Bir Başka Şafak
Anasayfa / ETKİNLİKLER / Kitabını Tanıt
Ekleyen : Oyhan Hasan Bıldırki , 26 Temmuz 2016 Salı Beğen
 

      BİR BAŞKA ŞAFAK (Hikâyeler, 1994) : MEB Yayınları (847) arasında, Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi (550) 'nde, Öğretmen Yazarlar Dizisinin 45 numaralı kitabı olarak Millî Eğitim Basımevi'nde İstanbul'da 1994 yılında (3. defa olarak) basılmıştır. Yazarın 3'üncü hikâye kitabında 16 hikâye, 112 sayfa içinde toplanmıştır.
      Kitaba adını veren ilk hikâyede; 'Erkek evlat babası olmak isteyen Avukat Hâzım Dümenci'nin, hanımı Dilârâ'dan Bircan adlı bir kızı olur. Büyük anne Sabriye Hanım'ın tepkisine rağmen, küçük kıza hem Bircan adı verilir, hem de bir sütana tutulur. Babadan kalma konakta, bu doğumun şerefine ünlü konuklara bir parti verilir. Partide her konuda görüşmeler yapılırken, Bircan ağlamaktadır. Ağlaya sızlaya, güle oynaya serpilen Bircan, daha çağdaş okullarda okur, babası ve annesiyle arası şeker renk olur. Bu sırada konağın yıkılması, yerine apartman yaptırılması kararlaştırılır. Yeni bir eve çıkılır. Yıkım için işçiler konağa ilk kazmayı vurana kadar -araya Bircan girer- Sabiye Hanım, direnir. Ona göre konağın harcında,'rahmetlinin göz nuru' vardır. Bircan'ın yaptığı söz oyunu üzerine konak yıkılır.'Yeni evde hüzün ve neşe, birbirine karışır.' Amerika'daki bir üniversitenin imtihanını kazanan Bircan, -annesinin onunla birlikte bu yeni ülkeye gitmeme kararına rağmen- yola çıkar. Kemerler bağlanır, uçak havalanırken Sabriye Hanım'ın son öğüdü, gökyüzünde çınlar; 'Yaban elde, eline, beline, diline sahip çık.' Orada uygar olma hastalığına kapılan Bircan, koluna taktığı Teddi ile birlikte, eski konağın yerinde 'cansız bir kütle gibi yükselen koca apartman'a geri döner. Orada yitirilen Sabriye Hanım yoktur. Hâzım Dümenci ile eşi Dilârâ, onların evlenmelerine karşı çıkarlar. Hele Dilârâ, hemen 'olmaz'ı basar. Bu ikisinin ellerine sarılmaya çalışan zenci Teddi'yi, Bircan, içine düştüğü güç durumdan kurtarmak için araya girer: 
      'Teddi, gördüğü heyecanı yanlış anlamış olmalı, gülüyor. Teşekkür etmek için Hâzım Dümenci ile Dilârâ'nın ellerine sarılıyor.
      Her ikisi de, sanki anlaşmış gibi, ellerini Teddi'den kaçırdılar, sakladılar. Bu defa şaşalayan, apışıp kalan Teddi oldu. Dilârâ'yı hafakanlar bastı, bayıldı. Hâzım Dümenci, kolonya aradı. Bircan, Teddi'yi tuttu, balkona çıkardı. Ona, olanı biteni anlattı. Teddi, öfke dolu. Hemen bu evden çıkmak, başını alıp gitmek istiyordu. Bircan, onu teselliye çalıştı.
      – Üzülmene gerek yok, Ted! Bizde güzel bir söz var: Bıçak, kendi sapını yontmaz. Şimdi kızdılar ya, aldırma! Ben, az sonra gider, konuşur, onları yumuşatırım. Üzülme e mi?
      Beriki;
      – Olur! Üzülmem! dedi.
       Fakat her halinden fırsat kolladığı belliydi. Düşündü. İlk tanıştıklarında Bircan, şimdi içinde yaşadığı azabı, ne kadar özlü bir sözle Teddi'ye söylemişti.
      – 'Anlayanla taş taşı, anlamayanla bal.'
      Dilârâ ayıldı. Bircan'ı çağırdı. Ana, kız baş başa verip, konuştular. Dilârâ, yeniden 'olmaz'ı bastı. Hâzım Dümenci, Teddi'nin gidişine mani olmadı. 
      Teddi, ana diliyle söylendi:
      – Sizinle, dedi, bal bile olsa, yemem!
      Bircan'da şafak attı. Telâştan ne yapacağını şaşırdı. Aklı başına gelince, Teddi'nin arkasından koştu. Aradı, aradı.
      Teddi, hiç bir yerde yoktu.
       Teddi, çekip gitmişti.
      Bircan, omuzlarında utancının ağırlığı ve de karnında Teddi'den bir can olduğu halde, eve döndü. Hiç kimseyle konuşmadı. Kendisine gösterilen, balkonlu odaya geçti. Uzun uzun düşündü, ağladı. Hesap, kitap etti. Kurtuluş için kararını verdi. İçine doğan ani ilhamla, balkona koştu, aşağıdaki derin boşluğa, gözünü bile kırpmadan, öylece kendini bırakıverdi.
      Apartmanda ağlayışlar, dövünmeler. Toprağa verilen telli, duvaklı Bircan. Zavallı kız! Merak ediyorum, neyin, kimin günahını yüklendin? 'At tırnaktan, insan kulaktan kapar.'mış. Sen de öyle yaptın, kazancın oldu mu?
      Şafaklar değiştikçe, acılar bitti! 
      Fakat annenle baban, hemen her gün, çekişiyorlar. Kendi ismini, kendi kişiliğinde yaşatan Dilârâ, babana dil döküyor:
      Hâzım Dümenci, bu defa, yeni bir oyuna düşmekten korktuğundan ve seni unutamadığından olmalı, 'hayır'ı kuvvetlice basıyor, ekliyor: 
      – Keşke,diyor, 'Dağlar kadar kamburu olsaydı da, bizimle beraber olsaydı.' Bircan, Teddi'yle yaşasaydı, sence ne fark ederdi, söyler misin? ' (1)
      Bu hikâyede ana tema, nesiller arasındaki çatışma ve değişiklik adına güzel geleneklerimizin yıkılması üzerine kurulmuştur. Hikâyede yazarın, karakterlere göre isim verme alışkanlığı sürüyor. Hâzım (her şeyi hazmeden, sineye çeken) , Dümenci (Her yöne esen, eğilen) , Dilârâ (Gönül çelen, dil döken, aldatan) , Sabriye Hanım (Sabreden) , Bircan (Tek can, bir evlat) . 
      Bu kitabın daha önceki baskıları da; 1988 ve 1992 yıllarında MEB tarafından yapılmıştır.
      Hilâl GÜLER 

      1 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Bir Başka Şafak / s.16 vd. MEB Yayınları, İstanbul-1994 

      BİR BAŞKA ŞAFAK (Hikâyeler, 1994) : MEB Yayınları (847) arasında, Bilim ve Kültür Eserleri Dizisi (550) 'nde, Öğretmen Yazarlar Dizisinin 45 numaralı kitabı olarak Millî Eğitim Basımevi'nde İstanbul'da 1994 yılında (3. defa olarak) basılmıştır. Yazarın 3'üncü hikâye kitabında 16 hikâye, 112 sayfa içinde toplanmıştır.
      Kitaba adını veren ilk hikâyede; 'Erkek evlat babası olmak isteyen Avukat Hâzım Dümenci'nin, hanımı Dilârâ'dan Bircan adlı bir kızı olur. Büyük anne Sabriye Hanım'ın tepkisine rağmen, küçük kıza hem Bircan adı verilir, hem de bir sütana tutulur. Babadan kalma konakta, bu doğumun şerefine ünlü konuklara bir parti verilir. Partide her konuda görüşmeler yapılırken, Bircan ağlamaktadır. Ağlaya sızlaya, güle oynaya serpilen Bircan, daha çağdaş okullarda okur, babası ve annesiyle arası şeker renk olur. Bu sırada konağın yıkılması, yerine apartman yaptırılması kararlaştırılır. Yeni bir eve çıkılır. Yıkım için işçiler konağa ilk kazmayı vurana kadar -araya Bircan girer- Sabiye Hanım, direnir. Ona göre konağın harcında,'rahmetlinin göz nuru' vardır. Bircan'ın yaptığı söz oyunu üzerine konak yıkılır.'Yeni evde hüzün ve neşe, birbirine karışır.' Amerika'daki bir üniversitenin imtihanını kazanan Bircan, -annesinin onunla birlikte bu yeni ülkeye gitmeme kararına rağmen- yola çıkar. Kemerler bağlanır, uçak havalanırken Sabriye Hanım'ın son öğüdü, gökyüzünde çınlar; 'Yaban elde, eline, beline, diline sahip çık.' Orada uygar olma hastalığına kapılan Bircan, koluna taktığı Teddi ile birlikte, eski konağın yerinde 'cansız bir kütle gibi yükselen koca apartman'a geri döner. Orada yitirilen Sabriye Hanım yoktur. Hâzım Dümenci ile eşi Dilârâ, onların evlenmelerine karşı çıkarlar. Hele Dilârâ, hemen 'olmaz'ı basar. Bu ikisinin ellerine sarılmaya çalışan zenci Teddi'yi, Bircan, içine düştüğü güç durumdan kurtarmak için araya girer: 
      'Teddi, gördüğü heyecanı yanlış anlamış olmalı, gülüyor. Teşekkür etmek için Hâzım Dümenci ile Dilârâ'nın ellerine sarılıyor.
      Her ikisi de, sanki anlaşmış gibi, ellerini Teddi'den kaçırdılar, sakladılar. Bu defa şaşalayan, apışıp kalan Teddi oldu. Dilârâ'yı hafakanlar bastı, bayıldı. Hâzım Dümenci, kolonya aradı. Bircan, Teddi'yi tuttu, balkona çıkardı. Ona, olanı biteni anlattı. Teddi, öfke dolu. Hemen bu evden çıkmak, başını alıp gitmek istiyordu. Bircan, onu teselliye çalıştı.
      – Üzülmene gerek yok, Ted! Bizde güzel bir söz var: Bıçak, kendi sapını yontmaz. Şimdi kızdılar ya, aldırma! Ben, az sonra gider, konuşur, onları yumuşatırım. Üzülme e mi?
      Beriki;
      – Olur! Üzülmem! dedi.
       Fakat her halinden fırsat kolladığı belliydi. Düşündü. İlk tanıştıklarında Bircan, şimdi içinde yaşadığı azabı, ne kadar özlü bir sözle Teddi'ye söylemişti.
      – 'Anlayanla taş taşı, anlamayanla bal.'
      Dilârâ ayıldı. Bircan'ı çağırdı. Ana, kız baş başa verip, konuştular. Dilârâ, yeniden 'olmaz'ı bastı. Hâzım Dümenci, Teddi'nin gidişine mani olmadı. 
      Teddi, ana diliyle söylendi:
      – Sizinle, dedi, bal bile olsa, yemem!
      Bircan'da şafak attı. Telâştan ne yapacağını şaşırdı. Aklı başına gelince, Teddi'nin arkasından koştu. Aradı, aradı.
      Teddi, hiç bir yerde yoktu.
       Teddi, çekip gitmişti.
      Bircan, omuzlarında utancının ağırlığı ve de karnında Teddi'den bir can olduğu halde, eve döndü. Hiç kimseyle konuşmadı. Kendisine gösterilen, balkonlu odaya geçti. Uzun uzun düşündü, ağladı. Hesap, kitap etti. Kurtuluş için kararını verdi. İçine doğan ani ilhamla, balkona koştu, aşağıdaki derin boşluğa, gözünü bile kırpmadan, öylece kendini bırakıverdi.
      Apartmanda ağlayışlar, dövünmeler. Toprağa verilen telli, duvaklı Bircan. Zavallı kız! Merak ediyorum, neyin, kimin günahını yüklendin? 'At tırnaktan, insan kulaktan kapar.'mış. Sen de öyle yaptın, kazancın oldu mu?
      Şafaklar değiştikçe, acılar bitti! 
      Fakat annenle baban, hemen her gün, çekişiyorlar. Kendi ismini, kendi kişiliğinde yaşatan Dilârâ, babana dil döküyor:
      Hâzım Dümenci, bu defa, yeni bir oyuna düşmekten korktuğundan ve seni unutamadığından olmalı, 'hayır'ı kuvvetlice basıyor, ekliyor: 
      – Keşke,diyor, 'Dağlar kadar kamburu olsaydı da, bizimle beraber olsaydı.' Bircan, Teddi'yle yaşasaydı, sence ne fark ederdi, söyler misin? ' (1)
      Bu hikâyede ana tema, nesiller arasındaki çatışma ve değişiklik adına güzel geleneklerimizin yıkılması üzerine kurulmuştur. Hikâyede yazarın, karakterlere göre isim verme alışkanlığı sürüyor. Hâzım (her şeyi hazmeden, sineye çeken) , Dümenci (Her yöne esen, eğilen) , Dilârâ (Gönül çelen, dil döken, aldatan) , Sabriye Hanım (Sabreden) , Bircan (Tek can, bir evlat) . 
      Bu kitabın daha önceki baskıları da; 1988 ve 1992 yıllarında MEB tarafından yapılmıştır.
      Hilâl GÜLER 

      1 BILDIRKİ Oyhan Hasan, Bir Başka Şafak / s.16 vd. MEB Yayınları, İstanbul-1994 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...