OKTAY RİFAT BÜTÜN ŞİİRLERİ I İNCELEME

                         “…

                          Ölen ile kolay kolay ölünmez

                          Hem ölünmez hem ölenden geçilmez

                          Benim derdim ölmeyince unulmaz

                          Ağla gözüm ağlamanın sırası”  (Türkân’a Ağıt, 54.s.)

 

Kitabın Adı: Oktay Rifat

                      Bütün Şiirleri I

YKY, 1.baskı: İstanbul, Eylül 2007

611 sayfa

Okuma Tarihi: 19.07/18.08.2022

Oktay Rıfat Bütün Şiirleri 1

Şair Hakkında Kısa Bilgi:

Oktay Rifat ya da tam adıyla Ali Oktay Rifat, (d. 10 Haziran 1914, Trabzon - ö. 18 Nisan 1988, İstanbul), Türk şair, oyun yazarı ve roman yazarı. Türk şiirinin en büyük isimlerinden birisi kabul edilir. Orhan Veli ve Melih Cevdet'le birlikte Garip Akımı'nın kurucularındandır.

Defin yeri: Karacaahmet Mezarlığı, İstanbul

Kaynak: Vikipedi

 

Kitaptan:

      “…  Oktay Rifat’ın şiir dünyasına girmek isteyen okuru yaratıcı bir güç karşılar, onu elinden tutar ve uçsuz bucaksız dünyada bin kılığa girerek dolaştırır…

        Oktay Rifat’ın ilk dönem şiirlerinin belirgin özelliklerinden biri ‘birdenbirelik’ idiyse, bir başka özelliği de canlı olmaya, ‘diri’ olmaya verdiği önemdi. Bu kavram onun ‘yaşama sevinci’ ni de açıklayan köklü bir tutkusuydu. Aşağı Yukarı kitabında ‘Sonsöz’ şiirinde şöyle özetliyordu bu tutkusunu:

          ………………………………………………….

          Dirilik öyle bir şey yürekte

          Sevinçle çırpınır

          Kavak yelleri eser insanın başında

          İnsanoğlu kızar öfkelenir savaşır

          Halk için girişilen savaşta

          O korkulu sevincin

          Öfkenin kıymetini bil

          Bil ki bu

          Budur işte

          Güneş yalnız dirileri ısıtır

          Güneşin kıymetini bil

          

       … Oktay Rifat’ın ‘yaratıcı gücü’ onu ‘yiten zamanın peşinde’ki serüvenin sonunda Türkçe şiirin doruğuna taşımıştı. Sanırım yakın bir zamanda şiirlerinin başta İngilizce olmak üzere yabancı dillere yapılan çevirileri onun bir dünya şairi olarak da değerlendirilmesini sağlayacaktır…”

                                                                                             (Şiirin Aşınmaz Zamanının İzinde,13.sayfa)

 

                                           

                                     İMGE ZENGİNLİĞİYLE AKIP GİDEN DUYGU DÜNYASI

   

            Yazıma kitaptaki ilk şiirle başlamak isterim. “Şükür” adlı şiiriyle daha ilk sayfadan kucaklıyor okuru. Belki de en ihtiyacımız olan duyguyu- yaşama sevincini- bir tohum gibi serpiyor yüreğimize.

 

              “Potinlerime paltoma

               Teşekkür etmeliyim

               Teşekkür etmeliyim yağan kara

               Bu güne bu sevince

               Yere bastığım için şükür

               Şükür gökyüzüne toprağa

               Adını bilmediğim yıldızlara

               Suya ateşe hamdolsun” (27.s.)

 

              Oktay Rifat, sıcacık bir duyguyla buluşturuyor okurlarını. Yaşama sevinciyle, hayatın güzelliklerini görebilmek ve şükretmeyi bilmekle… Öyle ya, bazen çok sıradan gibi görünen şeyler hayatımızın geçek anlamını oluşturuyor. Belki giyebileceğimiz bir kıyafetimizin olması, belki yere sağlıkla basabilmek, gökyüzünün, toprağın, suyun varlığı ve daha birçok şey…

              Şiirin hayatımızdaki güzelliklere dikkat çekebilmesi, bunları fark etmemizi sağlaması önemli değil mi sizce de? Şiirin gücü belki de burada saklı. Duyarlığımızı, farkındalığımızı artırması. Güzel duygular yeşertebilmesi, bizleri güzele davet edebilmesi… Dayatmadan, tüm inceliğiyle, estetiğiyle, ustalığıyla…

              Bazı şiirlerinde şaşırtıcı bir sonla ve sıcacık bir atmosferle buluşuyorsunuz.

      

              “Ekmek dizimde

               Yıldızlar uzakta ta uzakta

               Ekmek yiyorum yıldızlara bakarak

               Öyle dalmışım ki sormayın

               Bazen şaşırıp ekmek yerine

               Yıldız yiyorum” (Ekmek ve Yıldızlar, 30.sayfa)

 

               Doğayla, insanla, duygularla, nesnelerle kurduğu sıcak bağ içinizi ısıtıyor.

       

               “Denize baksam

                 Kayığın hatırı kalır

                 Ağaca baksam

                 Bulutun

 

                 Peki ya iskele” (İskele, 31.s.)

 

                “…

                 Çünkü hatıralar kuşlar gibi

                 Dal ister konacak

                 …” (Gün Sonu Konuşması, 34.s.)

 

              Aslında her bir şiire dair söylenecek şeyler var ama bunu bir yazıya sığdırmak pek de kolay değil ve okurlar için uzun soluklu bir değerlendirme olur. Bu yüzden genel değerlendirmelerle yetinmek istedim çoğu zaman.

               Her şiirin ardında nice duygular, hayaller, çağrışımlar, hikâyeler saklı. Şairin kalp atışının sesidir her bir şiiri. Hayata dair sahneler sergilenir akıp giden mısralarda. Ölüm, aşk, ayrılık, yaşama sevinci, sevgi ve daha birçok duygu yer bulur kendine. Şiiri yurt edinir her bir duygu.

               Oktay Rifat’ın kimi şiirleri hikâye tadında, kısa film gibi. Tüm sadeliğiyle hayatla buluşursunuz.

             

               “Ben de beşikte yattım

                Salıncakta uyudum

                Meme emdim

                Geceleri arpa boyu büyüdüm

                Adam oldum elim ekmek tuttu

                Bütün sevdiklerim öldü

                Günler su gibi geçti

                Anasız babasız kaldım böyle” (Su Gibi Geçen Günler, 45.s.)

 

               Öyle etkiler ki bazı şiirleri, o inceliği nasıl dile getirmiştir diye düşünürsünüz. Şaşırtır sizi.

 

               “Sade biz mi sığır ve domuz yeriz

                Ağaçlar da ölülerle beslenir

                Belki bir geyiğin kalbidir

                Başucumda kımıldayan yaprak

                …” (Kuzu, 46.s.)

 

               Yıldız koyduğum şiirleri var. Hepsini bu yazıya sığdırmam zor elbette. Ama birkaç mısrasına yer verebilirim.

                “…

                 Bir kızım vardı beş yaşında

                 Ölmüş şimdi beraberiz

                 İçi sıkılıyor burada

                 Ellerini Varşova’da unutmuş

                 Çember çeviremiyor

                 …” (Şehitlik II, 38.s.)

 

               Özellikle ilk eşi Türkân Hanım’a yazdığı şiirler çok duygu yüklü.

 

               “…

                Cennet taamından lezzetlidir

                Birlikte yediğimiz ekmek peynir

                Üzülsem gönlümü alsa

                Dünyalar benim olur

                …” (Kuş Gibi, 52.s.)

 

            

            “…

             Oktay der ki yaralandım gaziyim

             Nerelerde eğeleneyim gezeyim

             Gayrı rüyasını görsem razıyım

             Yok bu derdin be kardeşler çaresi” (Türkân’a Ağıt, 54.s.)

 

              Kimi zaman bir çocuğa kimi zaman kadınlara kimi zaman tabiata çevirmiş gözlerini. Zengin imge dağarcığıyla bakmış hayata, insana, her şeye. Çoğu şiirinde imgelerin yoğun bir şekilde kullanıldığını görüyoruz. Anlam arayışına girdiğiniz takdirde yol almanız zorlaşabilir ama bu şiirlerin değerini eksiltmiyor. Her zaman anlaşılmak kaygısıyla hareket etmez sanatçılar. Sizin o şiirden alacağınız tat, estetik haz da önemlidir. Belki bir kelime, bir mecaz sizde farklı çağrışımlar uyandırabilir. Bu da şiirin sizin dünyanızda bulduğu karşılıktır. Size özgüdür. Kelimeler alışılmışın dışında bir şekilde yan yana gelebilir.

                

           “Bana benzer bacalar aşkla tüten,

            Kaçırırlar geceden düşlerini.

            Üstümdeki çardak ve bu dal benden,

            Gökyüzü bahçem, bulutum kan rengi.

            …” ( Bana Benzer, 600.s.)

 

           “Sarı bir zambak açtı

             Karanlığın bahçesinde pencerem

             Geceyi odamda geçirmek için

             Bir ağaç cama vuruyor.

             …”                       ( Pencere, 66.s.)

 

            “Nanoç’un Çocukluk Resmi” adlı şiirinde çocukluk dönemine ve bir çocuğa bakışını ne kadar da ince ve güzel ifade etmiş.

               “…

                Her güzel çocuk gibi

                Çember çevirirdi gündüzleri

                Reçelli

                Bir dilim ekmek yerdi kocaman

                İkindi vakti” (65.s.)

 

              Yaşamanın güzel bir duygu olduğunu bakın nasıl dizelere dökmüş.

               “…

                Geberin diyor şeytan

                İşiniz ne bu dünyada

                Yağma yok kör şeytan

                Yaşamak tatlı” (Kervan, 113.s.)

 

               “Ruhlar” adlı şiirinde ilk iki dize etkileyici, son dize esprili. Özgün bir final ama ruhların katından birden yere çakılıyor gibi oluyorsunuz. Bir kelime oyunu veya farklı bir şeye gönderme yapıyor olabilir.

“Tanrı’nın katında dizi dizi insan ruhu

  Çocuk ruhu ihtiyar ruhu

  Tuzruhu naneruhu lokmanruhu” (134.s.)

 

   “Güzel” adlı şiir; anın, dönemin, insanın ve her şeyin güzel bir fotoğrafı.

    “…

     Yoldan adamlar geçiyordu

     Adamların kafasından hayaller geçiyordu

     Kiminin han hamam geçiyordu

     Soğan ekmek kiminin

     Gökten bulutlar geçiyordu

     Gök mavisi titriyordu bulutların ötesinde

     Güzel güzel” (135.s.)

 

     “Fadik ile Kuş” şiirinde, pastoral şiire özgü unsurları hoş bir söyleyişle buluşturmuş. Tabiatla ve Fadik Kız’la söyleşmiş. Pastoral ve mizahi unsurlar birleşmiş. Baştan sona özgün bir söyleyişle akıp giden bir şiir. Biraz masal, biraz fabl , biraz da tekerlemeyi andırıyor.

 

      “…

       Bir daha söyletmedi Fadik kız yürüdü

       Az gitti uz gitti

      Dere tepe düz gitti

      Ballıbabaları emerek

      Burnunu çekerek

      Ver elini çekelek

      Gide gide bir ağacın dibine vardı

      Ağaç büyük

      Üç adam kucaklayamaz

      Dalları nah belim gibi

      …” (137.s.)

 

      “Perçemli Sokak” bölümündeki şiirler imge yüklü. Her dizesi imgeyle örülmüş. Anlaşılır olma kaygısı sıfırlanmış adeta deyim yerindeyse. Anlam kapalılığından dolayı şiirleri bir solukta okudum. Tabii şiirselliğin de kaybolmadığını belirtmem gerekir. Elbette o kadar anlam kapalılığı zihnen sizi biraz yorabilir ve anlamsızlık hissini uyandırabilir. Ama o kapalı anlatımın içinde şairin nice ruh halleri saklı. Bizler keşfetmekte, anlamlandırmakta zorlansak da…

         “Beş bin metresinde gemilerin

           Uzar ellerim ayaklarım

           Alev çubuklara bağlı adamlar

           Kemik gözlü ufacık

           Dönerler fırıldak gibi rüzgârda”(190.s.)

 

       

 

        Oktay Rifat, kimi şiirlerinde en zarif söyleyişleri buluşturmuş. Kimi şiirlerinde çok farklı imgelerle okurunu tanıştırmış ki bu onun şair kimliğinin bir parçası. Her ifade şeklini; yalın, imge yüklü, çok sade, masalımsı, mizahi ve daha birçok farklı ifade tarzını buluyorsunuz şiirlerinde. Kimi şiirlerini çok sevip kucaklayacaksınız. Kimi şiirlerini muhtemelen sevmeyeceksiniz ama daha önceki yazılarımda dile getirdiğim gibi bu izlenimler son derece olağan. Tüm şiirler, aynı etkiyi uyandırmaz bizde. Bakın nasıl ifade etmiş bunu bir şiirinde. Söylemeye çalıştığımın adeta şairce bir ifadesi. Samimi ve doğal.

 

       “Kimi iyi, kimi orta, çoğu da kötü

        Şiirlerimin. Elden ne gelir, Avitus?

        Başka türlü yazılmıyor kitap dediğin.” (Şiir Kitapları, 291.s. )

 

         İmgelere, şiirselliğe, farklı söyleyişlere doğru yol almak ve ince, hoş dizeleri dağarcığınıza katmak istiyorsanız Oktay Rifat’ın şiirleri bunun için ideal diyebilirim. Şiir zevkinize uymayanlar olabilir elbette ama mutlaka seveceğiniz ve sevdiklerinizle paylaşacağınız mısralarla da buluşacaksınız.

         İyi okumalar!

 

         Şiirlerinden Bölümler:

 

         “Karpuzu yar göbeğinden

          Hürriyet çıkar içinden

          Dişle Gümüşhane elmasını

          Dilinde hürriyet

          Burnunda hürriyet” (Hürriyet, 166.s.)

 

          “Gökçe konuşuyor martı

           Denizce konuşuyor

           Vatandaş Türkçe konuş” (201.s.)

 

            “Umutsuzken, ansızın murada ermek

             Ne katıksız, ne engin bir sevinçtir o!” (Lesbia’nın Dönüşü, 266.s.)

 

           “Günahtır alınyazısını kurcalamak,

            Yıldız fallarına güvenmek, Lekonoe;

            Başa ne gelirse katlanmak, en iyisi.” (Alınyazısı, 288.s.)

 

            “Mutluluk bir çimendir bastığın yerde biter.”(Karıma, 107.s)

 

                 

      

 

 





Sevim KınalıEditör / Kadın / 11/25/2016