MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
Masumiyet Çağı Romanı Hakkında ve Özeti Edith Wharton
Ekleyen : ESA , 07 Nisan 2015 Salı Beğen



ABD li Edith Wharton’un yazdığı Orjinal Adı , The Age of Innocence olan eser, Türkçeye Masumiyet Çağı olarak çevrilmiştir.

ESER HAKKINDA 

Avrupa’nın kemikleşmiş alışkanlıklarından  farklı olarak yeni bir tarz, yeni  bir yaşama biçimi ve yeni bir sosyete yaratmak hevesindeki Amerikan burjuvazisi, Avrupa’dan geçmiş pek çok alışkanlığı küçümserken, benzer bir hayat içinde yaşadıklarını bilmiyorlardı.

Amerikan sosyetesinde dahi,  bir kadın için en kötü evlilik dul kalmaktan daha iyiydi.  Evlenilecek erkeğin sosyal statüsü ve serveti, , bayanlar arasındaki rekabeti arttırıyor çekişmeleri arttırıyordu.  Herkes aristokrasinin katı geleneklerinin, kurallar, adetler,  muhafazakar yaşamın devam ettiğini sanıyordu. Ama değişim başlamışt onur, gurur ve aşkları para ve servet tutkusu kirletmeye başlamıştı.
Bayan May,  Archer ile evlenmek  istiyordu.  Archer’ın kalbi ise Madam Olenska’daydı .  Archer onun kocasından boşanıp kendisiyle evlenmesi için elinden geleni yapııyor olsa bile Madam Olenska ise, ne servetten ne de Archer’a duyduğu sevgiden vazgeçemiyordu.

Edith Wharton,  bu eserinde aşkın masumiyetini anlatırken aşk ve gönül emelleri yolunda her türlü gizli kapaklı işi kabul edilebilir sayan Amerikan toplumuna da eleştiri getirmekte insanların etik değerleri ayaklar altına  almasından esef duymaktadır.

Yazar bu eserinde dönemin iki yüzlü yaşamını,  dejenere olamaya başlayan  Amerikan sosyetesini,dedikodu ve ahlaksız erkeklerle kadınlarını ustaca anlatmıştır.

Bu eser Edith Wharton’un yazarlık kariyerindeki en önemli eseri olmuştur.  Eser Amerikan sosyetesinin iç yüzünü gözler önüne sermedeki başarısı ve anlatımındaki titizliği ile git gide artan bir ilgi ile karşılaşmış sonun da  yazarına  1921 yılında Pulitzer Edebiyat Ödülünü de kazandırmıştır. [1]

Eser yarattığı yankı sonucunda filme  de uyarlanmış, Martin Scorsese tarafından  beyaz perdeye aktarılmış, film baş rollerini de, Daniel Day-Levis, Winona Ryder ve Michelle Pfifer paylaşmışlardır. [2]

 

KONU

New York’un Beşinci Cadde’sindeki villalarında, Avrupai kıyafetli beyefendiler, beyaz eldivenli uşakların hizmet ettiği,  hanımların kısacası Amerikan tarzı sosyetenin aşklarını , hayatlarını ve  gururun, onurun, aşkın ve tutkunun para ve servet için nasıl tüketildiğini konu edilmektedir. Herkes aristokrasinin katı geleneklerinin, kurallar, adetler,  muhafazakar yaşamın devam ettiğini sanıyordu. Ama değişim başlamıştı onur, gurur ve aşkları para ve servet tutkusu kirletmeye başlamıştı.

May, Archer ile evlenmek için istekliydi;  ancak Archer`ın kalbi Madam Olenska`daydı . Arcer  onun kocasından boşanıp kendisiyle evlenmesi için elinden geleni yapıyordu.  Madam Olenska ise, ne servetten Archer` den  vazgeçiyordu. .

 

 ESERİN ÖZETİ 

Bin sekiz yüz yetmişli yılların başlarında, Christine Nilsson, Müzik Akademisi’nde Faust Operası’nı söylüyordu.Muhafazakâr kesimden olanlar, New York’un  bu kusursuz müzikal akademisini çok seviyorlardı. Madam Nilsson’ın o kış ilk sahne alışıydı  ve “seçkin muhteşem seyirci”  o gün, onu dinlemek için toplanmıştı.. Tecrübeli faytonculardan birinin sezgisine göre, Amerikalılar eğlenceden bir an önce kaçmayı, daha çok istiyorlardı.

Newland Archer  loca kapısını açtığı zaman perde henüz açılmıştı . Bayan Archer’ın sigara içilmesine müsaade ettiği tek oda burasıydı.  Gecikmesinin nedeni ise  purosuyla zaman öldürmüştü. Girdiği zaman baş kadın oyuncu “beni seviyor – beni sevmiyor – beni seviyor!” şarkısını söylüyor du. “M’ama… Non m’ama…” diyordu baş kadın oyuncu ve “M’ama!” diyordu

Bayan Manson’ın locasıyla karşı karşıyaydı . O  sırada kadınların arkasında, beyazlar içinde, diri göğüslü gözleri sahne âşıklarına kilitlenmiş  bir kız gördü. Newland Archer, kızın, beyaz eldivenli parmak uçlarını, çiçeklerin üzerinde gezdirdiğini gördü. Archer gözlerini tekrar sahneye çevirdi.

Sahne için hiçbir masraftan kaçınılmamıştı. Öyle ki, Paris ve Viyana’daki opera salonlarını çok iyi bilen insanlar sahnenin güzelliğini onaylamıştı.  Bay Luther Burbank, sahnede bolca papatya da kullanılmasını istemişti.

Bu büyüleyici bahçenin ortasında, , sarı saç örgüsüyle Madam Nilsson duruyordu. Üzgün gözleriyle M. Capoul’un kur yapışını seyrediyordu. M. Capoul, sahnede o kadına  tuğladan yapılma villanın penceresini işaret ediyordu.

Newland Archer’ın gözleri  gözleri zambaklar arasındaki genç bayana doğru geri kayarken “Sevgilim!” diye düşündü.  Bayanın genç yüzüne, ona sahip olmanın heyecanıyla  baktı. Erkeksi gururu,  bayanın saflığıyla karışmıştı. “Faust’u beraber okuyacağız… İtalya nehirleri kıyısında…” diye düşündü. Edebiyatın başyapıtları arasında geçireceği bir balayı planlıyordu.

May Welland, Newland Archer’dan “hoşlandığını” o akşamüzeri açık bir şekilde belli etmişti. Archer  ise ona bir nişan yüzüğü ve  evlilik  sözü vermişti.

Newland Archer, Bayan Newland Archer’ın herkese kanan saf, yarım akıllı bir kadın olmasını istemiyordu. Archer onun  zaman ve durum ne gerektiriyorsa öyle davranmasını ve zeki olmasını istiyordu..  İki yıl boyunca hiçbir şekilde zayıf olduğunu belli etmemiş  ve kış boyunca yaptığı bütün planları iptal etmesine neden olmuştu.

Newland Archer kendisini, New York’un  seçkin beylerinden akıl ve sanat açısından daha üstün hissetti. Muhtemelen kendisi onlardan daha fazla okumuş, daha fazla düşünmüş ve dünyada onların gördüklerinden çok daha fazla şey görmüştü.

Lawrence Lefferts opera gözlüğünü sahneden ayırarak “Gözlerime inanamıyorum,” diye haykırdı. Lawrence Lefferts, New York’ta “giyim” konusunda en başta gelen otoriteydi. Her zaman iyi giyinmeyi bilir ve uzun boyuyla her an zarafet yansıtırdı.  “Akşamüstü kıyafetiyle ne zaman kravat takılıp ne zaman takılmayacağını söyleyecek bir kişi varsa, bu, şüphesiz, Larry Lefferts’dır.” Dans ayakkabısı ve deri ayakkabının nerelerde ve ne zaman giyileceği konusundaki görüşüne de kimse itiraz edemezdi.

Lefferts’ı izleyen Newland Archer,  onun yaşlı Bayan Mingott’un locasına yeni girmiş birinden söz ettiğini fark etti.  İnce yapılı bu  genç bir bayan; May Welland’dan biraz daha kısa boylu.  Şakaklarına kahverengi bukleler düşmüştü ve alnında elmas süslü bir şapka vardı. “Josephine bakışını” andıran bir şapka ile kıyafetini  abartılı tokalı bir kemerle, göğsünün altında lacivert kadifeden yapılma bir gece elbisesi ile tamamlanmıştı. Bayan Welland ile tartışırken, locanın ortasında ayakta durmuş, öne doğru eğilip, Bayan Lovell Mingott’un olduğu sıraya oturmuştu.

Bay Sillerton opera gözlüğünü Lawrence Lefferts’a geri verdi.   Bütün beyler yaşlı adamın ne diyeceğini duymak için gözlerini ona çevirdiler. Lawrence Lefferts bir otorite ise, yaşlı Bay Jackson da “soy” konusunda söz sahibiydi.  New York’taki herkesin soy ağacını bilirdi.

Bu soy ağacına ek olarak, Bay Sillerton Jackson’ın, New York’ta son elli yıl içinde meydana gelmiş, gün yüzüne çıkmamış bütün rezaletlerin ve gizemlerin kaydedildiği bir defteri vardı.  Bilgisi her geçen gün artıyordu ve hafızası da çok kuvvetliydi.

Bu yüzden herkes susup şüpheyle ne diyeceğini bekledi. Bir dakika için göz kapakları sarkmış,  kalabalığı sessizce inceledi. Sonra sade bir şekilde, “Mingottlar’ın göz göre göre suç işleyebileceklerini hiç düşünmezdim,” dedi.

Newland Archer, bu kısa olay karşısında utanmıştı. New York erkeklerinin dikkatini çeken locada, annesi ve teyzesiyle beraber nişanlısının da oturuyor olması onu rahatsız etmişti. Bu kraliçe elbisesi içindeki bayanın kim olduğunu ne anlamış ne de varlığını hayal edebilmişti.  Mingottlar’ın göz göre göre suç işleyebileceği kimsenin aklına gelmezdi!

Bayan, May Welland’ın kuzeniydi.  Bayanın Avrupa’ dan geldiğini  Ellen’ı görmek için yaşlı Bayan Mingott’a gittiğini biliyordu. Mingottlar’ın hayran olduğu özelliklerden biri de, namuslarına leke sürmüş insanları bile desteklemeleri ve bağırlarına basmalarıydı. Genç adamın kalbinde hiçbir kötü niyet yoktu. Fakat Kontes Olenska’yı aile içine almak, onu halka tanıtmaktan farklı bir şeydi. Newland Archer ile genç bayanın nişanlarının ilanına birkaç hafta kala böyle bir şeyin olması,  pek de uygun değildi.  Mingottlar’ın böyle bir suç işleyebileceğini hiç düşünmezdi!

Kendisi Staten Adalı Catherine Spicer’ dı. İnsanların gözünde değer kazanmasını sağlayacak serveti ve mevkisi de yoktu.  Üstelik babası da herkesin gözünden düşmüş bir sahtekârdı. Ama bütün bunlara rağmen Newland Archer, bu güçlü bayana her zaman hayranlık duymuştu. Catherine Spicer, zengin Mingott ailesinin lideriyle akrabalık kurmuş, iki kızını “yabancıyla” evlendirmiş Central Park yakınlarındaki bir araziye krem renkli taştan, büyük bir ev inşa ettirmişti.

Bayan Mingott’un yabancılarla evli kızları bir efsane olmuşlardı.   Çünkü bu kızları bir daha annelerini görmeye hiç gelmemişler, Bayan Mingott da kızlarını ziyaret etmek için, evden dışarı çıkmamıştı. Ev, Louis Napoleon’un kraliyet sarayı  Tuileries’ den gelen hediyelik eşyalarla sade bir şekilde dekore edilmişti.

Herkes, yaşlı Catherine’ nin güzel olmadığında hemfikirdi. “Güzellik”, New Yorklular’ın gözünde, kusurların örtülmesini sağlayan bir Tanrı vergisiydi. Bay Manson Mingott’un  eşi yirmi sekiz yaşındayken ölmüştü ve Spicerlar’dan parasını “saklamıştı. Ama o öldükten sonra dul kalan eşi o parayla her istediğini yapmış,  abancı topluluklara katılmış; kızlarını modaya uygun kesimle evlendirmiş, dükler ve büyükelçilerle dostluk kurmuş;  papacılarla  arkadaşlık etmişti.  Balerin Bayan Taglioni ile de yakın bir arkadaşlık kurmuştu.

Bayan Manson Mingott,  kocasının servetini yemeğe alışmıştı ve yarım yüzyıl boyunca da hep varlık içinde yaşamıştı.  Fakat  önceki nesillerden aldığı derslerle tutumlu  davranıyordu. Bir elbise ya da eve bir eşya aldığında, her zaman en iyisini ve kalitelisini almaya dikkat eder, gelip geçici zevklere para harcamazdı. Bu yüzden, , yiyecekleri  Bayan Archer’ınki kadar kıttı. Akrabaları, masasındaki bu yokluğun Mingott adını kirlettiğini düşünüyorlardı; ama  yine de gelmeye devam ediyorlardı. New York’taki en iyi aşçıyı tutan oğlu Lovell’e, “Bir ailede iki kaliteli aşçıya ne gerek var? Kızları evlendirdim ve ben de sos yiyemiyorum zaten,” derdi .

Newland Archer bir kez daha gözünü Mingottlar’ın locasına çevirdi. Bayan Welland ve baldızının Mingott eleştirileriyle karşı karşıya kaldığını gördü. Yaşlı Catherine bunu her aile üyesine aşılamıştı. May Welland) durumun ciddiyetini ortaya koymuştu. Madam Olenska, başkalarının kendisini fark etmesini istemeyen hanımefendilerin asla yapmayacağı bir şekilde  omuz ve göğüs dekoltesi vererek zarif bir şekilde locadaki köşesinde oturuyordu.

Kıyafet konusu Newland Archer’a korkunç geliyordu. Madam Olenska’nın solgun ve ciddi yüzü, şu anki duruma ve mutsuz hayatına uyuyordu. May Welland’ın bu şekilde davranan bir bayanın etkisine maruz kalabileceği düşüncesinden nefret etti.

Arkasında oturan genç beylerden biri  “Onu bırakmış. Bunu kimse inkâr etmiyor.” “O çok kaba bir insan, değil mi?” diye devam etti Thorley.

“Onunla Nice’te tanıştım,” dedi Lawrence Lefferts otoriter bir edayla. “Yarı felçli, Oldukça yakışıklı; ama gözleri çok haşin bakıyor. Eminim şu an Çin’den topladığı kadınlarla beraberdir. Her ikisine de ödeme yapıyor anladığım kadarıyla.”

Herkes gülüyordu ama genç savunucu,sekreteriyle yakalamış.” Dedi.  “ Viyana’da yalnız yaşamaya başladığını duydum. Sanırım Lovell Mingott onu almaya gitti. Kontesin çaresizce mutsuz olduğunu söylemişti bana. Bu bir şey değil; ama onu operaya getirmek başka bir şey.”“Belki de…” dedi genç Thorley kendisini riske atarak. “Evde yalnız bırakılmak için fazla mutsuzdur..

 


  • [1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Edith_Wharton
  • [2] http://www.idefix.com/kitap/masumiyet-cagi-edith-wharton/tanim.asp sid=TW6UPXLQAM0TQ6CZ5UAM

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...