MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Edebiyat-ı Cedidecilerin Edebiyata Katkıları ve Genel Özellikleri
Ekleyen : ESA , 24 Ağustos 2016 Çarşamba Beğen

 

 

Edebiyat-ı Cedidecilerin Edebiyata Katkıları ve Genel Özellikleri

Servet-i Fünuncu (Edebiyat-ı Cedide)lar Fransız edebiyatının özelliklerini büyük ölçüde Türk edebiyatına adapte etmeye çalışmışlar. Fransız realizmi örnek almışlardır. Tanzimat döneminde başlayan ve benimsenen, dildeki yabancı unsurları ayıklayarak sade Türkçeye geçiş hareketi bu devirde durmuş, Arapça ve Farsça kelimelere yeniden itibar edilmeye başlanmıştır.

Tanzimatçıların birinci dönem sanatçıları, sanat toplum içindir prensibini benimserken, Servet-i Fünuncular ise Tanzimat’ın ikinci dönemindeki gibi sanat sanat içindir prensibi ile hareket etmişlerdir. Topluluğun üslûbu süslü ve sanatlı; ruh ve ifade tarzı ise Avrupai’dir. Şiirde aruz vezni kullanılmakla birlikte, nazım şekillerinde ve konularda büyük yenilikler yapılmıştır. Nazmı nesre yaklaştırmışlar, beyit bütünlüğü yerine konu bütünlüğünü esas almışlardır. Bir cümle birkaç dizede/beyitte tamamlanabilir.

Fransız şiirinden alınan sone ve terza-rima gibi şekiller ve serbest müstezat çokça kullanılmıştır. Kafiyede kulak kafiyesi benimsenmiştir. Romanda ve hikâyede batılı anlamda başarılı örnekler verilmiştir. Romanda tahlile ve teferruata yer verilmiş, modern kısa hikâyenin ilk örnekleri bu dönemde şekillenmiştir. Roman ve hikâyede olaylar ve kişiler tamamen İstanbul’a, seçkin tabakaya aittir. Romanda realizmden, şiirde parnasizm ve sembolizmden etkilenmişlerdir.

 

http://www.akmb.gov.tr/templates/resimler/Image/yayin_resimleri/batililasma_b.jpg

 

Koyu bir "Sanat için sanat" anlayışı vardır. Eserlerde sosyal sorunlardan çok bireysel duyarlıklara yönelme görülür. Süslü ve sanatlı bir anlatım benimsenmiştir. Arapça, Farsça yeni kelimeler ve ilginç terkipler kullanılmıştır. Şiirde beyit biriminin bütünlüğünü kırıp şiiri düz yazıya yaklaştırmışlardır. (Geniş müstezat ve serbest müstezat kullanılmıştır.)
Aruzun değişik kalıplarını bir şiirde kullanma, konuya ve üsluba uygun kalıp seçme hâkimdir.
Sone, terza-rima gibi Batı şiiri nazım biçimleri kullanılmıştır.


Aruz hariç Divan edebiyatı tümüyle reddedilmiştir. Duygu ve hayal unsurlarını gerçeklere tercih etmişlerdir. Anlamdan çok anlatımı ve süslü, sanatlı bir üslup anlayışını benimsemişlerdir. Ses, musiki, söyleyiş ve şekil özelliklerine önem verilmiştir. Şiirde bütün güzelliğine önem verilmiştir. Sıfatlara ve doğa tasvirlerine önem verilmiştir.

Edebiyat-i Cedide sanatçıları Batı uygarlığına, özellikle Fransa'ya hayranlık göstermişler, Sanat için sanat” ilkesine bağlı kalarak Türkiye'nin Avrupalaşma yoluyla yükseleceğine inanmışlar, orada sanat, bilim, ne buldularsa Türkiye'ye aktarmaya çalışmışlar; laik bir zihniyeti benimsemişler ve daima dindışı şiirler yazmışlardır.


Devlet ve siyaset konularına dokunmak, vatan, hürriyet, istiklal, inkılap v.b. gibi, sözcük ve kavramları kullanmak yasak olduğu için, açıkça toplumsal yazılar yazmak olanağı bulunamamış, ancak aşk, merhamet v.b. gibi suya, sabuna dokunmayan temalar üzerinde dolaşılmıştır. Her şey şiirin ve nesrin konusu olabilir” görüşünü benimsemişler; fakat dönemin siyasal baskıları nedeniyle aşk, doğa, aile hayatı ve gündelik yaşamın basit konularına eğilmişlerdir. (Edebiyat-ı Cedide sanatçıları bu yüzden, daha sonraki devirlerde, memleketi yansıtmamak ve ulusal olmamakla suçlandırılmışlardır).


Çağdaş Fransız edebiyatı örnek tutulmuş, hikâye ve romanda Realizm ve Natüralizm, şiirde Parnasizm ve Sembolizm akımlarının etkisi altında kalmıştır; Parnasyenlerin etkisiyle, “sanat sanat içindir” görüşü benimsenmiştir. (Fikret, “toplum için sanat” anlayışıyla de eserler vermiştir).

 

http://www.kulturtv.com.tr/images/book/31eb874e934ee4f5a5ee11db66e1fee1.jpg

 

Tanzimat sanatçılarının tersine olarak, halka seslenmek düşünülmemiş, havasa mahsus bir edebiyat meydana getirilmiştir; kendilerinin de söylediği gibi ; “Servet-i Fünun edebiyatı umuma avâma mahsus değildir”.


Tanzimat sanatçılarından daha geri bir anlayışla, konuşma dilinden büsbütün uzaklaşılmış yazı dilinde o zamana kadar kullanılanlardan başka, Arap ve Farsça sözcükleri karıştırarak Türkçe'de kullanılmayan birtakım yeni sözcükler (nahcir [av], şegaf [çılgınca sevgi], tirâje [alâimisema, gökkuşağı] v,b.) bulunup çıkarılmış; Batı ede­biyatından alınan yeni kavramlar Fars dilinin kurallarıyla kurulmuş birtakım yeni isim ve sıfat tamlamaları (sâât-ı semen-fâm [yasemin renkli saatler], lerziş-i bârid [soğuk titreme], v.b...) ve yeni bileşik sıfatlar (tehi-baht [boş talihli], şikeste-reng [kırık renkli], v.b...) ile karşılanmış: aynen Fransızcada görü­len birtakım yeni deyim ve söyleyişler de (el sıkmak, dest-i izdivacını talep etmek v.b.) Türkçeye aktarılmış, nesirde Fransızcanın sözdizimi Türk diline uydurulmaya çalışılmıştır.

“Sanatkârane üslup” ve yeni bir “vokabüler” (sözvarlığı) yaratma kaygısıyla oldukça ağır bir dil kullanmışlardır. Cümlenin dize ya da beyitte tamamlanması kuralını yıkmışlar ve cümleyi özgürlüğüne kavuşturmuşlardır. Beyitin cümle üzerindeki egemenliğine son verirler. Cümle istediği yerde bitebilir.

Servet-i Fünûncular aruz ölçüsünü  kullanırlar. Ancak aruzun dizeler üzerindeki egemenliğini de yıkarak, bir şiirde birden çok kalıba yer vermişlerdir.

Şiirde ilk defa bu dönemde konu bütünlüğü sağlanmıştır. Batı’dan aldıkları “sone” ve “terza-rima”

Divan edebiyatından alıp, türlü değişikliklerle kullandıkları müstezat (serbest müstezat) Bütünüyle kendi yarattıkları biçimleri de kullanmışlardır.

Benzetmelerle yüklü olan süslü bir dille yazmak, yerli yersiz ah!, oh! gibi ünlemlere fazla yer vermek., ve bağlacını sık sık kullanmak, bir düşünceyi kuvvet­lendirmek veya ondan dönmek maksadıyla söz arasına evet evt!, hayır hayır! gibi sözcükler sıkıştırmak, ikide bir güzelim!, meleğim! gibi hitaplarda bulunmak Edebiyat-ı Cedide üslubunun başlıca zayıf, yapmacıklı yanıdır.


Hikâye ve roman türünde teknik kuvvetlenmiş (mesela, süs için yazılan gereksiz tasvirler ve konu dışı bilgi vermeleri vak'anın yürüyüşü durdurulmamış, serde yazarın kişiliği gizlenmiştir) . Fransız realist ve natüralist yazarlarının eserleri örnek tutulmuş; bunun sonucu olarak, hep hayatta görülen ya da görülmesi olanağı bulunan olay ve kişiler anlatılmıştır. Vak'alar çok defa İstanbul'da geçirilmiştir. (Abdülhamit devrinde memlekette gezi özgürlüğü olmadığı için, yazarlar memleketin İstanbul dışındaki yerlerini tanımıyorlardı). Yazarlar daha çok yaşadıkları ortamı anlatma yoluna gittikleri için konular, İstanbul’un çeşitli kesimlerinden alınmalıdır.

Şiirde hastalık derecesine varan marazi, ferdi konular, iç sıkıntılarıyla dolu kişisel konular meyletmelerine rağmen roman ve hikâyelerinde sosyal konular işlemeyi başarmışlardır. Devirlerinin, yetişme tarzlarının ve mizaçlarının sonucu olarak içe kapanık, şikâyetçi ve hastalıklı ruh halleri şiirlerine konu olduğu gibi roman ve hikâyedeki kahramanların kişiliklerine de yansımıştır. Romanlarındaki karakterler de kendileri gibi, mutsuz, marazi duygularla dolu, içlerine kapanık mücadeleden kaçınan tiplerdir.

Kahramanları, yalılarda yaşayan piyano çalan, elit kesimlerin insanları olmalarına rağmen mutsuzdur.

Sanat anlayışlarına uygun olarak karakterlerine verdikleri isimlerde az rastlanılan duyulan isimlerdir.

Behlül, Firdevs,Bihter,Şuküfe gibi

Mükemmelciik anlayışları onların nesirde çağdaş batılı yazarlar seviyesinde roman ve hikaye yazabilmelerini sağlamış, şiirimize şekil, içerik, konu ve işleyiş bakımlarından pek çok yenilik getirmelerini sağlamıştır. Buna rağmen süslü dile meyletmeleri Divan şairlerinden daha ağır bir dil kullanmaları, Arapça Farca sözcükleri sözlüklerden bulup bulup üstelik üçüncü dördüncü dereceden anlamlarını kastetmeleri onların başarılarının yaşadıkları zamanda yeterince anlaşılamamasına neden olmuş, gerekli itibarı yaşarken elde edememişlerdir.

Tevfik Fikret, Cenap Sahabettin, Halit Ziya Uşaklıgil, Süleyman Nazif, Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit Yalçın tarafından yürütülen bu akım, Servet-i Fünun dergisini sürdüren, kendilerine Fecr-i Aticiler denilen Ahmet Haşim, Refik Halit, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Yakup Kadri ve Ahmet Rasim gibi yazar ve şairler tarafından aynı ilkelerle izlenmiştir.

Kendilerinden sonra gelen kuşakları da etkilemişler, Fecr i Ati topluluğu yeni bir topluluk olarak kurulmasına rağmen S.Fünuncuların etkisinden ve getirdiklerinin dışına taşamayan, üstüne bir şey koyamayan dolayısıyla S. Fünun ‘un devamı olarak görülen bir topluluk gibi kalmıştır.

http://www.ilyayayinevi.com.tr/wgmgz/images/serguzest.jpg

 

Servet-i Fünun ve Tanzimat Edebiyatının Karşılaştırılması:

Tanzimatçılar her türde eser vermişken Servet-i Fünuncular tek türde iyi eser verme fikrini benimsemişler ve uygulamışlardır.

Edebiyat-ı Cedide şairleri yalnız aydınlara seslenmişler, "sanat için sanat" ilkesini benimsemişlerdir. Fransız romantiklerini parnasyenleri ve sembolist şairleri örnek almışlardır.
Her iki grup da eserlerinde Arapça ve Farsça sözcükleri bol bol kullanmışlardır. Fakat S. Fünuncuların dil anlayışı Tanzimatçılara göre daha süslü ve sanatlı bir dildir. Dil ve sanat anlayışları bakımından II. kuşak Tanzimatçılar Ekrem ve Hamit’in izinden gitmişler hatta daha süslü ve sanatlı bir dile yönelmişlerdir.

Divan şiirinden kopmaya yönelen II. Kuşak Tanzimatçıların izinden yürürken daha da ileri giderek, divan şiirinin nazım şekillerini değiştirmeye yönelen Hamit ve Erkemden daha değişimci olmuşlardır. Şiirde beyit hâkimiyetini kırmışlar, divan şiirinin nazım şekillerine de riayet etmemişler, gazel, kaside gibi terimleri hiç kullanmadıkları gibi yepyeni nazım şekilleri geliştirmeye çalışmışlar hatta yeni nazım şekilleri de geliştirmişlerdir.( Serbest Müstezat gibi)

Şiirin ilk mısrasından son mısrasına kadar konu bütünlüğü getirmişler, kendilerine özgü tamlamalar, imgeler kullanmışlardır( saati semen fam gibi)

Konu tercihleri, ferdi konulara yönelmeleri yönünden II. Kuşak Tanzimatçılarla aynı çizgidedirler.

Tanzimatçıların nesirde düştükleri anlatım, üslup, kurgu, planlama, vakayı bölerek görüş belirtme gibi özentisizliklerini iyi değerlendirerek bu kusurlara düşmekten kaçınmışlar, nesirde edebiyatımızı batılı yazarlar seviyesine çıkarmayı başarmışlardır.

Mükemmelcilik anlayışlarıyla roman ve hikâyede Tanzimatçıların acemilikten kaynaklanan kusurlarını ortadan kaldırmayı başararak modern hikâyeler ve romanlar yazmışlardır. Tanzimat sanatçılarının tersine ( özellikle I.kuşak Tanzimatçıların)olarak, halka seslenmek düşünülmemiş, seçkinlere hitap eden mahsus bir edebiyat meydana getirilmiştir; kendilerinin de söylediği gibi ; “Servet-i Fünun edebiyatı umuma avama mahsus değildir”. Anlayışıyla sanatta güzelliği ve mükemmelliği esas alarak yazmışlardır.

Serveti Fünuncuların oluşturduğu edebiyat anacak mükemmel edebi bilgilere sahip olanların anlayabileceği bir edebiyat olmuştur. Bu yüzden bir SALON EDEBİYATI oluşturmakla itham edilmişlerdir.

 

 

Edebiyat, Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 
  BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

 

 

 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...