MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
SERVETİ FÜNUN TOPLULUĞU NASIL KURULDU? ÜYELERİNİN GENEL ÖZELLİĞİ
Ekleyen : ESA , 24 Ağustos 2016 Çarşamba Beğen
http://tarihvemedeniyet.org/wp-content/uploads/2009/09/serveti-funun-.jpg
 

SERVETİ FÜNUN TOPLULUĞU NASIL KURULDU? ÜYELERİNİN GENEL ÖZELLİĞİ

 

 

Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatı altı bölümde incelenir: Tanzimat dönemi, Servet-i Fünun dönemi, Fecr-i Âti dönemi, Milli Edebiyat dönemi, Milli Mücadele dönemi, Cumhuriyet ve sonrası,

Dönemin Siyasi Yapısı

Servet-i Fünûn edebiyatının anlaşılması için II. Abdülhamit döneminin çok iyi bilin­mesi gerekir. II. Abdülhamit (1842 -1918), Osmanlı Devleti'nin 34. padişahıdır. II. Abdülhamit tahta çıktığında (1890), Os­manlı Devleti büyük bir bunalım içindeydi. Milliyetçi akımların etkisiyle Balkanlar'da ayaklanmalar birbirini izliyordu. Yurt için­de meşrutiyet yanlısı görüşler güçleniyor­du. Abdülhamit tahta çıkar çıkmaz, 23 Aralık 1876'da, Osmanlı'nın ilk anayasası olan Kanun-ı Esasiyi ilan etti. Meclis-i Meb'ûsân ve Ayan Meclisi üyelerinden oluşan ilk Meclis, 19 Mart 1877'de açıldı. Böylece i. Meşrutiyet dönemi başladı. 1877–1878 Osman­lı - Rus Savaşı başladı. Osmanlı Devleti bu savaşta yenildi. Ül­kede bu sonucun sorumluları arandı. Mebuslar Meclisinde hü­kümet ağır eleştiriler aldı. Abdülhamit, durumdan rahatsızdı.

Bu arada Fransız İhtilali'nden sonra bütün dünyayı saran "hür­riyet, milliyet ve istiklal" akımlarının, özellikle Batılı büyük devletlerin çabalarıyla hızla gelişmesi, Osmanlı'yı bunaltıyordu. II. Abdülhamit, "özgürlükleri kısıtladığı" gerekçesiyle ciddi şe­kilde eleştiriliyordu. Onun yönetim tarzı, gençler üzerinde "ruhsal bunalımlar" yaratmıştı. Bu gençler, böyle bir yönetim altında hiçbir gelişme sağlanamayacağını savunuyorlardı. Gençler, diğer aydınlarla buluşup gizli dernekler kuruyor ve mücadelelerini yasadışı olarak yürütmeye çalışıyorlardı. Bu ay­dınlara da "Jön Türkler" (Genç Türkler) deniyordu.

 

İdealist fikirlerle ortaya çıkan "Jön Türkler", II. Abdülhamit dö­nemine "İstibdat Dönemi" (devr-i istibdâd) adını verdi.

Kanun-i Esasi'nin 113. maddesiyle kendisine tanınan "istediği kişiyi sürgüne gönderme yetkisi"ni kullanarak, daha Meclis toplanmadan Sadrazam Mithat Paşa'yı sürgüne yolladı. Yenil­gilerin sorumlusu olarak gördüğü Meclisi süresiz olarak kapattı. Mart 1877'de açılan Meclis-i Meb'ûsân'ın Şubat 1878'de ka­patılmasıyla I. Meşrutiyet dönemine son verilmiş, "mutlakıyet" idaresine dönülmüştü. Bu süreç “İstibdat dönemi” olarak adlandırılmıştır.

 

SERVETİ FÜNUN TOPLULUĞU NASIL OLUŞTU?

Recaizade Mahmut Ekrem, 1895 sonunda, “Malûmat” adlı dergide yazan Muallim Naci izleyicileriyle kafiyenin göz için mi, kulak için mi olduğu tartışmasına girişmiş ve bu gazeteye karşı cevaplarının bir kısmı Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanmıştı. “Eski-yeni” tartışmasının bitmeyeceğini anlayan Recâîzâde Ekrem, artık bir ekip çalışması yapmanın yollarını aramaya başladı. Evinde edebiyat sohbetleri yapılıyor genç kuşaktan edebiyata hevesli gençler R.M. Ekrem’in evinde toplanarak edebiyat sohbetleri yapıyorlardı. Ekrem’in evinde toplanan bu gençler daha sonra Ekrem’in telkinleriyle ve onun sanat anlayışının etkisi altında kalıyorlardı. Bu gençler Tevfik Fikret’in Servet i Fünun dergisinin editörlüğüne getirilmesi ve derginin sayfalarını bu gençlere açmaya başlaması ile birlikte edebi bir topluluk özelliği göstermeye başladılar.

Servet-i Fünûn, Recaizâde’nin Mekteb-i Mülkiye’den öğrencisi olan Ahmet ihsan Tokgöz tarafından 17 Mart 1891 yılından beri çıkarılmakta idi. Servet-i Fünûn, isminden de anlaşılacağı gibi başlangıçta daha çok bilimle ilgili yazılara yer veren bir dergiydi. Recaizade, bunu bir edebiyat dergisi hâline getirmek için Ahmet ihsanla anlaşmış ve kendisinin Mekteb-i Sultanî (Galatasaray Lisesi)’den öğrencisi olan Tevfik Fikret’i derginin “başyazarlığına” getirilmesini sağlamıştı. Tevfik Fikret’in 256. sayıdan itibaren yazı işleri müdürlüğüne gelmesinden sonra bu dergi, tam bir edebiyat ve sanat dergisi olmaya başladı. O sırada “Mektep, Maarif, Hazine-i Fünûn, Mirsat ve Malumat” gibi dergilerde yazan ve Recaizade tarafını tutan birçok şair ve yazar da Servet-i Fünûn’da toplandı. Hep birden Servet-i Fünûn edebiyatı denen bir edebî çığır açtılar.

Serveti-i Fünûn Edebiyatının doğmasında Muallim Naci ile Re­caizâde arasındaki "eski-yeni"tartışması çok önemli bir rol oy­namıştır Muallim Naci, eski edebiyata karşı daha "ılımlı" duruyordu. Ye­ni edebiyata geçişin yavaş ve doğal bir süreçte olması gerek­tiğini savunuyordu. O, "eski-yeni sentezi"nin gerçekleştirilmesi amacıyla, eski edebiyatın üstün yönlerine de sadık kalınması gerektiğine inanıyordu. Yerli ve millî niteliklerle donanmış bir yeni edebiyat düşüncesini dillendiriyordu. Türk edebiyatının kökten değil, kısmî bir şekilde modernleştirilmesine taraftardı. Ortada durup, iki tarafın da güzelliklerinden yararlanılması ge­rektiğini düşünüyordu. Ancak "yeni"ye daha hoşgörülü davra­nan sanatçıları eleştirmekten de geri kalmıyordu. Recâîzâde Mahmut Ekrem ve Abdülhak Hamit'in edebiyatta "biçimi" ve "sağlam üslubu" pek umursamayan yaklaşımlarını eleştiriyor­du. Bu nedenle, rakipleri tarafından "eski edebiyatın temsilcisi" olarak algılandı.



http://www.kimkimdir.gen.tr/foto/382.jpg   

 

Bazı genç sanatçılar da eski edebiyatın savunucusu zannettik­leri Muallim Naci'ye karşı, yeni edebiyatın kesin ve sert bir sa­vunucusu olarak görülen Recaizâde'nin tarafını tutuyordu. Bunda Recâîzâde'nin, kendisini yeni edebiyatın üstadı görme­sinin de büyük etkisi vardı. Recaizâde Mahmut Ekrem, Naci'nin şiirlerini, sadece estetiği öne çıkardığı gerekçesiyle ağır şekil­de eleştiriyordu.

Bu dönemde "eski" edebiyatın kesin savunucusu ise Elhac (Hacı) İbrahim Efendi ve onun etrafındaki sanatçılardı. Şeyh Vasfı, Halil Edîp, Faik Esat (Andelîb), Müstecâbilizâde İsmet, Mehmet Celâl, Ahmet Rasim, Sâmih Rıfat gibi sanatçılar "Hazine-i Fünûn", "Resimli Gazete", "Musavver Malûmat", "Musav­ver Fen ve Edeb", "İrtika" gibi dergi ve gazetelerde Servet-i Fünûn'a karşı sert eleştiriler yönelttiler.

Yeniyi savunanlar, Recaizâde Mahmut Ekrem'in teşvikleriyle Servet-i Fünûn dergisi etrafında birleştiler. Fransızca başta ol­mak üzere çocukluk yıllarında Batı dillerini öğrendiler. Batı ede­biyatı zevkiyle yetiştiler, istanbul'da Batılı bir yaşam biçimi sür­dürmeye eğilimli oldular. Edebî yazı ve etkinliklerini Tevfik Fik­ret'in başkanlığı altında gerçekleştirdiler. Böylece Recâîzâde ile Naci arasındaki çekişme, Servet-i Fünûn edebiyatının doğma­sını sağladı

1877′de Kanuni Esasi’nin yürürlükten kaldırılmasıyla gelişen süreçte, 1896′da Servet-i Fünun Dergisi’nin yazı işleri müdürlüğüne Tevfik Fikret’in getirilmesiyle başlayan dönemdir. 1901′de Hüseyin Cahit Yalçın’ın Batıdan çevirdiği “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalenin yayımlanması sonucunda derginin kapanmasına kadar sürmüştür. Batı kaynaklı edebî akımların (özellikle Fransa) etkisiyle şekillenmiştir. Servet-i Fünun dergisi etrafında oluşmuştur bu dönem. Batı’dan ilk kez alınan “sone, terzarima” gibi şiir biçimleri kullanılmıştır. Sanatın toplumsal boyutu ihmal edilmiştir. Dil ağırlaştırılmıştır. Şiirde “parnasizm” ve “sembolizm’in etkisinde kalınmıştır. Bu dönemde düz yazı da gelişmiş, roman ve hikâyede Batı tekniği düzeyine ulaşılmıştır. Ancak tiyatroya çok önem verilmemiştir.

Dergi kısa zamanda gerek şekil gerek duyuş gerekse hayaller bakımından tamamıyla Batı tarzı şiirler, hikâyeler, romanlarla dolmaya başladı. Türk şiirine Fransız şiirinden birçok yeni hayaller getirildi. Bunları ifade için yeni tamlamalar kullanıldı. Sözlüklerden daha önce kullanılmamış Farsça ve Arapça kelimeler bulundu. Böylece konuşma dilinden iyice uzaklaşıldı. “Estetik” ilk defa “hikmet-i bedayi” adı ile bu dergide tanıtılmaya başlandı. 1898 yılının sonlarında Servet-i Fünûncular eski edebiyatı tutanlara karşı mücadeleyi kazanmıştı.


http://images.gittigidiyor.com/2071/SERVET-I-FUNUN-BULGARISTAN-KRAL-VE-KRALICESI__20713557_0.jpg
 

Tevfik Fikret, Cenap Sahabettin, Hüseyin Sîret Özse-ver, Hüseyin Suat Yalçın, A. Nadir (Ali Ekrem Bolayır), Süleyman Nesip (Süleyman Paşazade Sami), ibrahim Cehdi (Süleyman Nazif), H. Nâzım (Ahmet Reşit Rey), Faik Ali Ozansoy, Celâl Sahir Erozan…

Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın, Safveti Ziya…

 

 

SERVET İ FÜNUN TOPLULUĞU ÜYELERİNİN KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ

 

 

Servet-i Fünûncular, yaş ortalaması 25 civarında olan genç sanatçılardan oluşuyordu. Servet-i Fünûn dergisinde yazan bu genç sanatçılar, Fransızca biliyor, Fransızca eserleri asıl nüshalarından okuyorlardı.

Servet-i Fünûncular, Fransız edebiyatının anlatım ve biçim özelliklerinden etkilenmişlerdir. Doğu kültüründen ve edebiyatından uzak kalmışlar, Doğulu yaşam biçimini reddetmişlerdir.

Servet-i Fünûncular, II. Abdülhamit’in başında bulunduğu “isdibdat döneminin” bunalımlı havasını solumuşlardır. II. Abdülhamit’ten ve onun yönetiminden nefret etmişlerdir. Baskıcı olarak nitelendirilen yönetim biçiminden çok etkilenmişlerdir. Bu yönetim biçiminin, devleti koruma adına özgürlükleri kısıtlama anlayışı, genç sanatçıların ruhunda önemli yaralar açmıştır. Onları bunalıma sürüklemiştir, İstanbul onları sıkmış, bunaltmıştır. Bu bunalımlardan kurtulmak için İngilizlerin sömürgesi olan Yeni Zelanda’ya göçmen olarak gitmek, oraya yerleşmek hayalleriyle avunmuşlardır. Bunun gerçekleşmeyeceğini anlayınca da arkadaşları olan Hüseyin Kâzım’ın, Manisa’nın Sarıçam köyündeki çiftliğine bir köşk yaparak orada yaşamak istemişlerdir.

Servet-i Fünûn sanatçılarının çoğu, ruhen birbirlerine yakın, içe kapanık, gelecek konusunda karamsar, ağırlaşan siyasi şartlar karşısında bıkkın, doğrudan bir mücadeleyi göze alamayacak kadar çekingen insanlardı.

 

Bu dönemde her türlü yayın büyük bir kontrol, basın sıkı bir sansür altında idi. Baskı ve yasaklar onları yıldırıyordu. Bu bakımdan, Servet-i Fünûn sanatçıları siyasetten uzak durdular.

Servet-i Fünûncuların büyük bir kısmı orta tabakadan gelmişlerdir. Pek çoğu yalılarda köşklerde büyüyen bu gençler Fransızcayı Arapça Ve Farsca’yı ana dilleri kadar iyi bilecek bir şekilde yetişmişlerdi. Batı medeniyetini ve bu medeniyetin sanat ve edebiyat anlayışını öğrenme olanağı bulmuşlardır. Düzenli eğitim görmeleri, okudukları Batı tarzı okullarda, Avrupalı edebiyatçıları yakından tanımaları, onlarda ortak bir sanat zevkinin doğmasına zemin hazırlamıştır. Fakat aynı sanat zevkine sahip olmalarına rağmen bu zevki yansıtma biçimleri farklıdır.

 

DERLEME ALINTI YORUM YAZISI 

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

 



 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...