ESA’NIN TAHTIGÂHLARI

ESA’NIN TAHTIGÂHLARI
 
 
Bu site sanal bir sahra; hudutları sonsuzluktur. Tarlası çok; bostanının haddi ve hesabı yoktur. Eken eker, biçen biçer; kimisi rüzgâra saçar. Mülkiyeti var ise de; tarla, bostan kirasızdır. Suyu bizden, tohum bizden; takım taklavat, traktör, kirasız ve bedavadır.
 
Bu ovadan çıkan ürün ekenlerin namınadır. Meyveler fidan dikene,  ürün eken biçenedir.  Herkes hasadını alır; koçanı tarlaya kalır.  “ Ben “ eken “ego” yu biçer;  biz diyen sefayı çeker.  “Ekende yok; biçende yok; yiyen de ortak” da çoktur.
 
Dergâhı ve obasının dört köşeli yeri yoktur. Obası da, sofrası da çember gibi cem yeridir. Herkes bu yer sofrasında cem kurup, çember oturur. Hiçbir minder diğerinden yüksek ve alçak değildir. Herkes kendi çemberinde ya yatar; ya dik oturur. Özel köşe arayanlar çemberin dışında kalır. Şahsını şeh, şah görenden bu ceme hiç hayır gelmez. Cemin gani gönülleri şeh de bilir; şah da bilir. Sultanuş şuaraları  kibirli  gözlerden görmez. Şairlerin sultanını dize kokusundan bilir.  Avcıyı da avına da ödüllüyü elden bilmez. Bakmayı bilen gözlere kediler kaplan gözükmez. Kargayı da küçümsemez, kuzgunu Huma  göstermez. Pireyi dev gösterene, deveyi pire edene  metelik  pirim veremez; zırnık iltifat göstermez.  Şehinşah ve ordusundan aldığı , umduğu  yoktur. Şehinşah'ın ordusundan kuru kelle daha çoktur. 
 
Bu dergâhta postnişin de,  postnişine post da yoktur. Bu dergâhın dervişleri hadlerini bellemiştir. Kimsenin hakkı, kimsenin payından küçük değildir. Dergâhın sofrası Hak’tan, talipleri de halktandır. Beyzade ve şehzadenin bu hangâhta işi nedir? Hep büyük but bekleyenler Kazdağı’na gitmelidir.
 
Bu dergâh bir  Cabulika Şehrinde bir han yeridir. Hanın duvarları şeffaf , yuvarlak ve hallicedir. Han içinde otuz yolcu, birkaç da ikramcı vardır. Dışında on binden fazla, dikizleyen göz gözükür. Dışarıya fener tutan dallarda gözleri görür. Google amcadan bakınca stadyum gibi bostandır.  Bu gözlerin her birisi bostandan meyve almıştır.
 
Bu dergâhın aynaları olandan tersi gösterir. Alanlar vermişim sanır, miskini aldım sanmıştır.  Alanlar hep verdim diye; yük ile dallardan düşer.   Aldım sanan verenlerin gönlü bu elemle pişer.
 
Bu hana vasıl olanın hepsi bu hana giremez. Hanın şeffaf duvarları hasetlere buyur demez. Acemi miskinler ise her fiğürü basit görür. Mikroskobik bakmayana  milyon fiğür bir görünmez. Fiğürleri bilenler de milyondan az fiğür görmez. Mezbeleyi saray bilen bu hanı saray göremez.  "Cabulisa nedir?"  bilen ; bir başka mamur dilemez. Fesadı maskeli olan, girse de rahat edemez. Dergâhın süssüz minderi üstünde haset istemez. Mitilden imtina eden üstü boş tahtına koşar. Tahtıgâhın minderinin içinde iğne doludur. Benliği parlak mıknatıs olanın etine batar.  Tahtırevanda koşacak bu dergâhta beygir yoktur. Gönlü gani miskinlere minder haddinden de çoktur.
 
Bu dergâhın kapısından kul zırnığı girmemiştir.  Kırk bin bostanına giren hiç eli boş gitmemiştir. Bostancı da bağbanı da paraya el sürmemiştir. Han-ı yağma yağmacıya değil artık miskinedir.
 
Halep burda, arşın burda, hesap kitap orta yerdir. Yazıya yaprak serenin hasılatı kendinedir. Yazı ektim, zırnık biçtin diyen handa haramidir.
 
Yokuşta yük bindirenden zirvede hiç hayır gelmez. Yerli miskin yağmacıya her daim buyur diyemez.  
 
 
Velhasıl hep bana diyen Rabbena’dan umacaktır. 
 
 
 
 
 

 





Şahamettin KuzucularAdmin / Erkek / 1/20/2016