “Uzun bınar dimek ile meşhur bir bınar var idi.Ol bınara periler konmuş idi. Çoban yine bu bınara geldi.
Gördü kim bir yığınak yatur, yıldır yıldır yıldırar…..”( Ergin 1999: 69) Doğu ve Batı dünyasında
çok eskiden beri varlığına inanılan âb-ı hayat, Türkçe’nin eski ve yeni edebiyat eserlerinde, zengin anlamlar çağrıştıracak şekilde sık sık karşımıza çıkar.
Su, akıcılık özelliğiyle ömre, devamlılığı ile sevgilinin saçına benzetilir. Genel olarak doğayı seven ve
bu sevgiyi edebi eserlerde de gelenekselleşmiş bir yapı içerisinde yüzyıllar boyu devam ettirmeyi ihmal etmeyen Türk duyarlılığı, bazen sevgisini derya,
gözyaşını ırmak, bahar mevsimindeki ırmakları, yaşama arzusuna da karşılık gelen bir metafor ile ölümle taban tabana zıt gençlik şeklinde ifade etmiştir.
Kur’an’da, “Ve canlı olan her şeyi sudan yarattık.” (Enbiyâ sûresi 21/30). ayetiyle hayatın kaynağının su olduğu belirtilir.Su sevgisinin dikkat çekici biçimde işlendiği bir tür de destanlardır.
Yaratılış destanında da “evvelce ancak su vardı” (Sakaoğlu, Duymaz 2000: 168) ifadesiyle Tanrı(Kuday)’ya yaratma ilhamını veren unsurun su olduğu anlatılır. Yaratılış sırasına göre ikinci sırada yer bulunmaktadır.
Yaratılış’ta hayat bağışlayan ödül biçiminde takdim edilen suyun bir başka
destanda Türkler için susuzluk çekme biçiminde cezaya dönüşüverdiğine de tanık oluruz. Yer-su kültü sekizinci yüzyıldan itibaren Türklerde görülmektedir.İrtiş ırmağını ulu sayan Kimekler “Su Kimeklerin Tanrısıdır” derler.
Isıkgöl kültü de Barshanlıların su kültlerinden biridir.
Salur Kazan’ın hikâyesinde ilahiye benzeyen bir söyleyişle su kutsallaştırılır
bağın bostanın süsü, Hasan ile Hüseyin’in özlemi olur.
Hava, toprak, su ve ateşle birlikte yaşamın kaynağı dört unsurdan (anâsır-ı Erbaa) biri olan su, insan tabiatına, temizlik (safâ), cömertlik (sehâ),kavuşma (visâl), iyilik gibi özellikleri kazandırmıştır.
Yunus Emre bu durumu Risâletü’n-Nushiyye’sinde şöyle anlatır:
Edebî eserlerde su, görünümü, rengi dolayısıyla da genellikle temizliğin, saflığın bir sembolü olarak kullanılagelmiştir.
Zaman zaman da insanı boğması, akıcılığı gibi nedenlerle ömür için benzetme unsuru olur.
 Oldukça zengin bir mecaz örgüsüyle çevrelenmiş dilimiz sanatkârların
kaleminde ırmakları bile ağlatacak bir duygu yoğunluğuna ulaşır. Nitekim dilimizin usta şairlerinden
Faruk Nafiz’in kaleminde su, “Çoban Çeşmesi” şiiriyle eski yaşamları sorgulayan sitem dolu bir kimlikle karşımıza çıkar.
 
Ne şair yaş döker ne âşık ağlar
Tarihe karıştı eski sevdalar
Beyhûde seslenir beyhûde çağlar
Bir sağa bir sola çoban çeşmesi.
 
Kültürümüzde ve Edebiyatımızda Su.
Yrd. Doç. Dr. Ayşe BÜYÜKYILDIRIM
 
 
Geçmişten Günümüze
Türklerde Su Kültü
CEYHUN ÇİFCİ
Özel Maya Lisesi
Su kültü, insanlık tarihi kadar geçmişi olan bir olgudur. Dünyada, tarihî geçmişi olan milletlerin, başta destanları olmak üzere kültür ve edebiyatlarında
önemli bir yeri vardır.
Farklı kültürlere mensup toplumlarda görülen bir inanış olan su kültü,
Türkler arasında ortak bir kült unsuru olarak görülmektedir.
Türklerde su kültünün iyi anlaşılabilmesi için mitolojiye değinmek ve yer-su
ilişkisini açıklamak faydalı olacaktır.
Türk toplumunda su kültü, mitolojiden itibaren çeşitli şekillerde işlenmiştir.
Suyun canlılık sembolüyle anılmasının kökeni mitolojiye kadar yansımaktadır.
Özellikle yer-su ve ruh-su ilişkisi, mitolojik unsurlarda göze çarpmaktadır.
 
Göktürk Kitabelerinde Su Motifi
Göktürkler tarafından yazılmış olan ve Türklerin ilk alfabesi olarak kabul edilen bu yapıtlar, M.S. 8. yüzyılın başlarına kadar dayanmaktadır.
Türk kültürünü ve tarihini bize bir hitabet içinde anlatan bu yazıtın önemi büyüktür.
Evreni oluşturan dört temel öğeden birisi olan su, kitabelerde insanlık tarihinin vazgeçilmez unsuru olarak açıklanmıştır ve kutsal kabul edilmiştir
Kitabelerde suyun bereket sağlamaktaki rolü iyi bilindiği için hayatın kaynakları arasında gösterilmiştir.
Yer-su inanışı çerçevesinde toprak ve su yan yana anlatılmıştır.
Yazıtta şu cümle bulunmaktadır; “Türk milleti, yerinden ve suyundan
ayrılmazsan iyilik göreceksin.”
Yer-su terimiyle ifade edilen tabiat kültü, zamanla gelişerek vatan kültü hâline gelmiştir. Tonyukuk yazıtında, Göktürk vatanına saldıran düşmanlar,
Tanrı Umay ve yer-su ruhlarının yardımıyla gafil avlanarak basılmışlardır.
Yine bu yazıtta, Iduk Dağı ve Iduk suyu ifadeleri geçmektedir. Göktürk
Kitabelerinde ifade dilen mukaddes yer-sub, vatan kültü olan yer-su’dur.
Batı Göktürkleri de ateş ve havanın yanı sıra suyu takdis edip
toprağa büyük önem vermişlerdir (İnan, s. 31, 491).
Köroğlu destanında ise suyun âb-ı hayat rolü ve iyileştirici özelliği anlatılmaktadır.
Bir gün Ali kişi, oğlunu yanına çağırarak buradaki dağların birinde bir pınar
olduğunu, yedi yılda bir Cuma akşamı, doğu ve batı tarafından birer yıldızın
doğarak bu pınarın üzerinde çarpıştığını ve nur döküldüğünü söyler.
Bu pınarın köpüğünde yıkananın güçlü bir yiğit, suyundan içeninde âşık
olduğunu ve gidip o pınarı bulmasını, gelirken de bir kap su getirmesini ister.” Burada geçen anlatımda su motifi çok açık bir biçimde irdelenmektedir.
Suyun içildiği takdirde iyileştirici olacağı, yıkanıldığında ise kutsal kuvvet vereceği anlatılmaktadır.
Türk kültüründe var olan su kültünün izlerini burada görmek mümkündür.
Türk destanlarındaki ünlü motiflerden bir diğeri ise, sudan çıkan atlardır. “Her yıl ilkbaharda çözülen buzların çıkardığı ses, sudan çıkan atların kişneme sesi olarak kabul edilmiş ve buna bir kutsallık verilmiştir.
At, gölün köpüklü sularından çıkarak diğer bir atla çiftleşir ve tekrar gölün
köpüklü suları arasında kaybolur” (Kırzıoğlu, Ahmet. Aygır Gölü).
Türk kültüründeki su motifi, efsanelerimizde de sıkça ele alınmıştır. Özellikle hayat suyuyla alakalı simgeler, çok sayıda efsanede yer bulmuştur.
Türklerde kutsallığına inanılan bu suların ölümsüzlük verdiği ve her türlü hastalığa şifa olduğu, efsanelerde anlatılmaktadır. Efsane kahramanı bu sudan içer ve ölümsüzlüğe erişebilir,hiçbir şey ona zarar veremez
 yahut suyu içen hasta veya yaralı kahraman iyileşir, eskisinden çok daha kuvvetli bir duruma gelir
Halk Hikâyelerinde Su Motifi ve Âb-ı Hayat Rolü
Su kültü, halk hikâyelerinde çok sık olarak anlatılmıştır. Halkın realistik bir çizgide anlattığı ve zaman zaman efsaneleştirdiği hikâye ve kahramanlar için su kültü, büyük bir sembol konumundadır.
“Halk hikâyelerinde su kültünü sembolize eden ana kavram Âb-ı Hayat olmuştur. Bu sebepten ötürü, halk hikâyelerinde suyun sonsuzluk ve ölümsüzlük etkisi, çeşitli şekillerde ele alınmıştır.
Türk kültür ve inanç sistemine baktığımızda, suyun ölümsüzlük verme özelliği “bengisu” kelimesiyle karşımıza çıkmaktadır.
Daha sonraları ise İslam kültür dairesi ile oluşturulan sentez
sonucu ab-ı hayat ifadesi aynı anlamda kullanılmıştır” (Genç, s.2). Türk kültüründe çok eskiden beri devam etmekte olan su kültü, halk hikâyelerinde genelde bir kutsiyet ve sonsuzluk çerçevesinde ortaya çıkmaktadır.
Türkler her çağda suya ayrı bir önem vermiş olup, ona bazı değerler ve semboller atfetmiştir.
Bunlardan en dikkat çekeni ise, kuşkusuz suyun sonsuzluk ile aynı noktada kesişmesidir. Nitekim
“akıp giden su” veya “su ayağı”nın sonsuzluğa gittiğine, Türkler de inanıyordu (Ögel, s.327).
Âb-ı Hayat suyu, içen kişiye ölümsüzlük kazandıracağına inanılan sudur. Mitolojiden itibaren Türk kültüründe sürekli işlenen bir kavram olmuştur.
Onay’a göre Âb-ı Hayat, kaynağı karanlıklar demek olan zulmat, zulumat
, zulmet denilen ve menbaı meçhul diyarda bulunan sudur ki,
içen ölmez, dünya durdukça yaşarmış (Onay, s.7). Âb-ı Hayat ifadesi, İslami içerikle de yorumlanmıştır.
Tasavvufta âb-ı hayat, vahdet sırrına ermek olarak kabul edilir.
Suyun sonsuzluk iyesi halk hikâyelerinde anlatılırken, özellikle Hızır-İlyas olayına da değinilmektedir.
Âb-ı Hayat suyunu ilk olarak bu iki peygamberin içtiği bilinmektedir. Ocak’a göre Hızır, içtiği hayat suyuyla şahsında hayatın cevherine sahip olmuştur (s. 126).
Hz. Hızır, Musa peygamber zamanında yaşadığı bilinen hikmet ve ilim sahibi bir peygamberdir.
Kur’an-ı Kerim’de direk olarak olmasa da, Kehf sûresinde (60-82. ayet)
Hz. Musa ile ilgili kıssada geçen şahsın Hızır olduğu anlaşılmaktadır
 Hızır, Allah’ın bir lütfu olarak, kendisine ilim bahşedilip Hz. Musa’ya hakikatın
bilgisini sunmakla görevlendirilmiş olduğu bilinmektedir.
Ancak halk arasında, bir kimse zor bir durumla karşılaştığında imdada
yetiştiğine inanılan bir velî kişi olarak anılmaktadır.
Hiç ölmediğine ve her an her yerde bulunma kabiliyetine sahip olduğu anlatılır.
Ahmet Ocak’a göre Hızır ile âb-ı hayat arasındaki ilişki, şu sözlerden daha iyi anlaşılmaktadır:
“Hızır’la buluşacakları o kayanın dibinde bir kaynak vardı ki, buna hayat kaynağı denilirdi, hiçbir şey yoktu ki, suyundan isabet etsin de dirilmesin . Balığa da bu sudan isabet etmişti” (Ocak, s.48, 2007). 
Türk mitolojisinde de sonsuzluk suyunun nerede bulunduğuna dair cümleler, halk hikâyelerinde pek çok kez aktarılmıştır:
 “Göğün on ikinci katına kadar yükselen bir dağın üstünde bir kayın ağacı vardı.
Âb-ı Hayat suyu da bu ağacın altındaki kutsal bir çukurda bulunurdu. (Ögel, s.107).
 
Anadolu’da Su Etrafında Oluşan Dua ve Ritüeller
Anadolu, tarihî geçmişiyle, kültürel zenginliğiyle ve geçmişten günümüze kadar bir çok Türk devletine vatan olma özelliğiyle bambaşka bir coğrafyadır.
Bu topraklarda su, her zaman en önemli yaşam kaynağı olmuştur.
Suyun bu kadar öncelik arz etmesi sonucunda, su etrafında sayısız ritüel ve
inanışlar oluşmuştur.
Sudan beklenen şeyler, ihtiyaçlar doğrultusunda ortaya çıkmış, bu beklentilerin
gerçekleşmesi için ise farklı uygulamalara gidilmiştir.
Öncelikli olarak suyun etrafında oluşturulan kutsallık kavramına değinmek gerekir. “Kutsal mekânla temas genellikle su, ağaç ve toprakla sağlanmaktadır.
. Su kültüne bağlı olarak kutsalla bütünleşme ve koruma sağlama, çoğu
zaman içilen veya vücuda sürülen su ile gerçekleştirilir.
Anadolu’da birçok yerde nehirler, ırmaklar ve onların kaynakları ile ilgili kutsallık bağlamında ritüeller yapılmaktadır” (Oymak, s.44).
Buradaki kutsallık, suyun çeşitli hastalıkları iyileştirdiğine inanılması, şifa kaynağı olması
insanlar üzerinde olumlu etki yaratması, iyilik timsali olması, günahlardan arındırması gibi kavramları içermektedir.
Farklı mekânlarda su etrafında oluşturulmuş kültlerden örnekler verildiğinde, konunun daha iyi anlaşılması sağlanacaktır; Anadolu’da su kültü çerçevesinde varlığını sürdüren yerler oldukça fazladır.
 Malatya’da Akçadağ ilçesindeki barajın yanında bulunan çınar ağacının hemen arkasında su pınarı bulunmaktadır.
Buradaki çınar ağacının kutsal olduğuna ve suyunun hastalıklara şifa
verdiğine inanılır (Ağaç-su birlikteliği eskiden beri Türk kültüründe yer almış bir olgudur). İşte bu suyun çevresinde de farklı ritüel ve uygulamalar yapılmaktadır.
Kutsal Sular
Kutsal su konusunda, zemzem suyuna değinmek gerekmektedir.
Türk kültüründe çok büyük öneme sahip olan zemzem;
Kâbe’nin yanında bulunan kuyudan çıkarılan suya verilen ad olmuştur.
Kur’an’da zemzemle ilgili bir ayet bulunmamaktadır. Rivayetlerden nasıl oluştuğu anlaşılmaktadır.
Zemzem suyu, İslam dininde mukaddes kabul edilen bir sudur.
Kaynağının hiç tükenmeyeceği söylenir.
Binlerce yıldan beri çöl sıcaklarında kavrulan insanlara şifa olarak verilen bu
suyun kaynağı hiç kurumamıştır. Kaynağı, yapılan araştırmalarda bulunamamıştır ve üzerinde
hiçbir kimyasal işlem uygulanmadan içilmektedir. Yaşar Kalafat, yaptığı araştırmalarda, zemzem suyunun Ağrı, Nahcıvan, Tebriz gibi bölgelerde
kaynağını cennetten aldığına inanıldığını tespit etmiştir.
Anadolu’da kutsallığı sebebiyle zemzem suyunun korunması esastır.
Aç olan kişinin bu suyu içerek doyacağına, susuz kişinin bu suyu
içtiğinde bir daha çok geç susayacağına inanılmaktadır.
Yeryüzünün en hayırlı suyu olduğu inancı, Anadolu’da hâlen mevcuttur.
 

 





İbrahim SağırVip Üye / Erkek / 1/20/2016