MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Fikret Muallâ Saygı Hayatı ve Ressamlığı
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 28 Aralık 2013 Cumartesi Beğen



Fikret Muallâ Saygı


Fikret Muallâ Saygı ( D. T,N 1903; Moda, Kadıköy, Ö.T. , İstanbul - 1967, Reillanne), Bohem yaşam resimleri, sanatı ve yaşama biçimiyle adını duyuran  Türk Ressamıdır.



HAYATI

1903 yılında  İstanbul 'un Moda semtinde doğdu. Babası, Düyun-u Umumiye ikinci müdürü Ekrem Bey (Mehmet Ekrem Mualla Saygı) annesi Emine Nevber Hanım’dır.  Aile, devlet memurlarının maaş alamadıkları bir dönemde, bolluk içinde yaşıyordu.[1]  Aile kendilerine kız bir çocuk beklediği için doğacak olan çocuklarına ismi önceden belirlemiş ve muallâ olacak diye karar vermişlerdi. Fakat Fikret Mualla bir kız olarak değil bir erkek olarak doğdu. Ailesi adına Fikret'i ilave etti.  [2]

Annesi onu bir kız gibi büyütüyor, saçlarını uzatıyor, kız gibi giydiriyordu. Annesinin bu davranışları karakterinde derin yaralar açacak, ilerideki hayatında kadınlarla yaşadığı ilişkilerde sorunlar yaşamasına vesile olacaktı. Nitekim Gençlik yıllarında Alman asıllı bir kadını sevecek ama o kadın onu çirkin ve topal olduğu için terk edecek, sanatçı belki de bu yüzden kadınlardan uzak durarak kendisini içkiye verecekti. [3]

Çocukluk ve ilk gençlik yıllarını Kadıköy, Bahariye çevresinde yaşayarak geçirmişti. Ailesi pek çok kimseden çok iyi durumdaydı. Babasını hali vakti çok kimseden çok iyiiydi.  Saint Joseph ve Galatasaray liselerinde öğrenim görmüş, [4] futbola olan aşırı tutkusu nedeniyle ailesi onu Galatasaray Lisesi’ne yatılı olarak vermişti.  Dayısı Hikmet Topuzer, Fenerbahçe takımının sol açığı olan meşhur bir futbolcuydu. Fikret Mualla bundan dolayı futbola çok meraklıydı.  Ama onun bu merakı onu sakat bırakacak, 12 yaşında Galatasaray Lisesi'nde futbol oynarken bir sağ ayağınını kırarak topal kalmasına sebep olacaktı. Topal kalması sonucu futbolcu olmak hevesi böylece suya düşmüştü.

Annesini kaybetmesi onun ruhsal dünyasına bir başka darbe olmuştu. I. Dünya savaşı sonrasında İspanyol Gribi çok yayılmış ve çok ölümcül olmuştu. Fikret Mualla okulda iken bu gribe yakalandı. Okulda hasta olunca eve gelmiş, böylecede bu  gribi annesine bulaşmıştı. İspanyol Gribine yakalanan annesi kısa sürede ölmüştü. Annesinin bu yüzden ölmüş olması Fikret Mualla'nın suçluluk duygusuna kapılmasına ve bir daha da bu duygudan kurtulamamasına neden olmuştu.  Suçluluk duygusu hayatını mahvedecek, onun sorumsuz, rastgele bir hayat sürmesine, uzun süreli sinir hastalıkları çekip,  akıl hastanelerinde yaşamasına neden olacaktı. Akıl sağlının bozuk olmasının başlıca sebebi  belki de bu suçluluk duygusuydu. 

Annesinin ölümünden çok kısa bir süre sonra babası tepki göstermeyeceğini düşündüğü Akrabaları Behice Hanım ile evlenmişti. Babasının Fikret'ten üç dört yaş büyük bir kadını üvey anne getirmesi, bardağı taşıran son damla olmuş, rivayete göre, Fikret kadını dövmüştü. Fikret Mualla babasının bir başkası ile evlenmesine tahammül edemiyordu. Yaşadığı sarsıntılar Fikret Mualla'yı sinirli, uyumsuz, aykırı biri yapmıştı. Babasının evliliğini benimseyemeyen Fikret Mualla, 17 yaşında iken Galatasaray Lisesi'ndeki öğrenimini yarıda bıraktı. Babası onu İsviçre’ye mühendislik okuması için gönderdi. Bu defa da bu olayı evlerinden atılmak olarak yorumlamıştı.  Fikret, bu kompleksten hayatı boyunca sıyrılamayacak, ayrılmak istemeyenlerin bile bir gün kendisini terk edeceği fikrine kapılacaktı.

İsviçre'de zamanla, resmin mühendislikten daha çok ilgisini çektiğini fark etti. Savaş yıllarına rastlayan İsviçre'deki öğrencilik döneminde parasız kalmıştı. Dönemin konsolosunun (Rıza Bey) desteği sayesinde resim eğitimi almak için Almanya'ya geçti. Babasının gönderdiği harçlıkla rahat ve özgür bir yaşam sürüyordu. Özgürlük, Fikret'in en büyük tutkusuydu Münih Güzel Sanatlar Akademisi'nde afiş ve desinatörlük, ardından Berlin Güzel Sanatlar Akademisi'nde resim eğitimi aldı. Akademide Hale Asaf ile birlikte Arthur Kampf’ın öğrencisi oldu. [5] Hale Asaf ’a ilgi duyuyor ama ona açılamıyordu. O yıllarda Hale Asaf, henüz yirmi üç yaşında genç ve güzel bir bayandı. Fakat Fikret Mualla’ya çok da ilgi duymamıştı. Almanya'nın çeşitli kentlerinde dolaştı, İsviçre ve İtalya'ya gitti, müzeleri gezerek sanat ile ilgisini çoğaltmaya çalışmıştı.

Artık ne istediğini biliyordu. Düzenli bir eğitim görmek gibi klasik deyimleri bir kenara itti ve içgüdüsünün yolundan gitmeye başlamıştı.  “Kendini sadece resme vermişti. Sadece para istemek için mektup yazıyordu. Günün sanat anlayışını umursamadan içinden geldiği gibi çalışıyordu. Bu tutumu onu, basit bir kopyacı olmaktan kurtaracak ve gerçek sanatçılar arasında yer almasını sağlayacaktı.”[6] Yine de resimler, moda çizimleri ve gravürler yaptı, desenlerini en gözde Alman dergilerine kabul ettirmeyi başarmıştı.[7]

 Okulda öğrendiği yetersiz Fransızca ile sanat çevrelerine kendini ifade edemiyor, kız gibi yetişmiş olması topal oluşu ve utangaçlığı nedeniyle kadınların ilgisini çekmekte zorlanıyordu. Üstelik çirkin sayılabilecek bir görünümü de vardı. Alman asıllı bir kadınla kısa sürekli bir aşk yaşamış, kadın onu topal ve çirkin olduğu için terk etmişti.  Üstelik aşık olduğu kadın Ressam  Hale Asaf’ ona ilgi duymamıştı. Fakat belki de Hale Asaf ’a olan aşkı nedeniyle kendini resme vermişti. Bu hazin aşk öykülerinin de nedeni ile olsa gerek kendini tamamen içkiye verdi.   Almanya'da bulunduğu yıllarda babasının mali durumu bozulup para gönderemez hale gelmesinden sonra Mısır Hidiv’i Abbas Halim Paşa’dan maddi destek görmeye başlamıştı. Almanya'da topallığı ve utangaçlığı nedeniyle yalnızlaşan Fikret Mualla, resim yapmadığı zamanlarda içki içiyordu. Bu yıllarda yaptığı resimleri çeşitli Alman dergilerinde yayımlandı.[8] İlk defa 1928 yılında Almanya'da alkol bağımlılığı nedeniyle tedavi olmak 1928 yılında Berlin'de ''Alkolik Deliriyum'' teşhisiyle bir akıl hastanesine yatırılmak zorunda kalmış ve Deli sıfatı adının yanına eklenmişti. Tedavisinin ardından İtalya ve Fransa'daki sanat merkezlerini gezdi.[9] Paris, Fikret'i bir anda sarmıştı ama artık para gelmiyordu ve geçim sıkıntısı çekmeye başlamıştı.

Fikret Mualla,  parasızlık nedeniyle 1937'de Türkiye'ye döndüğünde, Bakırköy Akıl Hastanesi'nde üç gün gözetim altında kalarak akıllı raporu aldı. Mezun olduğu Galatasaray Lisesi'nde ve Ayvalık Ortaokulu'nda kısa bir dönem resim dersleri verdi. Galatasaray Lisesi'nden düşük maaş almasından ötürü, Ayvalık Ortaokulu'nda görev yapmaya başladı. Ayvalık'ta o dönemde elektrik bulunmaması nedeniyle yeniden İstanbul'a döndü. Ortaokul resim hocalığını hakaret sayıyor, yeteneğinin fark edilip Güzel Sanatlar akademisinde kendine bir yer bulacağını umuyordu. İstanbul’ da çalışmaları aşağılanmaya başlanınca edebiyata yönelmişti. Hatta kimileri Fikret Mualla’yı bir ressam bile saymıyor, grafikçi veya bir desinatör olarak kabul ediyordu. Bu yüzden edebiyat alanında şansını denemek istemişti. Schiller hakkında bir kitap yazdı. 1938 yılında Ses dergisinde Usera Karargâhı ve Masal adlı öyküleri yayınlandı. [10]

Mualla, bu dönemde geçimini sahne kostümleri çizerek, kitap resimleyerek sağlıyordu. İstanbul Şehir Tiyatrosu sopranosu Semiha Berksoy’a ilgi duymaya başlamış ona yakın olabilmek için Beyoğlu semtine yerleşmişti. Semiha Berksoy ve  Nazım Hikmet 'le dostluk kurmuştu. Bu dostlukları sayesinde İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda sahnelenen “Lüküs Hayat, Deli Dolu, Saz Caz “ gibi operetlerin kostümlerini çizdi. Oyun yazarı İsmail Hakkı Baltacıoğlu  'nun “Yeni Adam” adlı Dergisi'nin yazılarını resimlemeye başladı.  Bu dergide sanatçılarının portre ve karikatürlerini çizdi. Nazım Hikmet'’in Varan 3 adlı şiir kitabını ve  “Benerci Kendini Nasıl Öldürdü? “ Adlı oyununu resimledi.

Ancak bu çalışmaları maddi olarak ona hiçbir şey kazandırmıyor kazancı içki parasına yetmiyordu.  . Sürekli olarak içki içtiği  “Petrograd meyhanesine olan borcunu bile meyhanenin sokak kapısına asılacak olan  ''Şişeden Rakı İçen Adam'' tablosunu yaparak” [11] ödeşmeyi başarmıştı. Resimlerini bir şişe içki karşılığında satarak içkiyi buluyordu.Ressamlar tarafından aşağılanıyor olsa da resim yapmayı sürdürüyor İstanbul'un manzaralarını yapıyordu. 1934 yılında ilk sergisini açtı, ancak ilgi görmemişti.

Salah Cimcoz,  Moda'daki konağında ona bir yer tahsis etmişti. Bu evde Cimcoz'un üç çocuğuna (birisi ilerde cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün eşi olacak Emel Hanım idi) resim dersi veriyordu.  Ne var ki Salah Cimcoz’un evinde içkili iken portrelerini çizmekte olduğu devlet büyüklerine hakaret etmişti. Fikret Mualla, bu sözlerinden ötürü sorgu ve tatbikata uğramaya başlamıştı.  Bozuk olan ruh hali böylece daha da bozulmuş, ömrü boyunca sürecek olan” Polis Geliyor” korkusuna kapılmıştı. Bu olaydan sonra (1936) bir buçuk yıl Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde tedavi görmeye başladı. Ünlü Doktor Mazhar Osman'ın kontrolünde ve bir başka meşhur deliyle aynı hastanedeydi. “elindeki içkiyi biberon gibi kullanan” Neyzen Tevfik (Kolaylı), Bakırköy Akıl Hastanesi'nin 21 no'lu koğuşun müdavimiydi.[12] Doktor Mazhar Osman bu iki meşhur deliyi bir odaya kapatmıştı.


 Paris yılları

Fikret Mualla’nın babası 1938 yılında vefat etmiş ona oldukça yüklü bir miras bırakmıştı. Mallarını satarak Paris'e yerleşmeye karar vermiş. Mallarını teker teker satmaya başlamıştı.  Abidin Dino 'nun isteği ile 1939 Uluslararası New York Fuarı Türk Pavyonu için İstanbul konulu otuz kadar tablo yapmıştı. Ses dergisi için çizdiği desenlerden bazıları müstehcen bulununca hakkında dava açıldı. Beraat ettikten sonra da kaçıp Paris’e yerleşti.  Bu tarihten sonra 26 yıl boyunca Fransa'da yaşamıştı. [13]

Fransa'ya gittiği dönemde Munch ve  Kandinsky gibi ressamlar ile  dışavurumculuk akımı Paris’in gündemdeydi.  Bu akımdan etkilenen Fikret Mualla Dışavurumcu resim anlayışı ile resimler yapmaya başlamıştı. [14] Paris'te ilk yıllarında eğlenceli ve lüks bir yaşam sürmeye başlamış servetini yok etmişti. II. Dünya Savaşı başlayınca Fransa işgal edildi.  Tüm serveti de tükenmiş, günlük masrafları için tablolarını içki ve yemek parasına satmaya başlamıştı. Alkol sorunu, polis fobisi, yurt özlemi, terk edilmek korkusuyla defalarca hastanede tedaviye muhtaç oldu.


Fikret Mualla, sıkıntılarını resim yaparak ve içki içerek atlatmaya çalışıyordu. Ressam Hale Asaf, Paris’e dönmüş İtalyan Antonio Aninante ile beraber yaşmaya başlamış ve Paris’te iken ölmüştü. Hale Asaf’ın da ölümü duyduktan sonra İki ay için yine hastaneye yattı.  Mualla, hastanede kendisine resim yaptıran Dina Vierny'nin koruması altına girmişti. Bundan sonraki yaşamını çeşitli sanatseverlerin koruması atında sürdürmek zorundaydı.

Tutarsızlıkları yüzünden Fransa hükümeti tarafından sınırdaşı edilecekken Dina Viery'nin koruması altına giren sanatçı, 1954'te Paris'teki ilk sergisini açtı.  1954 yılında Paris'te ilk sergisini açtı. 25 yıl boyunca eserlerini toplu olarak hiçbir yerde sergilememişti. O güne kadar tablolarını Paris kahvelerinde ve genellikle çok küçük rakamlarla satmaya alışkındı. İlk sergisini de iki tablo simsarı organize etmiş, sergideki resimlerin hepsi de satılmıştı.  Fakat bu çok başarılı sergi bir komplo çıkmıştı. Bu sergiyi düzenleyen simsarları sahtekârdı.  Bu simsarlar paraları alarak kaybolmuşlardı. Mualla bu sergideki satıştan pay alamadı.

Fakat bu sergi sanatçıyı Paris'te çok tanıtmıştı.  Dolandırıcı simsarlar parasını kapsalar da onu “Paris’in ressamı “ olarak tanıtmışlardı. Bu sayede Picasso'nun bile dikkatini çekmiş Paris’teki pek çok ünlü sanatçıyla tanışmıştı. Picasso ona imzalı bir resmini hediye etmiş ama Mualla bir şişe şarap karşılığında bu resmi bile satmıştı. [15]

Paris konulu resimler yapan Mualla’nın tabloları yavaş yavaş alıcı bulmaya, eserleri, koleksiyon yapanlar tarafından toplanmaya başlamıştı. İkinci resim sergisi iki yıl sonra açıldı. Tahmin edilebilir ki bu sergiden de umduğu hiçbir şeyi bulmamıştı. Çünkü bu sergiden sonra tekrar hastaneye yatmış akıl belli ki sağlığını bozan birçok terslik yaşamıştı.  Fakat Taburcu olduktan sonra sanayici Lhermin'le bir anlaşma yapmış, Seine Nehri'nin daha çok varlıklı insanların oturduğu "sağ" yakasına taşınmayı başarmıştı. Bu yıllarda resimlerinin sürekli alıcısı olan Madam Agnesi ile ile tanışmıştı.

1962 yılında felç geçiren sanatçının bakımını, Alpler Bölgesinin senatörü Raguel Agnesi'in eşi Madam Fernande Agnes üstelendi.  Madame Fernande Angles  sanata düşkün güçlü kadındı. Madam Fernande Agnes’in kocası Raguel Agnesi, Alpler bölgesinin zengin ve güçlü bir senatörüydü. Madam Fernande Agnes, ona bir bakıcı tutarak  Nice yakınlarında buluan Reillanne' kasabasındaki çiftliğine götürdü.  Fikret Mualla’nın tüm ihtiyaçları karşılanıyor ve Mualla bu çiftlikte bol bol resim yapıp içki içiyordu.  Fakat bir daha felçten kurtulamamıştı. Fakat buna rağmen Reillanne’daki çiftlikte 1967 yılında ölümüne kadar kalmış ve Madam Agnes için çok sayıda eser üretmişti.

1967 yılı Mayıs ayında sinir krizleri nedeniyle bir dinlenme evine yatırıldı. 20 Temmuz günü bu evde ölü bulundu.  Fikret Mualla’nın hazin bir ömür yaşayan bedeni Paris Kimsesizler Mezarlığı'na gömüldü.

Cenazesinin yurduna getirilmesi 1974 yılanda gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün eşi Emel Hanım çocukluk yıllarında kendisine resim dersi vermiş olan Fikret Mualla’nın naşını yurda getirmek için Eşi Cunhurbaşkanı Fahri Korutürk'ten rica etmişti. Bunun üzerine Fikret Mualla’nın kemikleri İstanbul’a getirilerek Karacaahmet Mezarlığı'na gömüldü...[16]

1976'da çeşitli koleksiyonlardan derlenen yüz on sekiz resmi ile Ankara'da adına bir sergi düzenlendi.[17] Ölümünden sonra Paris'te açık artırmaya çıkarılan resimleri devlet tarafından satın alındı ve Ankara Resim ve Heykel Müzesi'nde bir Fikret Mualla Salonu oluşturuldu. .


Sanatçı Kişiliği

Fikret Mualla sadece hoşlandığı için ve hasta ruhunu oylamak için resimler yapmıştı.  Resim eleştirmenlerine göre de bu yüzden hiçbir resim akımından etkilenmeden resimler yapmış zaten düzenli bir eğitim almadığı için de resimlerini yaparken sezgilerini kullanarak resimler yapmıştı. Bu yüzen de Fikret Mualla kendine özgü bir ressam olmuş kendine özgü resimler yapmıştı.  Yaşadığı hayatın olumsuzluklarını “ Huysuz, uzlaşmasız kişiliğini ve mutsuz yaşamını resimlerine yansıtmamış, yaşama sevinci dolu resimler “ yapmıştı.

Belki de satabilmek kaygısıyla veya müşterisi çok oluyor diye Şehirleri resmetmeyi seven bir ressam olarak şekillendi. Aslında şehir resimleri yapmasının önemli bir sebebi ondan bu tür resimler istenmesiydi. Abidin Dino’nun tavsiyesi ile İstanbul resimleri, Fransızların istekleri doğrultusunda da çok sayıda Paris resmi yapmıştı. “ Mualla, resimlerine İstanbul ve Paris'in insanlarını, sokaklarını, kafelerini, sirkleri, genelevleri, taşınmıştı”.  Paris’e ilk gittiği yıllarda Munc ve Kardisky’den ve dışavurumculuktan etkilenmiş, Henri Matisse'in renk kullanımından da oldukça faydalanmıştı.

“Resimlerini genellikle renkli fon kâğıtları üzerine guaj boya ile yaptı. Suluboya ve pastel malzemelerini resimlerinde sıkça kullandı.”  Buna rağmen yağlı boya ve sulu boya ile bol bol resim örnekleri de verdi.  Belli ve düzenli bir resim eğitimi almamış olduğundan resim kuramları ve teknikleri ile ilgisiz serbest ve içinden geldiği gibi resimler yapmıştı. Birçok resimlerinde yaşadığı bohem hayatın desenlerini çizmişti.

“Günümüzde Paris’te Fikret Mualla Dostları Derneği adında bir dernek vardır, Bu dernek, Fikret Mualla’nın tablolarının orijinalliğini araştırmak ve ressamı tanıtmak sorumluluğunu yüklenmiştir.”[18]

Resim: Oturan Adamlar, 1937, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Sevişenler, 1952; Masada, 1953; Nature-Morte, 1954; Sokak, 1955; Sermayeler, 1955; Kafe, 1955, Bistro; Kanalda Bekleyen Taşıt Botları; Marsilya'da Fransız İşçileri Bir Kahvede; Haliç ve Süleymaniye; Paris'te Bir Sokak; Amerikan Bar; Baloncu; Peysaj; Balıkçı; Mor Zemin Üstünde Figürler. Kitap Resmi: Nâzım Hikmet, Varan 3, 1930. Tiyatro Kostümü: Lüküs Hayat; Deli Dolu; Saz Caz.




KAYNAKÇA 



  • [1] Anonim, Fikret Mualla Saygı, http://www.biyografi.info/ki/ son erişim, 12-23-2013
  • [2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Fikret_Muall%C3%A2
  •  [3] Orhan Koloğlu, Fikret Mualla, Bir Garip Kişi “ den alıntı ile turkishpaintings.com/index.php?p
  • [4] Hürriyet Gazetesi, http://www.hurriyet.com.tr/magazin/ 27 Aralık 2013 Cuma
  • [5] http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/Sanat.aspx?id=211
  • [6] Anonim, Fikret Mualla Saygı, http://www.biyografi.info/ki/ son erişim, 12-23-2013
  • [7] http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=176, son erişim, 12-23-2013
  • [8] Hürriyet Gazetesi, http://www.hurriyet.com.tr/magazin , 27 Aralık 2013 Cuma
  • [9] Orhan Koloğlu, Fikret Mualla, Bir Garip Kişi “ den alıntı ile turkishpaintings.com/index.php?p
  • [10] http://tr.wikipedia.org/wiki/Fikret_Muall%C3%A2
  • [11] Anonim, Fikret Mualla Saygı, http://www.biyografi.info/ki/ son erişim, 12-23-2013
  • [12] Neyzen Tevfik Kolaylı Hayatı ve Hiciv Şairliği, www.edebiyadvesanatakademisi.
  • [13] http://tr.wikipedia.org/wiki/Fikret_Muall%C3%A2
  • [14] Orhan Koloğlu, Fikret Mualla, Bir Garip Kişi “ den alıntı ile turkishpaintings.com/index.php?p
  • [15] Anonim, Fikret Mualla Saygı, http://www.biyografi.info/ki/ son erişim, 12-23-2013
  • [16] http://tr.wikipedia.org/wiki/Fikret_Muall%C3%A2
  • [17] http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=176 son erişim, 12-23-2013
  • [18] http://tr.wikipedia.org/wiki/Fikret_Muall%C3%A2

 

Alıntı: www.sanatveinsan.org


  


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...