MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Drina Köprüsü Ve Özeti Ivo Andriç
Ekleyen : ESA , 24 Mart 2015 Salı Beğen



Romanda adı geçen köprü Sokullu’nun Yugoslavya’nın Vişegrad’da yaptırmış olduğu köprüden adını almaktadır. Bosna’dan gelen bir devşirme olan Sokollu, doğduğu yere ölümsüz bir eser bırakmak istemiş ve 1571 de Mimar Sinan’a “Ağlayan Nehir”  adı ile anılan Drina Nehri üzerinde 11 gözlü bir köprü yaptırtmıştır. Eni 7 metreden geniş, uzunluğu 180 metreye yakın olan Drina Köprüsü kesme taş bloklardan yapılmış şaheser bir köprüdür.  Köprü 1990 yıllarında Bosna Hersek’te yaşanan iç savaş döneminde ciddi hasar görmüş, İvo Andriç’in Nobel edebiyat ödülü alan Drina Köprüsü adlı romanı sayesinde tüm dünyada tanınmıştır.

 Roman bu köprünün yapımın başlamasından 350 yıllık tarihine tanıklık ederek 20 yy ortasına kadar süren dönemdeki olayları insancıl tarafsız bir anlatımla dile getirmiştir.  Sırp, Bosna Hersek ve Türkler için önemli bir sembol olan köprü, Osmanlı’nın işgali, çekilmesi Balkan savaşları ve günümüzde de devam eden sorunların bir simgesi halinde olmaya devam etmektedir.  Drina Köprüsü, günümüzde Bosna Hersek Federasyonu sınırları içindedir.  Köprü’ye ve köprünün olduğu Vişegard’a Saraybosna’dan bir kaç saatlik bir yolculukla, bitmek tükenmek bilmeyen tünellerden geçerek varılabilmektedir. Ağlayan Nehir olarak bilinen Drina nehri Boşnak Sırp çatışmalarına kızıl kızıl akmış öldürülen Boşnaklar bu nehre atılmıştır.

Drina Köprüsü, İvo Andriç’in (d. 1892 – ö. 1975) Sokullu Mehmet Paşa’nın Vişegrad’da yaptırdığı köprü ve yapıldığı günden 20 yy ın ilk yarısına kadar köprü ve çevresindeki yaşanan olaylar üzerine yazılmış bir romandır.  Kitap Temmuz 1942 – Aralık 1943 tarihleri arasında Belgrad’da yazılmış ve ilk defa 1945 te yayımlanmıştır.[1]

1945 yılında yayımlanan roman 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmüş ve ödülü almıştır.  İvo Andriç’in aldığı bu ödül Drina Köprüsüne verilmiş gibi kabul edilmektedir.

Roman, Yugoslavya’da 15 kez basılmış ve başta Almanca, İngilizce, İtalyanca ve Fransızca olmak üzere hemen hemen bütün dünya dillerine çevrilmiştir. Türkiye’de ise ilk baskısı iki buçuk ayda tükenmiştir.[2]

İvo Andriç  bu eserini belgesel bir roman niteliğinde yazmış, doğup büyüdüğü toprakları,  köprünün yapılmaya başlamasından 1950 yıllarına kadar geçen süreçteki, tarihi olayları  efsaneleri, masalları, söylentileri, gelenek ve göreneklerine de yer vererek  anlatan belgesel bir roman haline getirmiştir.

Bölgede bulunan Sırp – Boşnak – Osmanlı çatışmalarını köprünün gözünden anlatan romanda yazar olayları tarafsız bir gözle anlatmış Humanist bir yaklaşım göstermiştir. Hümanist bir yazar olan İvo Andriç, din ve ırk ayrımı yapmadan, bütün kişilere ve milletlere eşit bir sevgi ve gözlemle yaklaşmıştır.

 

Nobel ödülü de alarak dünya Klasikleri arasına giren bu eser MEB tarafından okunması gereken YÜZ TEMEL ESER içerisine de alınmış, okullara, öğrencilere öğretmenlere ve okurlara tavsiye edilen yüz eser arasına alınmıştır. [3]

 

KONULARI

Eser köprünün yapılış tarihi olan 1577 den günümüze kadar uzanan süreçteki yaşanan olayları köprünün tanıklığı ile aktarılır.

Eser, Köprünün kaderiyle aynı kaderi ve tarihi yaşayan insanların ve toplumların dramını anlatmaktadır. Eserdeki olaylar köprünün yapılışı, isyanlar, salgınlar, su baskınları, Bosna-Hersek’in Avusturya tarafından işgali, demir yolunun gelişi, 1912 Balkan Savaşı, dünya savaşları Romanın tarih dekorunu oluşturan olaylar şeklinde sıralanır. Bunların yanı sıra köprünün civarında anlatılan masallar, köprüde gerçekleşen efsaneler İstemediği delikanlıya verildiği için Drina’nın sularına atlayan Boşnak kızı Fato, kumarbaz Glasinçanin’in yarı gerçek, yarı masalsı kumar tutkusu, tekgöz Salko’nun, gazinocu Lotika’nın hayatları… gibi hayatlardan parçalara da yer vermektedir.

Roman Bosna’nın Osmanlı hakimiyetine girişinden başlayarak Osmanlı ve batı kültürü ile bu etkiler arasında değişen kişileri canlandırarak devam eder. Roman Birini Dünya Savaşındaki bir bombardıman esnasında köprünün yıkılışıyla son bulur.

 


DRİNA KÖPRÜSÜ ÖZETİ

 

Drina, sarp dağlar arasında akan Ağlayan nehir adıyla anılan bir ırmaktır. Drina’nın sağ tarafında Vişegrad kasabası, sol kıyısında ise bir mahalle vardır. Drina köprüsü işte bu Kasaba ile mahalleyi birbirine bağlayan çok güzel bir köprüdür.  Köprünün sol tarafında Hıristiyanlar, sağ tarafında ise Müslümanlar yaşamaktadır. Köprü, Bosna’nın Sırbistan’a, Osmanlı İmparatorluğuna ve İstanbul’a bağlanan yegâne geçididir.

Drina’nın üzerine Köprü yapma hayalini 1516 da İstanbul’a götürülen bir oğlan çocuğu kurmuştur. Bu çocuk, ileride Osmanlı Sadrazamı olacak Sokullu Mehmet Paşa’dır. Drina yakınlarında bir köyde Hıristiyan bir aileye mensup olan Sokullu Mehmet Paşa, on yaşlarında devşirme olarak Osmanlı sarayına, götürülmüş, devşirme olarak girdiği saraydan Sadrazam olarak çıkmıştır.

Sokullu Mehmet Paşa, sadrazam olduktan sonra memleketi ve Drina’ya bir armağan vermek ister. Bunun için  Drina’ya mükemmel bir köprü yaptırmaya karar verir.

İnşaat ilkbahar ayında başlar. Kasabaya çok kalabalık bir kafile gelir. Köprünün mimarı, Mimar Sinan’ın yetiştirdiği bir usta olan Abid Ağa’dır. Abid Ağa,  ilk gün, halkı acımasızlığıyla korkutur. Sonbahara kadar inşaat devam eder, köprünün birinci kısmı sona erer. Abid Ağa, baharda geri döneceğini, döndüğünde köprüyle ilgili en ufak bir zarar olursa halkın tamamını cezalandıracağını söyleyerek ayrılmıştır.

Ertesi İlkbaharda Dalmaçyalı taşçılarla Abid Ağa yine gelir. İşçilerin çokluğu kasabayı huzursuz etmekte onları korkutmaktadır.  Abid Ağa, halkı köprüde çalışmaya zorlamaktadır. Köylüler, isyan etmeye başlamış, Radisav adında biri halkı galeyana getirmeye başlamıştır. Radisav, yakalanmış,  önce kızgın zincirlere vurulmuş,  sonra da halkın önünde kazığa geçirilmiştir. Aralık ayında Abid Ağa, köyden ayrılır.

Abid Ağa’nın köyde yaptığı eziyet sadrazamın kulağına gitmiş, Sokullu, Abid Ağa’yı sürgüne göndermiştir. Abid Ağa’nın yerine gelen Arif Bey,  köprünün yapımı için uğraşan herkese hakkını ödemektedir.

Köprü ve yanında yapılan han yavaş ilerlemektedir. Kasabadakiler köprüden ümitlerini kesmişlerdir. Bu arada bir Cuma günü, Sokullu maiyetiyle camiye giderken bir derviş sadaka istemek bahanesi ile ona yaklaşıp bir kasap bıçağı ile sadrazamı öldürmüştür.  Sokullu ölmüş ama Drina üzerinde yaptırdığı muhteşem köprü ve han, onun eseri olarak artık ortaya çıkmıştır.

XVII. yüzyılın sonlarında Türk orduları Macaristan’dan çekilmeye başlamıştır. Askerlerin çekilmesiyle buralardaki vakıf malları imparatorluğun sınırları dışında kalır. Han ve köprüdeki hizmetkârların parası ödenmemekte, bu binalar gittikçe bakımsızlaşmaktadır. Hanı, Davut Hoca idare etmekte, yardım için başvurduğu her yerden eli boş dönmektedir.

Han,  bakımsız kalmış ziyaretçileri ise artık gelmez olmuşlardır. Bu yüzyılda, kasabaya müthiş bir sel de gelmiştir.  Sırbistan’da ayaklanmalar çıkmaya başlayınca Bosna’da sarsılmaya başlar. Asiler kasabadaki Müslümanları ve Hıristiyanları rahatsız etmektedir.  Kasabaya bir karakol ve kulübe yaparlar. Sırp isyanı bastırılmasına rağmen devlet tedbirler almaktadır. Yelisey ve Mile, karakol tarafından halkın gözü önünde öldürülür. Drina köprüsü, bu cesetlerin atıldığı bir yer olmuştur. Kasabalı artık bu köprünün yanından geçmek istememektedir.

XIX. yüzyılın ortalarında Osmanlı, sınırlardan çekilmekte, siyasi dengeler değişmektedir. Bu tarihlerde kasabada veba ve kolera salgını olur.

Kasabanın en önde gelen ailelerinden biri Velyi Lug diğeri ise Avdaga Osmanagiç adlı bir toptancıdır. Velyi Lug Osmanagiç’in güzel kızı Fato’yu sevmektedir. Avdaga Osmanagiç güzel kızı kızı  Nezuka Fato’yu Hamziçlerden biri ile evlendirmek isteyince Fato kendini Drina köprüsünden atarak intihar eder.

Sırbistan’da isyan çıkmış, Sırp ve Müslüman evleri yanmaya başlamıştır.  Osmanlı Sırp savaşları bir süre yatışsa da içten içe kaynamaktadır. Padişahın Bosna’yı hiç karşı koymadan bıraktığı söylentileri çıkmıştır. Plevlie müftüsü Avusturyalılara direneceğini söyleyerek Drina’ya gelmiş yardım toplamaktadır. Mütevelli Ali Hoca, bu isyana karşı çıkar. Ali Hoca, silahlı bir direnişin ancak halka zarar vereceğine inanmaktadır.  Plevlie müftüsü, ona  “gâvur, vatan haini”  diye ithamlarda bulunmuştur. Halkı galeyana getiren müftü, Ali Hoca’yı kulaklarından köprüye çiviletmiştir.  Avusturya ordusu kasabaya girmesiyle bir hasta bakıcı sayesinde kurtulur. Kasabaya girmiş duruma hâkim olmuştur.

 

Müslüman evlerinde umutsuzluk, Hıristiyan evlerinde ise güvensizlik vardır. İbrahim Molla, Müderris Hüseyin Efendi, Rahip Nikola, Hahambaşı Davit Levi Avusturya albayını karşılamak üzere çağrılır. Dördü de çok korkmakta ve dördü de hoşgörü içinde yaşayan ve birbirleri ile dostça geçinen farklı dinlerdeki insanları temsil etmektedirler.  Bu dört dost Albay’ın karşısına çıkmış,  Albay onlara, kasabada düzenin korunması gerektiğini, aksi takdirde cezalandırılacaklarını söylemiştir.

Birkaç gün sonra Avusturya işgali altında yeni bir dönem başlar ve her şey düzene girer.  Kasabanın görünüşü değişmiş hesaplar kuruş ve para ile yapılmaya başlamıştır. Ağaçlar kesilmekte, yollar onarılmakta, yeni yollar yapılmakta, binalar inşa edilmekte, mağazalar açılmaktadır. Taş Han yıktırılmış, hanın yerine kışla yaptırılmıştır. Kasabada değişmeyen tek şey “Drina Köprüsü” dür.

Kasaba modern bir şehir görünümü kazanmıştır.Kasabaya dışarıdan gelen bir insan olan Milan, eğlenceyi seven kumarbazın birisidir. Milan, tüm servetini bir gece bir kumarda kaybetmiş ve buna dayanamayarak intihar etmiştir. Cenazesinin Hıristiyan mezarlığına gömülüp gömülmeyeceği sorun olmuş ama Rahip Nikola’nın hoşgörüsü ile Hıristiyan mezarlığına gömülmüştür.

19.yüzyılın sonlarında Sırplar ve Yahudiler giyim ve davranışlarla yabancılara benzemeye çalışmakta,  Kasabaya yerleşen memurlar hayatı etkilemektedir. Halktan fazla vergi alınmaktadır.  Kasabaya Müteahhitler, mühendisler, işçiler gelmekte Kasabada para artmakta;  ama aksine olarak halkın alım gücü azalmaktadır. Debore ve Mina kasabaya otel açmış,  Lotika, oteldeki eğlenceleri yürütmektedir. Lotika, oldukça popüler olmuştur.  Tekgöz isimli saf bir adam, kasabanın en güzel kızı Paşa’ya âşık olmuş,  Paşa, zengin bir adamla evlenince çıldırmış ve Drina’nın buz tutmuş yüzeyinde yürüyerek intihar etmek istemiştir.  

Avusrurya-Macaristan Krallığı  İşgali altında iken  Kraliçe Elizabeth bir İtalyan tarafından öldürülür.. Kasabadaki demir yolu yapımı bitmiştir. 1908 yılında fiyatlar yükselmiş,  Sırbistan’da taht değişikliği baş göstermiş,  Kasabada askeri otorite etkisini gittikçe artırmaya başlamıştır. Demir yolu bitince kasabaya daha çok asker gelmeye başlamıştır. Dünyadaki savaşlar bu kasabada da etkisini hissettirmekte, Osmanlı İmparatorluğunun parçalanması Müslüman halkı derinden üzmektedir. Sırplar ise çok rahattır. Kasabanın gençleri, Viyana, Prag, Zagrep gibi üniversitelerde öğrenim görmeye Kasabaya döndüklerinde direniş için toplanmaktadır.  

1914 te, bombalar yağmaya başlar. Bombardımanlar yüzünden köprü kullanılmamaktadır.  . Köprünün etrafındaki mahalleler de bombardımanlar yüzünden boşaltılmış durumdadır. Fakat Ali Hoca, bütün uyarılara rağmen dükkânını terk etmez. Ali Hoca “Allah  Drina’yı terk etti” diye düşünürken,  Ali Hoca da can verir.

 

YAZAR HAKKINDA BİLGİ  : Ivo Andric

Alıntı: Vikipedi, özgür ansiklopedi

 

Hırvat yazar: Doğum 9 Ekim 1892 Travnik, Bosna (zamanında Avusturya-Macaristan’ın bir parçasıydı şimdi Bosna-Hersek’in) Ölüm 13 Mart 1975 Belgrad (zamanında Yugoslavya’nın bir parçasıydı, şimdi Sırbistan’ın)

Ivo Andric (d. 9 Ekim 1892 – ö. 13 Mart 1975), Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Hırvat yazar.

1892 de Travnik yakınlarında Dolac’ta doğdu. Zagreb, Viyana ve Krakow’da sürdürdüğü eğitimini Graz Üniversitesi’nde verdiği “Osmanlı Yönetimindeki Bosna-Hersek’te Kültür Yaşamı” konulu doktora tezi ile tamamladı. I. Dünya Savaşı sırasında milliyetçi etkinliklerinden ötürü Avusturya-Macaristan yetkilileri tarafından bir süre gözaltında tutuldu. Savaşı izleyen yıllarda Yugoslavya Dışişleri Bakanlığı’nda çalıştı. Budapeşte, Madrid, Cenevre ve Berlin’de dış görevlerde bulundu.

Yazarın en büyük özelliği kitaplarındaki olayları tarafsızlıkla anlatmasıdır. En acımasız hatta insanlık dışı sayılabilecek eylemlerde dahi yazar yalnızca olayı, o sırada insanların ne düşündüklerini ve hareketlerinin sebeplerini anlatmakta; fakat herhangi bir görüş belirtmemektedir. Hümanist olan Ivo Andric eserinde çeşitli dinlerin ve soyların kaynaştığı bu bölgede en küçük bir din ve ırk ayrımı yapmadan, anlattığı olaylarda yer alan bütün kişilere eşit bir sevgi ve ilgi göstermiştir.



  • [1] http://tr.wikipedia.org/wiki/Drina_Köprüsü _(roman)
  • [2] http://tr.wikipedia.org/wiki/Drina_Köprüsü _(roman)
  • [3] http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/forummesaj/122-100_temel_eser___tc_milli_egitim_bakanligi.html

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...