KOKU

            Hastanenin başhekimi mesai saatinin henüz yeni başladığı saatlerde hastanenin kapısından içeri adımını attığı anda burnuna gelen kesif fakat bir o kadar da güzel olan kokuyla irkilmişti. Daha evvelden hiç duymadığı bu muazzam güzellikteki koku, ona sanki hastanenin kapısından değil de cennet kapısından içeri giriyormuş gibi bir hissiyat vermişti. O an istemsizce duraksamış ve şaşkınlık içerisinde kokuyu teneffüs etmekten kendisini alamamıştı. Bir yandan da içinden gayrı ihtiyari: "parfüm kullanımında aşırıya kaçmayın' diye o kadar da söyledim personele.Yine sözümü dinlememişler!.." diye geçirmişti. Gerçi kendisinin bu durumdan rahatsız olduğu pek söylenemezdi... Endişesi biraz da 'belki bazı hastalar bundan rahatsız olabilir' diyeydi. 

            Başhekim bu duygular içerisindeyken onun içeri girdiğini fark eden hastane çalışanlarından birisi hemen yanına  gelerek saygı gösterisiyle birlikte: "hoş geldiniz hocam" diyerek onu kapıda karşılamıştı. Başhekimse onun seslenmesi ile ancak kendisine gelebilmiş ve sorumluluğu gereği hemen: "bu koku nereden geliyor böyle?... Bu derece orantısız bir şekilde kim parfüm kullanmış?!" diye biraz kızgınlık, biraz da sitemle sormuştu. Personel de ona cevaben: "bilmiyorum efendim. Mesaiden önce göreve başladım, o zaman da bu koku vardı ve hâlâ daha geçmedi" diyerek karşılık vermişti. Başhekim bunun üzerine bir yandan üçüncü kattaki odasına çıkmak üzere asansör kapısına doğru adım atarken, bir yandan da "kaynağını öğren ve bana bilgi getir." diye tembihlemişti.

            Başhekimin odasına geçmesinin üzerinden kısa bir zaman geçmişti ki kapı çalınmış, birkaç doktor ve hemşire içeri girmişti. Doktorlardan biri: "günaydın hocam" diyerek söze girmiş ve devamında: "hocam bu gece nöbetçi doktorlardan biri de bendim. Sanırım kokuyu siz de alıyorsunuzdur. Tarif etmeme gerek yok... Bu koku gece saatlerinden sonra başladı ve bütün hastaneye yayıldı." demişti. Doktorun bu sözleriyle daha da bir şaşırmış olan başhekim bu duruma bizzat kendisinin el atmasının gerektiğini düşünerek: "Allah Allah!  Neymiş nereden geliyormuş... Bir araştıralım bakalım. Vakti müsait olan arkadaşlar bana eşlik ederse iyi olur" diyerek kokunun geldiği yeri tespit etmek üzere hep birlikte harekete geçmişlerdi. 

            Bunun ardından öncelikle bulundukları kat olan idare katındaki kapalı olan her alanı koklayarak araştırmaya başlamışlar ve sonra ikinci kata inmişlerdi. Bu katta koku biraz daha fazla duyuluyordu. Burası hasta yatakhaneleriyle doluydu... Burayı da yine bir üst kattaki gibi fakat bu sefer hasta ve hasta bakıcıların şaşkın bakışları arasında koklamışlar ve sonra alt kata geçmişlerdi. Bu katta koku daha da belirginleşmişti. Bunun üzerine bu sefer üstün körü bir şekilde incelemelerinin ardından bir alt kata ve oradan da zemin katına geçmişlerdi. Her bir alt kata inildikçe koku daha fazla belirginleşiyordu. Bunun üzerine zemin katta fazlaca oyalanmadan direk bodrum katına geçmişlerdi. Koku artık çok daha belirgin bir hal almıştı. Kısa bir araştırmalarının ardından çok sürmemiş ve kokunun kaynağının hastanenin morgunun olduğu taraftan geldiğini anlayabilmişlerdi. O an için morgun kapısı kilitliydi. Bunun üzerine başhekim derhal görevliyi çağırttırıp kapıyı açtırtmıştı. Morgun içerisindeki kısa bir araştırmalarının ardından kokunun gece getirilen bir naaştan geldiğini anlayabilmişlerdi. Gruptaki herkes şaşkınlık içerisindeydi, fakat kimse konuşmuyor ve olan bitene anlam veremeden öylece izlemekle yetiniyorlardı. Açıkçası bu olağan dışı durum karşısında biraz da tedirginlik yaşamıyor değillerdi. Çünkü bu naaş öyle güzel bir koku yayıyordu ki hiç biri daha evvel böyle güzel bir koku duymadığından emin gibiydi...  

            Morg görevlisi, başhekimin işaretiyle naaşın üzerindeki örtüyü titrek elleriyle kaldırmış ve karşısına çıkan manzara karşısında adeta küçük bir şok geçirmişti. Bu naaşı dün gece buraya getirdiklerinde secde eder bir pozisyonda duruyordu. Sonrasında onu düzgün bir hale getirip üzerini örtmüştü. Halbuki şimdi yine önceki haline dönmüş ve secde eder duruma gelmişti. Odadakilere de bunu anlattıktan sonra etrafta böyle bir koku yayabilecek herhangi bir şey var mı diye hep birlikte dikkatlice araştırmaya koyulmuşlardı. Ortalıkta böyle koku yayabilecek herhangi bir şey olmadığına iyice kanaat getirmişler ve artık kokunun kaynağının tamamen bu naaştan geldiğinden iyice emin olmuşlardı. Başhekim bunun üzerine: "üzerini tekrar örtün. Cenazenin sahipleri buralarda mıdır bilmiyorum ama geldiklerinde muhakkak onlarla görüşmek istiyorum. Artık herkes işinin başına dönebilir." demiş ve ardından hep birlikte oradan ayrılmışlardı. 

            Başhekimin odasına geçmesinin üzerinden kısa bir süre sonra kapı çalınmış ve içeri tanımadığı biri girmişti. Adam kısaca kendisini tanıtırken, koku yayan cenazeyi kendisinin getirdiğini de söylemişti. Başhekim bunun üzerine masasının üzerindeki tüm evrak imzalama işlerine ara verip ilgisini tamamen bu adama yönelterek: "lütfen bildiğiniz her şeyi anlatın." demiş ve adam da anlatmaya başlamıştı:

            "Hocam bu kişi benim evvelden tanıdığım biridir. Buralarda kimi kimsesi yoktur. İnsanlarla pek diyalog kurmaz, fazla konuşmaz ve öyle kendi halince sürekli ibadet ve zikirle vaktini geçirir. Aslında önceden böyle biri değildi. Üniversitede fizik mühendisliği okuduğu yıllarda yolunu değiştirdi ve okulundan mezun olduktan sonra kendisini tamamen Hak yoluna adadı. Bir süredir de buralarda değildi... Onunla camide karşılaşınca alıp evimde misafir etmek istedim. Malum ki Ramazan ayındayız... Zorluk çekmesin diye yardımcı olmak istedim." 

            Adam bu sırada kısa bir soluklanma ihtiyacı hissetmişti. Bu arada başhekim de nefes almadan bütün dikkatiyle adamın anlattıklarını dinlemekle meşguldü. Bu yüzden biraz da sabırsızca davranarak: "lütfen devam edin." diyerek merakını tamamen gidermek istemişti. Bunun üzerine adam kaldığı yerden devam etmişti:

            "Aslında rahmetli çok değil, ancak birkaç gündür misafirimdi. Sürekli ibadet ediyor ve zikirle meşgul oluyordu. Ona dışarıdan bakan biri rahatlıkla "deli" diyebilirdi. Çünkü davranışları herkesten çok farklıydı. Neyse... Dün gece sahur yemeğinden sonra her zamanki gibi odalarımıza çekilmiştik. Ertesi gün odasından çıkmayınca aralıklarla kapısını tıkladım ve bir cevap alamadım. Aslında bu durum biraz da normaldi. Çünkü sürekli zikir ve namazla meşgul olduğu için ters giden her hangi bir şey olduğunu düşünememiştim. Fakat ilerleyen saatlerde iyice merak etmeye başlamıştım. Akşama doğru hala odasından çıkmayınca kapıyı açıp içeri girdim. Mübarek secdeye kapanmış öylece duruyordu. Seslendim hiçbir cevap alamadım. Aslında o halde uyuya kaldığını sanmıştım. Çünkü arada böyle uyuya kaldığı oluyordu. Gerçi o mu uyuyordu yoksa biz mi bu hiç belli değildi ya neyse... 

            "Bunun üzerine onu silkeleyerek uyandırmak istedim, fakat bunda da başarılı olamadım. Sonradan anladığıma göre, maalesef o halde öylece ruhunu teslim etmişti mübarek. Sonrasında ambulansa filan haber verdim ve gece saatlerinde onu alıp buraya getirdik. Durum bundan ibaret ibaret sayın başhekimim." diyerek konuşmasını sonlandırmıştı.

            Başhekim adamın anlattıklarından çok etkilenmişti. Ona cevaben: "demek bu devirde de hâlâ böyle insanlar olabiliyormuş. Ne diyelim... Allah sırlarına erdirsin" demiş ve: "cenaze defin işlemleri için her türlü desteği vermeye hazırız. Çekinmeden bana söyleyebilirsiniz." diyerek adamı odasının kapısına kadar yolcu ederek uğurlamıştı.

 

Cemil Baştürk

04.05.2021





Cemil BaştürkGold Üye / Erkek / 8/8/2019