Ünlü Filozof Farabi ile Röportaj -2-

 Ünlü Filozof Farabi ile Röportaj
 
farabi felsefesi pdf ile ilgili görsel sonucu
 
-Bize bu iki kategori’yi geniş açıklar mısınız?
 
- “Bilgi ismi, daha önce de dediğimiz gibi, genel olarak iki anlamda kullanılır; birincisi tasdik, ikincisi ise tasavvur”  Buna göre, sahip olduğumuz bilgiler, ya kavram olarak, ya da hüküm olarak bizde bulunmaktadır. İnsan, hayvan, güneş, bitki gibi kavramlar, yani nesneler hakkındaki tasavvurlarımız verdiğimiz hükümlerde özneye yüklenerek olumlu veya olumsuz, doğru veya yanlış önermeler oluştururlar. Güneş, ay, akıl ve nefis gibi doğru ve yanlışla ilgisi bulunmayan tasavvurlara mutlak tasavvurlar; “gökler, iç içe geçmiş kürelerden oluşmaktadır” cümlesinde ifade edilen ve doğrulanması da yanlışlanması da imkân dahilin de bulunan, dolayısıyla hüküm bildiren önermelere ise tasdikli tasavvurlar demektedir. Şimdi, bana göre, düşünce, varlık ile bu iki tarzda, yani mutlak tasavvurlar/kavramlar ve tasdikli/hüküm bildiren tasavvurlar aracılığıyla irtibata geçmektedir. Şu halde, bilgiden ya tasavvur, yani kavram olarak, ya da tasdikli tasavvur, yani hüküm olarak söz edebiliriz. Buna göre, tasdikli tasavvurlarımızda, zihnimizde tasavvur ettiğimiz şeyle, tasavvur ettiğimiz şeyin zihin dışındaki varlığı uygunluk halinde ise, doğru olana, değilse yanlış olana ulaşmış oluruz. Aslında, kavram dediğimiz şey, nesnenin formunun, yani anlamının özne tarafından çeşitli soyutlama aşamalarında soyutlanarak algılanması gerektiğinde ise lafızlarla ifade edilmesidir.
 
-Kısacası insan zihni, bu kavramlar vasıtasıyla var olanlar hakkında bilgi sahibi olmaktadır doğrumudur?
 
- Kavramların zihinde oluşması, mantıkta tanımlar konusuna dâhildir. Tanım, nesnelerin mahiyetini, doğasını göstermek ve nesneyi diğer nesnelerden ayırt etmek üzere, bütün var olanları göz önüne alarak yapılan bir sınıflamadır. Doğru tanım, dış dünyada var olduğu şekliyle nesnenin anlam veya suretinin zihinde var olmasıdır. Bu açıdan bakıldığında, mantık ilminin konu edindiği kavramların tecrübe ettiğimiz nesneler, yani cisimler dünyasıyla ilgili olduğunu görürüz. Eksiksiz tanımın yapılabilmesi için, tanımını yaptığımız nesnenin tözüyle ilgili olarak, özsel özelliklerle ilineksel özelliklerin belirlenmesi, dolayısıyla varlık kategori- (9 et-Tavtıa, s. 59 10 Age. s. 58 11 el-Fârâbî, Kitâbü’l-burhan, s. 25, el-Mantık inde’l-Fârâbî içerisinde neşreden Macid Fahri, Beyrut 1986 12 el-Fârâbî, Uyûnu’l-mesâil, s. 65, el-Mecmu içerisinde, Mısır 1907; Küyel, s.124 Farabi’nin Bilgi Anlayışına Genel Bir Bakış 9) leri içerisinde tanımını yaptığımız nesnenin dahil olduğu grubun tespit edilmesi gerekir. Aristotelesçi gelenekte, tanımı yapılan şeyin mahiyetini, yani bilgisini kesin olarak veren tam tanım, ayrımla yakın cinsin yüklem yapılmasıyla elde edilen tanımdır. İçerisinde, bu ikisinin, yani ayrım ve yakın cinsin bulunmadığı tanımlar eksiktir. Ayrım ve cinsin yanında, eksik tanımın elde edilebilmesi için gerekli olan üç basit tümel daha vardır: Tür, hassa ve ilinek Dolayısıyla, zihnin varlık hakkında yapabileceği en genel soyutlamalar olan bu beş tümeli bir nesne hakkında kavramadan onun tanımına ve bilgisine ulaşmak mümkün değildir. Bu nedenle, bilgi ifade eden önermeleri, yani tasdikli tasavvurları bu kavramları kullanarak oluştururuz. Bana göre, akıl gerçek düşünme fiilini bu tür tasdikli tasavvurlarda ortaya koymaktadır.
 
-Bize Ahlak ve mutluluk hakkında neler söylemek istersiniz?
 
- **Ahlâk-siyaset ilişkilerinin kurulduğu en önemli aksı, hayatın amacı sorunu etrafında şekillenir. Hayatın amacı bizatihi kendisi iyi ve gaye olarak mutluluk olarak tespit edilir. Mutluluk ise başka bir gayenin aracı olmayıp bizatihi kendisi en yüce bir gaye, ulaşılacak en son yetkinlik ve insanın erişeceği en yüksek iyilik (Fârâbî, 1985: 47-8) anlamlarında kullanılır (Bir can, 2001: 62, 71, 76). Benim mutluluğu en yüce gaye olarak tanımlamdaki anlamı, insanın ahlâki erdemleriyle beraber ittisal teorisi yoluyla Yüce Allah, diğer aşkın varlıklar ve evrenin tümü hakkında nazari bilginin olabildiğince en fazlasına sahip olmaktır (Aydın, 1976: 303-4). Böylesi bir gaye aynı zamanda insanın ölümden sonraki yaşamını da belirleyeceği için en yüce gayedir. Mutluluğu ulaşılacak en son yetkinlik şeklinde tanımlamasında ise, insanın mutluluğa bir yetkinleşme sonucu ulaşabildiği de vurgulanmaktadır. Mutluluk bu anlamda tesadüfen gelen bir şey değildir. Aksine insanın aklî ve ahlâki ve diğer hususlar bakımdan kendisini sürekli olarak yetkinleştirmesiyle mümkündür. İnsanın erişeceği en yüksek iyilik tanımlamasında ahlâk felsefesinde en yüksek iyinin ne olduğu sorusuna verilen bir cevaptır. En yüksek iyi sağlık, zenginlik, dostluk ve benzeri cevaplar arasında, bunları da içeren bir şekilde verilen cevaptır. Gördüğümüz üzere mutluluk insanın her bakımdan yetkinleşmesiyle ve olgunlaşmasıyla mümkün olup, insan ölümden sonra elde edilecek olan mutluluğa ancak böyle ulaşabilmektedir. Tanımlanan şekliyle mutluluk ahlâk ve siyaset alanlarının en merkezi kavramlarından bir tanesidir (Bircan, 2003: 139-50). Milletlerin ve şehir insanlarının kendileri ile bu hayatta dünya mutluluğunu, öteki hayatta ise en yüksek mutluluğu elde ettikleri insanî şeyleri dört çeşit olarak sıralar: Nazarî erdemler, fikrî erdemler, ahlâki erdemler ve amelî sanatlardır (Fârâbî, 1983: 49).
 
Bu erdemlerin kısaca açıklanmasına geçmeden önce ahlâk ve siyasetin hedefi olan mutluluğun ancak bu erdemlerin tamamlanmasıyla ortaya çıktığına tekrar dikkat çekmemiz gerekmektedir. Nazari erdemler varlıkların ve onların içerdikleri diğer alt kategorilerin ve onların mahiyetlerinin akıl tarafından idrak edilmesidir. Felsefe tasnifinde bu varlıkların bilinmesine denk gelen ilimler ise İlk Varlığı- İlk Sebebi ve Aşkın Akılları ve ayrıca en genel anlamda varlığın ilklerini inceleyen metafizik, ay altı âlemindeki varlıkların incelenmesini konu olan fizik ilimler ve son olarak ta matematik ilimlerdir. Bir varlık olarak insanın incelenmesi ise fizik ilimlerin konusudur. Kullanımında ameli erdemlerle kast edilen, faydayı hedefleyen marangozluk demircilik gibi zanaat veya sanatlarda oluşan yetkinliklerdir.
 
Bu husus konumuz açısından merkezi önemde olmadığından, fikri erdemle onun ne kast ettiği konusunda bir miktar odaklaşabiliriz. Onun kullanımında fikri erdemde, kavrama ve anlayışın ötesinde irade de zorunlu olarak bulunmaktadır. Dolayısıyla bilgi değil fiillerde konu edilmektedir. Ayrıca iradenin söz konusu olduğu fikri erdemler –teorik erdemlerin aksine- mekâna zamana, olayın içinde yer alan gruplara, bireylere ve şartlara bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Ahlâk ve siyaset bir yönüyle iradenin dâhil olduğu olayları kavramsallaştırarak bilginin konusu yapmakta diğer yandan fiille ilişkilendirerek ameli bir disiplin haline dönüştürmektedir**
 
- Felsefesinin yöneldiği ana amaç nedir?
 
- İnsanın ana gayesinin araştırılması ve bunun gerçekleştirilmesidir. Ona göre insanın var oluşunun amacı mutluluktur. İnsanın mutlu olabilmesi için, insan olarak kendisini tanıması yani yetilerini bilmesi; kendi yetilerini aklın kılavuzluğunda yönetebilmesi ve kendi yetkinliğini bu dünyada olabilecek en son sınırlara kadar götürebilmelidir. Diğer bir ifadeyle insan yukarıda belirttiğimiz dört tür erdeme sahip olmalıdır. Bu bağlamda kişinin kendisini uygun bir şekilde yönetmesiyle mutluluğa ulaştıran faziletleri veya uygun yönetimi sağlayamadığında mutluluktan uzaklaştıran reziletleri araştırma ve en yüksek iyi idealini arama görevi ahlâk alanına girmektedir (Fârâbî, 1983: 49). Diğer taraftan siyaset alanın görevi ise insanın bu ve öteki dünyada nasıl mutlu olacağını toplumsal ilişkiler ağında ele alıp incelemektedir. Bu bağlamda mutluluk insanın çeşitli toplumsal yapıların bir parçası olması hasebiyle, yöneten-yönetilen ilişkisi içerisinde ele alınıp incelenir .**
 
Devam edecek inşallah
 
Mehmet Aluç
 
*Kaynak: FARABİ’NİN BİLGİ ANLAYIŞINA GENEL BİR BAKIŞ Yaşar Aydınlı Prof. Dr. Uludağ Ü. İlahiyat Fak. 
**Kaynak: FÂRÂBÎ’N İN GÖZÜYLE AHLÂK-S İYASET İ LİŞ K İLER İ N İN ANAL İ Z İ Yrd. Doç. Dr. Atilla ARKAN Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 





Mehmet AluçGold Üye / Erkek / 20.01.2016