MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
Sanat ile Sanatçının Özelliği ve Doğası
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 24 Ekim 2012 Çarşamba Beğen 1

  bu eser 03.08.2013 tarihinde günün yazısı seçilmiştir

Sanat eserleri görsel (plastik), fonetik ve dramatik (ritmik) olmak üzere üçe ayrılır. Resim mimari, heykel hat görsel;  edebiyat ve müzik fonetik;  tiyatro, dans, sinema, bale gibi sanat dalları ise dramatik sanat dallarıdır.  Sanatçı bu sanat dallarından birisini yapan, ressam, heykeltıraş, hattat, şair, yazar, tiyatrocu, aktör veya dansçıdır.

Sanat, sanatçısının soyut ya da somut olan tasarılarını; duy­gu ve düşüncelerini çizgi, renk, biçim, ses, söz ve ritim gibi unsurlarla, hayranlık uyandıracak, özgün ve öznel şekilde ifade etme işidir.

Sanat eserlerinin amacı öncelikle doğruluk ve fayda değil;  güzellik, coşku ve yaratıcılığı ortaya koymaktır.  Sanatın ve sanatçının amacı, muhayyilede oluşan görsel, fonetik veya dramatik duygu, tasarı, coşku ve düşünceleri görünen, duyulan veya eylem haline getirilebilen bir eser haline getirebilmektir.  Sanatın amacı öğretmek, bilgi vermek, doğruluk, etik veya ahlaki iletiler sunmak,  eğitmek, somut bir çıkar elde etmek değildir. Sanat, bilimsel olmak, somut veriler ortaya çıkarmak, reel bir katkı veya katma değer yaratmak amaçlarını taşımaz.  Somut bir fayda çıkarmak, bilimsel bir veri oluşturmak veya bilimselliğin sınırları içerisinde kalmak, realitenin sınırlarından çıkmamak gayesi yoktur.  Aksine hayalde, fikirde, biçimde, sezgide, coşkuda sınır, limit ya da biçimsellik tanımayan, sınırları olsun diye de uğraşmayan eylemlerin ifadesidir.

Sanatın amacı güzelliktir sözünü biraz açmamız gerekir. Güzellik kavramı kişiden kişiye değişen,  herkese göre farklı algılanan, farklı beğeniler ve kabuller içeren öznel değerlendirmelerdir.  Sanatın ortaya koyduğu güzellik kavramını çirkin ve iğrenç olanı yapmamak anlamında anlamamak gerekir. Çirkin bir insanın başarıyla resmedilmesi, kötü bir duygunun öznel ve özgün şekilde ortaya konması da bir sanattır. Sanatçı salt güzelliği arayan veya sadece estetik olanları üreten kişi değildir.  Estetiğinin kendisi de zaten değişken bir şeydir. Sabit ve bağlı kalmaksa sanatın ruhuna zıttır. Güzellikten anlamamız gereken yapılan her şeyi başarıyla ortaya koyabilmek olmalıdır.

Sanat;  sınırları ve amacı olmayan hayallerin, coşkuların, muhayyilede oluşan her türlü tasarının, yaratıcılıkla ilgili oluşumların;  görsel, fonetik veya dramatik metotlardan birisiyle görünür, işitilir veya izlenir hale gelebilme eylemidir. Sanatçı,  anılan bu duyumsamaları bildiği metotlardan birisiyle tezahür ettirebilen kişidir. Ressamdır, heykelcidir, şairdir, yazardır veya aktördür. Sanatçı,  duyumsadıklarını kanıtlayabilen, hayranlık uyandırabilecek bir şekilde ortaya koyabilen bir kimsedir. Sanat, değişimi düşünme, değişik olanı fark etme, alışılmışın dışından bakıp ve algılayıp buna göre düşünme ve tasarlama eylemidir. İşte böyle olunca da sanatçı fantezi üreten, hayal eden, farklı kurgular oluşturan, mevcutlardan farklı renk, biçim, duygu, düşünce, coşku vb bulan ve duyumsayan kişinin tarifi olur.

Mevcut olmayanı düşünmek, duymak,  hayal etmek, tasarlamak ve bunları eskiden mevcut olmayan yöntemlerle görünür, işitilir hale getirmek sanatçının ödevidir. Değişmek, değiştirmek, mevcut olandan farklı bir şey üretmek, sanatçının eylemidir. Sanatçı kendini ve muhitini değiştirmeye kalkışan kimsedir. Dürtülerinde var olan uyarıları, yeteneklerinin geliştiği tekniklerle aksettirmeyi başaran izahçıdır. İşte böyle olunca da sanatçının kimliği, yaratıcılık, değişimcilik, öznellikle bütünleşir. Yetenek, yaratıcılık, öznellik, alışılmışın dışında düşünebilme, bakma ve görebilme sanatçının vasfı olur.

Sanatçı ile yetenek birbiriyle bütünleşen,  biri olmazsa diğeri olmayan iki kavramdır.  Yeteneği,  dıştan hiç bir etki ve öğrenme gerekmeden kendi düzenini ve eylemini oluşturmayı ifade eden bir kavram olarak izah edebiliriz. Yetenek, daha doğmadan önce genlere şifrelenmiş kişiye özgü nitelik olarak anlaşılır. Böylelikle sanatçı,  doğmadan önce aldığı öğretilere sahip kişi gibi düşünülür. Buna mukabil, yetenek tek başına üretmekten çok acizdir. Yetenekle eğitim bir araya gelemezse yetenek tek başına çok yetersiz kalacaktır. Tek başına bir yetenek sanat ve sanatçı için eksik kalan bir olgudur. Yetenek; kendini eğitmeli, amaç, yöntem ve doğrultu bulmalı,  uygun muhit ve zeminde gelişim göstermelidir.

Sanatın ve sanatçının eylemlerinin ruhunda mevcuttan farklı bir şeyi ortaya koymak olunca, sanatçının eylemleri başkaldırı zannedilir.  Bildiklere bilinmedik yollar öneren sanatçı, dini, ahlaki, ideolojik ve diğer mevcut kalıplara savaş açmış farz edilir.  Sistem ile dayatmalar sanatçı ile çelişir. Sanatçının ruhundaki kopma, dönüşme, değişme ve farklıyı bulma isteği, statükoyu dayatan otoriteyle kapışır. Sanatçı ile muhitin ilişkisi önemlidir. Baskıcı muhitte kalan yetenek işe yaramaz, Yaptığı önemsenmeyen, üretimi hor görülen, takdire mazhar olmayıp, tekdire reva görülen sanatçı boy gösteremez.

Üretimiyle ortamı çelişen bir sanatçının yeteneği atıl kalır. Sanatçının tek ödülü takdirle gelecek hazdır. Bu ödülden de yoksunsa bir başka mecraya akar. Çatışmaya dayansa da hiç desteksiz de yapamaz. Sanatçının tek besini edindiği hayranlıktır.  En minimum destek bile ona hayat suyu olur. Hayat suyu olmayınca sanatçının ruhu kurur. Statüko çok güçlüyse sanat da çok cılız kalır.

Sanatçılar iletişimi sanatları ile kurar. Sanatçı toplumu ile ürünüyle mesajlaşır. Ürünü üretmesinde bencil bir amacı vardır. Benliğinin okşanması sanatçının hedefidir.  Sanatçı, doğada var olanlara tepki oluşturan,  kendi öznelliği açısından var olanı değiştiren, yorumlayan, öngörü üreten, bildik temadan bilinmedik yönler bulan veya çıkarımlar kurgulayan kişidir. Sanatçının ürününde bunlar varsa değerlidir. Sanat eserleri bu özellikleri taşıma oranlarıyla değer kazanır veya yitirir. Bu özellikleri taşımayan bir eser taklit, kopya ve yinelemiş çalışmadır. Yinelemiş çalışmalar sanat ürünü olamaz.  Gördüğünü değiştiremeyen, gördüğünden bir yeniyi üretemeyen,  baktığı olguya farklı bir yerden bakıp buna yorum getirmeyen, yarar veya kulanım amacını birincil erek tutan ürünler sanat değildir. Sanat eserinin özgünlük derecesi yukarıda anılan özelliklerin derecesiyle çoğalıp azalacak bir olgudur.

Sanatı halkın veya genelin ihtiyaçlarını karşılayacak bir getiri;  maddi hayatta kullanılabilirliği olan bir araç, alet edevat;  karı, yararı öne çıkan bir ürün ya da eylem haline getirmek sanatın ruhuna terstir. Sanatın yozlaşması da işte bu noktadan başlar.  Genelin beğenisine ve kullanım ihtiyacına yönelen ürün bir sanat değildir.  Genel beğeniye göre üreten sanatçı sanat yapamaz. Aynı ürünü bin kere yapan sanatçı olamaz.

Sanatçı, bilindik,  iletilerden farklı iletişim kurar. Üstelik her ürünün de farklı bir ileti verir. İletinin kendisi de, yöntemi de değişkendir. İşte böyle olunca da genel ile anlaşamaz.  Toplum bildik iletiden farklıyı pek algılamaz.  Genelin baktığı şeye bakılmayan yerden bakmak, görülmemiş bir açıyı ortaya koymak demektir. Toplum ise başkalığı istemeyen bir kesittir. Sanatçı ile toplumun bağları buradan kopar. Statükocu bir toplum sanatçıya garip bakar. Toplum, bildiği bir dilden farklı iletişim kuran girişimi benimsemez. Toplumların  beğenisi ortak akıl ile çıkar. Ortak akıl ve beğeni seri üretimler ister.  Benzer modeller beğenip benzer modellerden ister. Toplumdaki bireylerin beğenisi eğilimdir. Moda olan ortak akıl ile birlikte beğenir.  Sanatçı ise ürettiği bir üründen seri üretim yapamaz. Ayni şeyi birkaç kere aynı şekilde üretmez. Zaten bunu yapsa bile üretilen sanat olmaz. Sanat ile zanaatın yolları buradan ayrılır. Sanatçının sanatını ortak akıl algılamaz. Toplumsalcı beğeninin bireysel bir fikri olmaz. Bireysel takdiri olan kişiler az sayıdadır.

Sanat eseri öğretmek, açıklamak değil; sezdirmek, çağrıştırmak, hisset­tirmek, coşku uyandırmak ve hayran bırakmak amacındadır.  Sanatçıların ürünü maddi bir işe yaramaz. Toplum ise bir ürüne fayda açısından bakar. Gündelik bir iş görmeyen, alet, edevat olmayan, yenilip ve içilmeyen sanattaki düşüncenin, coşkunun ve hünerlerin emeğini anlayamaz. Üstelik bu emekleri yararsız ve komik bulur.  Sanat, yeni bir yapı kurma, şekil verme, duyurma, çağrıştırma, coşku uyandırma… girişimidir. Oluşan bu girişimler somut yarar çıkarmazsa toplum bunu önemsemez.  Ortak aklın mantığı, yarar, zarar ve kar üzerine kuruludur. Hâlbuki bu girişimler, yarar, zarar veya kar üreten şeyler değildir. Eğer bir kar üretirse sanat bir zanaat olur. Seri üretime geçen zanaatkâr olup çıkar. Seri üretime dönen ürün de zanaat olur. İşlevini yitirerek sanayi olmaya döner.  Sanat, sektörel bir faaliyet veya  seri üretimi olan üretim hali değildir.

Sanatçı, malzemeyi bakış açısına göre seçen, ayıklayan, değiştiren, yorumlayan; kısaca tema üzerinde yaratıcılığını ortaya koyan ürün üreten kişidir. Aynı mankeni yüz kere aynı çizmek sanat değil; aynı mankende yüz kere farklı şey bulmak sanattır.

 

( Devam edecektir.)


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...