MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
Hikaye ve Hikayenin Özellikleri
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 24 Mayıs 2011 Salı Beğen



TANIMLARI:

Yaşanmış  ya  da yaşanabilecek  şekilde  tasarlanmış   olayları  kişilere  bağlı  olarak  belli  bir  yer  ve  zaman içinde   anlatan   türe  hikâye  diyoruz. "küçük Roman " şeklinde tanımlanabilir. Hikâye, hayatta olan veya olacak kanısı veren olayları bir ölçü ile anlatan, hayalde tasarlanan ilgi çekici bir takım olayları anlatarak okuyanda heyecan veya zevk uyandıran yazıdır.

Hikâye ile ilgili yapılan tanımların pek çoğu romanla karıştırılabilecek şekildedir. Bu yüzden kısa roman, küçük roman şeklinde yapılan tanımlar hikâyedeki yapısal nitelikleri karşılamaya yetmeyecektir.

Hikaye, her şeyden önce roman gibi birbiri ile bağıntılı zincirlemeler şeklinde bir birini takip eden olayla ve bu olaylar içerisinde insani pek çok özelliği dile getiren bir yazı değildir. Üstelik pek çok çağdaş Hikaye de ise belirli bir olay da bulunmaz. Hikâyeyi romandan ayıran ana faktör tek bir olayın veya tek bir durumun kesitin insana ait tek ya da belirli birkaç yönünün ele alınması işlenmesi şeklinde yazılıyor oluşudur. Bu ana özelliğe ilaveten romandan kısa oluşu, kahraman sayısının azlığı, çevre, mekân darlığı, tafsilatsız ama etkili bir anlatımı içermesi gerektiği özellikleri de romandan farklarını ortaya koyan diğer hususlardır.

Hikâyelerin kişileri azdır, bir tek olay, durum veya kesiti anlatmak amacıyla yazılır. Bu yüzden derin çözümlemelere pek elverişli sayılmaz. Hikâyedeki olay, başlangıçtan sonuca doğru giden bir olayın bir anlık parçasıdır. Hikâyeler çoğunlukla o bir anlık parça içerisindeki insanı incelemeyi gaye edinirler. Bununla beraber herhangi bir hayvan, bir şey de hikâye konusu olabilir. Bunun için kısa hikâyeler yoğun, dolgun bir nitelik taşımalıdır.

Roman ile karışmaması için : “ Tek bir olayda insanın bir veya kısıtlı birkaç yönünü ele alan, gerçekte yaşanmış hissi veren olay yazılarıdır. “ Diye tarif etmek en mantıklı tanım olacaktır.

Hikâyelerde hayattan kesitler verilir, karakterlerin en belirgin tarafları gösterilir. Bu vasıtayla okuyucu, dışarıdan gördüğü, hususî dünyasını bilmediği insanları yakından müşahede etmek imkânını bulur; ona karşı içinde bazı duygular uyanır. Zaten yazarın istediği de budur. Hikâye, romana benzer. Romana oranla şahıslar daha az, hacim daha küçüktür.

Hikâyeye  bugünkü  anlamda  ilk edebi  kimlik  kazandıran  İtalyan  yazar   Boccacio’dur.  XVI.  Yüzyılda yazdığı  Decameron; adlı  eseriyle  ilk öykü  örneğini  vermiştir.  Rönesans ’ın   etkisiyle  de 19 Yüzyıl  Edebiyatının  en yaygın  türü  olmuştur.

9. yüzyıl sonlarında başlayıp günümüze doğru daha da gelişen hikâye, özellikle Alphonse DAUDET (1840–1897) ve Guy de Maupassant (1850–1893) gibi büyük Fransız yazarlarının tekniğiyle tekâmüle ulaşmıştır. Bu iki yazar " Realist " akımın yetiştirdiği zamanın ileri gelen romancılarındandır. Fransız hikâyeciliği Guy de Maupassant 'ın izinden gelişmiştir. Amerika edebiyatında özellikle mizahî hikâyeleriyle Mark TAWİN (1835–1910), O. HENRY (1862–1910) ve bunları takiben John STEİNBECK, Erskine CALDWEL , Antuan Çehov, Şolohov ( Rus ) XIX. yüzyıl sonunda yetişen Stevenson, Rudyard Kipling ( İngiliz ) Batılı ünlü hikâyecilerdendir.


BAKIŞ AÇISI :

Hikâye ve romanlarda çeşitli bakış açıları vardır. Her yazar, kendine en uygun bir Bakış Açısı ile eserini yazar. Bir eserde bütün Bakış Açılarının  kullanıldığı da olur. Bunlardan birincisi, “her şeyi bilen bakış açısı”dır. Yazar anlatıcı durumundadır. Bütün olayları bilir, her kahramanın düşündüklerinden haberdardır. Geleceği bile bütün ayrıntılarıyla anlatır. Bu tarz bakış açısı, tabii olmadığı için, son zamanlarda pek kullanılmamaktadır. Bir insanın, her şeyi bilmesi mümkün değildir. Bazen yazar, kahramanlardan birinin gözüyle bakar, o ne görüyorsa, yazar da onu görür. Kahramanın bilmediğini yazar da bilemez. Yazar, olayları kendi başından geçmiş gibi anlatıyorsa, bu bakış açısını kullanmaya mecburdur. Bazı eserlerde bakış açılarının hepsi birden kullanılır. Yazar, bir kahramanın gözüyle değil de, birçok kahramanın gözüyle bakabilir.

Hikâye, hayatın bütünü içinde fakat bir bölümü üzerine kurulmuş derinliği olan bir büyüteçtir. Bu büyüteç altında kimi zaman olay bir plan içinde , kişi, zaman, çevre bağlantısı içinde hikaye boyunca irdelenir. Kimi zaman da büyütecin altında incelenen olay değil, hayatın küçük bir kesiti, insan gerçeğinin kendisidir Bu da öykünün çeşitlerini oluşturur


Dünya hikâyeciliğinde iki hikâye biçimi hâkimdir.

Bu açılardan bakılınca bakış açılarını şu şekilde sınıflandırmak mümkündür.


HAKİM ( İLAHİ) BAKIŞ AÇISI: ( Bkz: İlahi Gözlemci Kahraman Anlatıcı )

YANSITICI BİLİNÇ

Bu tür eserlerde "tahlil"lere de yer verilir. Yazar, olayları yorumlar, sebep ile sonuç arasındaki münasebetleri gösterir. Karanlık kalan noktaları açıklamaya çalışır. Bunun için felsefî, psikolojik ve benzeri izahlara girişir. Çağdaş eserlerde yazarın olayları tahlil ve analiz etmesi teknik olarak da hoş karşılanmaz. Bu durumda yazarlar görüşlerini, anlaizlerini ve sentezlerini olaya bir şekilde müdahil olan bir değerlendirmecinin konuşma, düşünce ve değerlendirmeleriyle aksettirirler. Roman ve hikâyelerde bu fikir yansıtmalarına yansıtıcı bilinç denir. Olayı değerlendiren ifadelerde bulunan müdahil kahramanlar bu yolla aslında yazarın hadiselere karşı vermek istediği mesajları dile getiren yansıtıcı kişilerdir. Yansıtıcı bilinçlerin vaka veya olay içerisindeki rolleri düşünceleri ifade etmekten öteye geçmez. Fakat bu özellikleriyle öykünün temel mesajlarını veya ana fikrini belirleyen şuur olarak çok önemli bir işleve sahiptirler.


Maupassant Biçimi :

Bu tür, Fransız yazar Guy de Maupassant  ( Guy dö Mopasan) tarafından yaygınlaştırıldığı için “Maupassant Tarzı Olay Hikayeciliği” de denir


Bu tarzın bizdeki en önemli temsilcileri:Ömer Seyfettin , Refik Halit Karay , Hüseyin Rahmi Gürpınar, ve Reşat Nuri Güntekin’dir.

Hikâyede asıl olan "olay" dır. Okuyucunun hikâyeyi şöyle ya da böyle yorumlamasına imkân verilmez. Çünkü hikâyedeki olay, mantıklı bir seyir hâlinde takip eder. Kişilerin portreleri, özenle ve ayrıntılı olarak çizilir. : Bir olayı ele alarak, serim, düğüm, çözüm plânıyla anlatıp bir sonuca bağlayan öykülerdir. Kahramanlar ve çevrenin tasvirine yer verilir Bir fikir verilmeye çalışılır; okuyucuda merak ve heyecan uyandırılır


Çehov Tarzı

Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Durum Kesit Hikayeciliği ” de denir.

Hikâyede asıl olan "olay" değildir. Hikâye, sona erdiği zaman her şey bitmiş değildir. Hikâye, asıl bundan sonra başlıyor demektir. Zira, kişiler tamamıyla tanıtılmadığı, olaylarda kesinlik hâkim olmadığı için okuyucunun hayal kurması devamlı hareket hâlindedir ve kendine göre yorumlar yapmaya uygundur.

Çehov Tarzı Durum Kesit Hikayeciliği  ise romandan bağımsız bir kuruluşa sahiptirler. Hikâyenin başlangıcı ve sonu bir düğüm hâlinde, olay örgüsü dâhilinde verilmez. Okuyucunun ufkunu geliştirmesine yöneliktir. Kişiler hakkında fazla bilgi verilmeden, anlatılmak istenen mesaj okuyucuya aktarılır. Maupassant tarzı hikâyeler daha çok klasik tarzdadır. Çehov tarzı hikâye anlatıma dayalı olduğu için modern tarz hikâyenin ortaya çıkışını hazırlamıştır. Zaman, mekân, kişilerin tanıtılması gibi konularda romanda bağımsız olarak yazılan Çehov tarzı hikâyede gerçek yaşam daha Soyuttur.

Bir olayı değil günlük yaşamın her hangi bir kesitini ele alıp anlatan öykülerdir Serim, düğüm, çözüm planına uyulmaz Belli bir sonucu da yoktur. Merak ve heyecandan çok duygu ve hayallere yer verilir; fikre önem verilmez, kişiler kendi doğal ortamlarında hissettirilir. Olayların ve durumların akışı okuyucunun hayal gücüne bırakılır.

Bu tarzın dünya edebiyatında ilk temsilcisi Rus yazar Anton Çehov olduğu için “Çehov Tarzı Hikâye” de denir. Bizdeki en güçlü temsilcileri: Sait Faik Abasıyanık, Mustafa Memduh Şevket Esenda ve Tarık Buğra'dır

Çehov, hikâye anlayışını şöyle anlatır:



"Kaleme alınan konular, "sade" olmalı. Piyer Semenovi, Maira İvanovna ile nasıl evlendi gibi... Hem sonra, yok psikoloji tahlilleri, yok hikâye, yok bilmem ne imiş! Bunlar hep özenti... Hatırınıza ilk gelen başlığı koyun, kılı kırk yarmayın, tırnak, çizgi gibi işaretleri çok az kullanmaya bakın, gösteriştir bu. Benim işim anlatmaktır. Ancak, onu başarabilirim. "


• Çehov tarzı hikâyenin özellikleri:

• Hikâye, hayatın doğal akışı içinden bir kesittir.

• Kahramanlar arasında karşılaşma ve çatışmadan ziyade, belli bir zaman diliminde hayatın doğallığı içinde insanların davranışları, birbirleriyle ilişkileri, bazı olay, düşünce, tasarılar karşısında gösterdikleri tepkiler gözler önüne serilir.

• Kahramanların karşılıklı konuşmalarla içinde bulundukları durumu, bu durum karşısındaki tavır ve hareketleri ifade edilir.

• Abartılmamış gerçeklik anlatılır.


Modern Hikâye:

Diğer öykü çeşitlerinden farklı olarak, insanların her gün gördükleri fakat düşünemedikleri bazı durumların gerisindeki gerçekleri, hayaller ve bir takım olağanüstülüklerle gösteren hikâyelerdir.

Hikâyede bir tür olarak 1920’lerde ilk defa batıda görülen bu anlayışın en güçlü temsilcisi Franz Kafka’dır Bizdeki ilk temsilcisi Haldun Taner’dir. Genellikle büyük şehirlerdeki yozlaşmış tipleri, sosyal ve toplumsal bozuklukları, felsefi bir yaklaşımla, ince bir yergi ve yer yer alay katarak, irdeler biçimde gözler önüne serer.


BEN MERKEZLİ HİKÂYELER.

Ben Merkezli Hikâyecilik Şehirlerde yaşayan insanların kendilerine ve topluma yabancılaşmasının sonucu 1980 li yıllardan sonra yoğunlaşan hikâyecilik tipidir. Yapısal olarak durum ya da kesit hikâyeciliğinin devamı şeklindedir. Fakat bu tarz hikâyelerde olaydan ziyade olayların anlatıcısı “ Ben “ olan bunalımlı tiplerin ruh hallerine yansıyan şeklinin ifade edilmesidir.

20 yy'nin sonlarına doğru 'ben merkezli öykü' adı verilen teknoloji, sanayileşme, bireyselleşme gibi sorunların doğurduğu çıkmazdaki insan ve bunalımlar içinde kıvranan, varoluşçu insan modellerinin karakter olduğu hikâyeler yazılmaya başlanır. Burada da tip yok gibidir, ama gittikçe tipleşen karakterler vardır. Bu karakterler, kendi istekleri yerine geldikçe doyumsuzlaşan, hırçınlaşan ve bunalım içinde kıvranıp yalnızlaşan hatta şizofrenik davranışlara doğru kayan, bilgi ile teknoloji arasına sıkışmış, sürekli isteyen, akıl ile para arasında ruhunu kaybeden 'bilişik tip''lerdir ki bunlar mekân değişikliğini sadece ayrıntıda yaşayan kahramanlardır.

Bu hikaye türü kaynağını Sürrealizm ve Dadaizm biraz da fütürizm ve var oluşçuluktan alır. Bu türün en iyi örneklerini Oğuz Atay, Nezihe Meriç, Haldun Taner verir.

Olayların ben merkezli algılanışında hastalıklı bir ruh hali vardır. Bu değişken ruh halinde içte kopan fırtınalara rağmen dışa yansıyan bir siliklik ve eylemsizlik göze çarpar. Olaylar bireyin ruhundan aksettiği şekilde değerlendirilir. her şeyi sorun haline getiren özden veya kendinden bile şikayeti anlatan durum veya kesitin dahi silik hale geldiği sadece ağılamaların anlatıldığı bir hikaye tarzıdır.

Anlatımında değişmeyen içe odaklı bir anlatıcı vardır.


Türk hikâyeleri, şu dört ana grupta değerlendirilir:

1) "Serim, düğüm, çözüm" bölümlerinin düzenli olduğu hikâyeler.Ömer Seyfettin , , Haldun TANER,Oktay Akbal , Samed Ağaoğlu, Mustafa KUTLU' nun hikâyeleri bu grup içindedir
(Maupassant Biçimi)

2) İstanbul'da yaşayan insanların özel hayat ve özelliklerini veren hikâyeler.Hüseyin Rahmi Gürpınar, ,Ahmet Rasim , Osman Cemal Kaygılı,  Sermet Muhtar ALUS'un hikâyeleri bu grup içindedir. (Maupassant Biçimi)

3) "Serim, düğüm, çözüm" bölümlerine önem vermeyen, olayın herhangi bir yerinden başlayan hikâyeler. Mustafa Memduh Şevket Esendal,  Sait Faik ABASIYANIK, Tarık Buğra , gibi yazarlarımız bu gruptandır. (Kısmen, Çehov Biçimi)

4) Varoluş çizgisinde oluşturulmuş, aydın bunalımı ve çaresizliği anlatan soyut hikâyeler. Bu tür hikâyeler, ülkemizde 1955'ten sonra görüldü. Hikâyelerde, hiç bir toplum kaygısı görülmez. Aydın bunalımının nedenleri yansıtılır. Sanat adı altında çoğu zaman "müstehcen"e kaçan konulara yer verilir. Hikâyecilik, sanattan ayrılmış ve ideolojiye kaydırılmıştır.

Bu grupta hikâye yazan yazarlarımızın başında ise;Yusuf Atılgan ,Demirtaş Ceyhun , Ferit Edgü ve Erdal Öz gelmektedir.



HİKÂYENİN UNSURLARI

1) Olay: Hikâyede üzerinde söz söylenen yaşantı ya da durumdur
2) Kişiler: Olayın oluşmasında etkili olan ya da olayı yaşayan insanlardır.
3) Yer (mekân): Olayın yaşandığı çevre veya mekândır.
4) Zaman: Olayın yaşandığı dönem, an mevsim ya da gündür.
5) Dil ve Anlatım: Hikâyenin dili açık, akıcı ve günlük konuşma dilinden farklı olarak, etkili sözcük, deyim atasözü ve tamlamalarla zenginleştirilmiş güzel bir dil olmalıdır.
Anlatım ise: iki şekilde olur Hikâye kahramanlarından birinin ağzından yapılan anlatım “hikâyede birinci kişili anlatım” ; yazarın ağzından anlatılanlar “hikâyede üçüncü kişili anlatım”


HİKÂYEDE PLÂN:


Hikâyenin planı da diğer yazı türlerinde olduğu gibi üç bölümden oluşur; ancak bu bölümlerin adları farklıdır. Bunlar:

1)Serim: Hikâyenin giriş bölümüdür. Bu bölümde olayın geçtiği çevre, kişiler tanıtılarak ana olaya giriş yapılır.

2)Düğüm: Hikâyenin bütün yönleriyle anlatıldığı en geniş bölümdür.

3)Çözüm: Hikâyenin sonuç bölümü olup merakın bir sonuca bağlanarak giderildiği bölümdür.
Ancak bütün hikâyelerde bu plân uygulanmaz, bazı öykülerde başlangıç ve sonuç bölümü yoktur. Bu bölümler okuyucu tarafından tamamlanır.


Bakış Açısı ve Anlatıcı


a)Anlatıcı


Masalı, efsaneyi, hikayeyi, romanı okuyucu/dinleyici durumundaki bizlere anlatan varlıktır. Adı geçen eserlerin iç dünyalarında olup biten her şeyi (olaylar, meseleler, kahramanlar, mekanlar, zamanlar) gören, bilen, duyan, idrak eden; kendine has imkan, tercih, dil ve üslubuyla biz okuyucu/dinleyicilere anlatan varlıktır anlatıcıdır. Anlatıcının değişim süreci ikiye ayrılır: "Sözlü dönem anlatıcısı" ve "yazılı dönem anlatıcısı".

Destan, masal, menkıbe, efsane, halk hikayesi, mizahi fıkra gibi sözlü dönemin anlatma esasına bağlı edebi türlerinin anlatıcıları, gerçek birer insandılar. Etiyle kemiğiyle, dinleyicilerin karşısına çıkan bu anlatıcılar, somut birer varlıktılar. Ustasından öğrendiği aksesuarları (saz, baston, mendil vb.) jest ve mimik örnekleri, halk hikayesi anlatan aşıklar, hikayeler anlatan meddahlar ve masal anaları.


Bakış Açısı


Bakış açısını şöyle tarif edebiliriz: Herhangi bir varlık, olay ve insan karşısında, sahip olduğumuz dünya görüşü, hayat tecrübesi, kültür, yaş, meslek, cinsiyet, ruh hali ve yere göre aldığımız algılama, idrak etme ve yargılama tavrıdır.

a-)Hakim Bakış Açılı Üçüncü Tekil (O) Anlatıcı (İlahi/Tanrısal bakış açısı):

Yaşanmış, yaşanan ve yaşanacak olan her şeyi bilir, görür ve duyar.

İlahi bakış açısına sahip olan anlatıcı geçmişten, gelecekten olandan biten her şeyden haberdardır. Olaya dâhil olan herkesin fikirlerini okuyan, düşüncelerini bilen, okuyan bir tavırla anlatır. Meselelerin nasıl başladığı, nasıl biteceğine dair tüm bilgilere vakıftır.

Kahramanların gönlü veya kafasından geçenleri okumaya kadar uzanır. Anlatıcı, anlattığı olayların dışında durur, gören durumundadır. Üçüncü tekil şahıs ağzıyla konuşur. Yazarın dilini kullanır ve bu sebeple ona "yazar-anlatıcı" da denilir.

Zaman zaman okuyucu ile diyaloga girmekten, onlarla sohbet etmekten ve onlara yol göstermeye kalkışmak gibi özelliklere de sahip olabilir.

b-)Kahraman Bakış Açısı : Birinci Tekil (Ben) Anlatıcı:. Bu anlatıcı, olay örgüsünün yükünü üstlenen, olayları yaşayan, olayların merkesiznde kalan veya olayları yaratan asıl kahraman olabileceği gibi, geri planda yer almış biri de olabilir. Bu bakış açısından yapılan anlatım, bir insanın sahip olduğu veya olabileceği bilme, görme, duyma, yaşama imkânları ile sınırlıdır.

Bu anlatım şeklinde olaylar, olayı bizzat yaşayan, gören hisseden duyan, olayları yorumlayan, kişinin ağzından aktarılır. Öyküdeki anlatılanların tümüne o pencereden bakarız.

Her zaman kendi yaşadıkları, bildikleri, duydukları ve hissettiklerini öne çıkarır. Kahraman anlatıcının söz konusu olduğu roman ve hikâyeler, çoğunlukla "otobiyografik" karakterlidir.

Kahraman anlatıcı, kendi dil ve üslubunu kullanır ve birinci tekil şahıs ağzıyla konuşur. Okuyucu ile daha sıcak, samimi ve inandırıcı bir diyalog kurmasıyla okuyucuya daha yakındır. Özellikle eserin hatıra defteri, günlük, mektup tarzında kaleme alınması, bu etkiyi daha çok güçlendirir.

"Çok çalışıyorum. Onlardan ziyade kendim için."(Reşat Nuri Güntekin- Çalıkuşu)

Bu sıkıntıların başında "bakış açısı"ndaki sınırlılık gelir. Böyle bir anlatıcıyı tercih etmiş olan bir yazar, eserinin itibari dünyası çok büyük ölçüde tek bir kişinin yaşadıkları, bildikleri, gördükleri, yorumları ile sınırlandırmış olur ki, hâkim bakış açılı anlatıcıya göre, bu, çok daha geniş imkânların bir tarafa itilmesi anlamına gelir.

Bir başka sıkıntı, okuyucunun, anlatıcı ile yazar arasında ilişki kurma kolaycılığına zemin hazırlamasıdır. Pek çok okuyucu, hatta eleştirmen, ciddi bir araştırmaya lüzum görmeden eserdeki ben anlatıcı ile yazarı özdeşleştirmeye kalkışır.

c ) Müşahit/Gözlemci Bakış Açısı (Ben veya O) Anlatıcı: İtibarı dünyada olup bitenleri, sadece müşahede etmekle yetinir. İkinci aşamada da gözlemlerini adeta bir tarafsızlığı ile okuyucuya nakleder. Bir "yansıtıcı" konumundadır. Çok daha az bilgilidir. Onun bilme, görme, duyma yetenekleri geçmiş ve geleceğe uzanmadığı gibi, kahramanların ruh hallerine de yetişemez.

Hem üçüncü tekil hem de birinci tekil olabilir. Anlatıcının bakış açısı sınırları ve anlattıkları karşısındaki tutumuna dikkat etmek zorundadır.

d-)Çoğulcu Bakış Açısı ve Anlatıcıları: Anlatıcılardan iki veya daha fazlasının aynı eserde kullanılması tarzıdır. Asıl çoğulcu bakış açısı, tek bir anlatıcının esas olduğu eserde, olay örgüsünde yer alan kahramanlardan birkaçının da bakış açılarına yer verilmesi biçiminde gerçekleştirilir. Bu tür bir tavır, (X) olayının okuyucuya takdimini daha çok inandırıcı hale getirecek ve okuyucuyu tek bir anlatıcının esiri olmaktan kurtaracaktır.


HİKAYE İLE İLGİLİ LİNKLERİMİZ

  • Çehov Tarzı Durum Kesit Hikayeciliği ve Örnekleri
  • Hikaye ve Hikayenin Özellikleri
  • Roman Nedir Türleri ve Özellikleri.
  • Halk Hikayeleri ve Destanlar Kategorisi 
  • Ben Merkezli Hikâyecilik
  • Anlatıcı Şekilleri ve Sanatsal Fantastik Destansı Masalsı Anlatım
  • İyi bir anlatımda olması gereken özellikler 
  • Öznel ve Nesnel Anlatım 
  • Bakış Açıları ve İlahi Gözlemci Kahraman Anlatıcı


 İlgili Sayfalar

  • Tiyatronun Ortaya Çıkışı ve Gelişimi
  • Tiyatro: Yazı Türü, Oyunu, Tarihi, Türleri,Terimleri, Gelişimi.
  • Müzikli Tiyatrolar: Opera, Operet, Bale,Pandomim, Skeç...
  • Haber Yazı Türü, Haberleşme Tarihi ve Gelişim Süreçleri
  • MAKALE: Nedir, Bilimsel Makale ve Özellikleri
  • Sohbet-Söyleşi- Yazı Türü ve Özellikleri
  • Eleştiri, Tenkit, Eleştirmen ve Özellikleri
  • Deneme;Tanımı, Özellikleri, Tarihi, Deneme Yazarları
  • Gezi Yazıları; Özellikleri veTarihi
  • Gazete Fıkrası,Tanımı, Özellikleri, Yazarları
  • Günlük( Günce), Özellikleri, Örnekler
  • Hatıra ( Anı) Yazı Türü, Özellikleri, Tarihi, Örnekleri
  • İnceleme Yazıları , Türleri, Roman, Şiir, Tiyatro İnceleme Planı
  • Biyografi, Özellikleri ve Türleri
  • Monografi, Otobiyografi, Nekroloji, Portre
  • Bibliyografya Nedir, Tez ve Dipnot Nasıl Hazırlanır?
  • Röportaj Nedir, Özellikleri,Yapısı, Tarihçesi
  • Açık Oturum: Nedir,Panel ve Diğer Türlerden Farkı, Örnek Yazı
  • Mülakat - Görüşme- Nedir, Özellikleri, Türleri, Örnek Metin
  • Forum :Nedir, Tarihçesi, Özellikleri
  • Nutuk, Söylev, Tanım, Tarihçesi, Özellikleri, Nutuk Örneği 
Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...