İNSAN AKIL VE GÖNÜL İLİŞKİSİ
HAFTANIN YAZISI

İNSAN AKIL VE GÖNÜL İLİŞKİSİ

 

İnsanın ruhunu bedenine ve dolayısıyla hayata bağlayan yegane organ kalbidir. Akıl ve onun düşünce gücüyle maddİ ve manevi olarak geliştirdiği her türlü çıkarımlara öznellik katan kalp, aynı zamanda yine aklın verdiği duygu komutlarıyla çalışır ve insanın öz benliğinin de sabit bir adresi konumuna gelir. Gönül ise adeta kalbin bu çıkarımlar yoluyla edindiği her türlü duyguyu içinde barındırdığı bir saklama kabı rolü üstlenir.

 

İnsan bilgi ve birikime öncelikle farkındalık yoluyla ulaşabilir. Yani bulmak için bilmek; bilmek için de farkında olmak gereklidir. Farkındalığın izi ise her şeyden önce aciziyetin farkına varılıp onun kabullenilmesi suretiyle bulunulabilir. Peki ya insan bilmeden de bulabilir mi? Vehbi olarak elde edilen bu edinim için 'evet bulunulabilir' diyebilmek mümkündür, fakat Unutmamalı ki bu bulgular da muhakkak surette yine insanın önceki yaşam tecrübeleri neticesinde edindiği sezgisel ya da fikirsel bilgi ve birikimlerinin tezahürü olarak ortaya çıkacaktır.

 

Bizler akıl ve gönül sentezinden geçirerek keşfettiğimiz her türlü duyguya ancak kalbimiz vasıtasıyla son şeklini verebiliriz. Buna dogru-yanlış ikilemini hesaba katmadan kesinleşmiş bilgi diyebilmek de pek mümkündür. Örneğin iman bir bilgidir. Bu bilgiyi ise tarif edildiği şekilde "dil ile ikrar, kalp ile tasdik etmek" suretiyle edinmiş ve  içselleştirmiş oluruz.

 

Güçlü olmak ya da güçlü görünmek yalnızca kas ve kemik sisteminin niteliğine değil, aynı zamanda sevgi şefkat merhamet gibi temel insani değerlerin varlığına da bağlıdır. Tabi ki bir yaratılmış olan insan, yalnızca bu duygulardan ibaret değildir. Bizler fıtratımız gereği aynı zamanda kin, nefret ve öfke gibi mutlak surette kontrol altında tutulması gereken başka bir çok vasıflara da sahibiz. Bu türden duygular ise güçlü görünmek bir yana, kalp kirinin varlığını ortaya koyup insanı şirazesinden çıkaran istenmedik duygulardır. Saydığımız tüm bu duyguların tepe noktasında ise en ayrıcalıklı ve en müstesna olan aşk duygusu vardır. Ulaşılması arzu edilen en güçlü duygu olarak karşımıza çıkan aşk için ise 'insan yüreğinin yüz akıdır' denmesi sanırım yerinde bir tarif olacaktır.

 

Unutmamalı ki insan yaşamı boyunca olumlu ya da olumsuz her türlü sınanma ile karşı karşıya gelecektir. Bizler sadece kötü günlerimizle değil iyi günlerimizle de başa çıkmak zorundayız. Çünkü sevinmek ve üzülmeyi bilmekte Hakk'a teslimiyet vardır. Buna küçük bir örnek vermek gerekirse; zorlukla karşılaştığımızda gösterdiğimiz sabır ve metaneti, mutlu olduğumuz anlarımızda da gösterebilirsek işte o zaman insan olmanın temel göstergelerinden biri olan vakarlı duruşumuzu muhafaza etmiş oluruz. Yunus Emre'nin dediği gibi: "Ne varlığa sevinirim, ne yokluğa yerinirim/Aşkın ile avunurum, bana seni gerek seni" Buradan da anlaşılabileceği üzere kötüye de iyiye de gösterilen sabır öncelikle Hak'ka olan yakınlığımızın bir göstergesi olacaktır. Peki bu duygu kontrolünü sağlayabilmek mümkün müdür? Buna zor da olsa evet diyebilmek mümkündür. Çünkü bizler öncelikle rabbimize, sonra kendimize ve sonra da sosyal hayatımızın bir getirisi olarak karşımıza çıkan statümüz gereği topluma karşı sorumluluk sahibi varlıklarız. Bunun için de öncelikle duygu kontrolümüzü sağlamakla mükellefiz.

 

Görüldüğü üzere bir zerreden oluşan insan akıl, sezgi ve duyguların teşekkülü ile varlığının bütünlüğüne öncelikle aşk vasıtası ile ulaşabilir. Yani kısaca ifade etmek gerekirse aşk insanın öz benliğindeki adrese giden yolların bütünüdür. İnsan önce kalbine güvenir sonra ise kendi gücüne... Yani kalbin gücü aklın gücüne; aklın gücü de kalbin gücüne bağlıdır. Her ne kadar İnsanı tüketip yaşlandıran zaman da olsa ehilleşmiş bir kalp yaş ve zamanın akışına bakmaksızın "eşref-i mahlukat" üzere yaratılmış olan insanı en güzel şekilde yaşatacaktır.

 

Selam saygı ve muhabbetlerimle.

 

Cemil Baştürk

 

15.04.2022

 





Cemil BaştürkGold Üye / Erkek / 8/8/2019