MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
GÂVURDAĞI ÂŞIKLIK GELENEĞİ- BOZLAK VE BARAK HAVALARI
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 14 Ekim 2011 Cuma Beğen

Bu Eser 16.11.2013 Tarihinde Günün Yazısı Seçilmiştir
 
GÂVURDAĞI  ÂŞIKLIK GELENEĞİ- BOZLAK VE BARAK HAVALARI

Bölgedeki Türkmen topluluklarının konargöçer yaşama biçimleri, tarihi süreçleri ve gelenekleri iyice irdelendiğinde İslamiyet öncesi dönemin özelliklerinin önemli bir kısmını günümüze kadar taşıdıkları dikkati çeker. Konargöçer yaşama biçimleri yanı sıra âşıklık geleneğinde de aynı durum geçerlidir. Yöredeki göçer aşiretlerin ozanlara çok önem verdiği, ozan geleneğinin çok güçlü bir şekilde muhafaza edildiği dikkatten kaçmamaktadır.

Gavurdağları’nın ozan şiirimize olan katkılarını belirtmek için F. Gülay MİRZAOGLU’ şunları ifade eder: “Aladağ "dertleri arıtan, dertlilere derman veren:", "ağıtları sağıt" eden" pınarlarıyla", toprağının kokusuyla, sarı çiçekleriyle ün salmış, "yiğitler durağı, arslan yatağı" olmuştur. "Adı sanı alkışla söylenen"' bu dağlarda yaylayan oymaklar kendilerini tarihin doruğuna çıkmış sayarlar." Toroslarda yaşayan konar-göçer Türkmen köylülerinin Binboğa'dan daima saygıyla bahsettiklerini öğreniyoruz. Bu dağa duyulan özlemi ve onun eşsiz güzelliğini dile getiren şiirlerin hesabı yoktur." ( F. Gülay MİRZAOGLU,TOROSLAR'DAN ÇUKUROVA'YA YANKILANAN SES: "BOZLAK",ANKARA 1998 s, 397/turkoloji.cu.edu.tr/CUKUROVA/makaleler/)

Kozanoğulları beylerinin içkili eğlenceli geceleri çok sevdiği, ozanların böylesi gecelerin baş konuğu olduğu açıkça ortadadır. Çukurova ve Gâvur dağı yöresinin Dadaloğlu ve Karacaoğlan gibi âşık edebiyatımızın en kudretli ozanlarını yetiştirmiş olmasındaki sır, işte bu kültürel ortamdır. Gâvur dağı ve Çukurova âşık edebiyatı geleneğinde Ferrahi, Feymani, deli Boran gibi önemli âşıkların yetişmesi göçerlerin âşıklara verdiği bu çok özel önemin sayesinde gerçekleştiği muhakkaktır. Yaylara göç veya dönüş zamanlarında, obaların toplanıp, eğlenceler düzenlediği, öykülü türküler dinlediği, geceler boyu süren hikâyeler anlatıldığı bilinmeyen şeyler değildir.

Âşıklık geleneğinin en canlı olarak yaşatıldığı bölgelerimizden birisinin Çukurova olduğu muhakkaktır. Varsak- Farsaklara özgü varsağı, türü, Gâvur dağı havaları denilen bozlak ve barak havaları ve oyun havaları, çok sayıda türkülü hikâye ağıt örnekleri, halk hikâyeleri bu bölgedeki göçer kültürün bünyesinden oluşmuştur.

Beylerin içkili eğlenceli geceler düzenlemeyi sevdikleri, ozanlara türkülü hikâyeler söylettikleri, ozanların oba oba gezerek beyleri ziyaret edip sofralarında rağbet gördükleri anlaşılmaktadır. Bu geleneklerin yaşatılması ve sevilmesi sayesinde yörede oluşan çok sayıda türkülü halk hikâyeleri ve türkülü ağıtlar oluşmuş, çok sayıda barak ve bozlak üretilmiştir. Eğlenceler, düğünler, göç zamanları, yaylaların ılık gecelerinde düzenlenen toplantılarda ateşlerin ışığında varsağılar okunduğu, koçaklamaların söylendiği, ozanların beylere ve aşiretlere methiyeler düzenlediği açıkça belli olmaktadır.

Misis köprüsü de mühengi aştı
Karalar ho dedi Buruk'a düştü
Sırkıntı Menemen hep yalın kaçtı
Hani kabak Hasan Kodaz Ali'niz

Avşar'ın uyluğu tutmuyor atta
Tecirli de kaçtı gitti firkatta
Cerit'(in) hopuru var yarsuvat'ta
Boz kartala pay oldu ya ölünüz

Bozdoğan davaya girmeden kaçtı
Reyhanlı beyi de Halep'e düştü
Kozanoğlu duydu buna pek şişti
Hani ya hiç beri gelmez biriniz

Çekildi Avşar'ın atlısı bindi
Cerit'in üstüne peştemal döndü
Göçmüş Sırkıntılı yurduna kondu
Nerde kaldı kolu bağlı Deli'niz

Der Dadal'ım hani beyler kalanı
Mistik Paşa'm ne tez tuttun Belen'i
Çapanoğlu gene yaptın planı
Hani sizin çakmak çalan eliniz

Dadaloğlu’nun türküleri ve şiirlerinden beylerin, ozanlara gösterdiği iltifat sezilebilir. Ayrıca gezgin ve hikâyeci âşıklık geleneğine verilen değer bu şiirlerin sözlerinde saklıdır. Yerleşik hayata direnen göçerlerin aslında devlete karşı bir tutumlarının olmadığı sadece bağımsız ve başlarına buyruk hareket etmek istediklerini işaret eden anlamlarla yüklüdür. Osmanlıya karşı olmak vergi vermek istemeyişlerinden kaynaklanır.

Şalvarı şaltak Osmanlı,
Eğeri kaltak Osmanlı
Eken de yok biçen de yok
Yiyen de ortak Osmanlı

Osmanlıya karşı olmanın anlamı konargöçer olarak yaşamaya devam etmek, başlarına buyruk ve kimseye tabi olmadan dağlarda dolaşmak arzusundan kaynaklanır. Bu düşüncenin altında özgürce hareket etmek isteyen başına buyruk yayla adamının ruh hali vardır.

Belimizde kılıcımız Kirmani,
Taşı deler mızrağımın temreni
Hakkımızda devlet etmiş fermanı
Ferman padişah’ın dağlar bizimdir.

Göçerlerin ruh halinde devletten nefret bulunmamaktadır. Tek şikâyet yaşama biçimlerinin değişmemesi ve özgürlüklerinin kısıtlanmak istenmesidir. Kısaca yörenin âşıklık geleneği, kendine özgü, saz ve söyleme biçimi, türkülerindeki melodik yapı yöredeki göçer Türkmenlerin yaşama, zevk, duyuş ve ifade etme biçimlerine özgü ve özgün bir karakter taşımaktadır. Bu türkülerin, sözlerinde söyleyiş biçimlerinde, melodik yapısında ve konularında bu yaşama biçiminin kendine özgülüğü yansımaktadır. Yiğitlik, mertlik, yiğitçe seslenme, haykırma, yüksek perdeden başlayarak karar perdesinde duran ünlemlerle ve seslenmelerle dolu ağıt kokulu, yiğitlik tüten ezgiler ve sözler göçer ve özgür bir iradenin dağlarda yankılanan sesleri gibidir.

“Toroslar'dan Çukurova'ya uzanan Güney Anadolu bölgesi içinde aşiret kavgalarının, bir çoğu o coğrafya üzerinde yaşamış saz şairlerine ait olan aşk maceralarının ve yöre halkının hayatında önemli yer tutmuş pek çok olayın, kendine has bir üslubu ve ezgisi olan bir söyleyişle dilden dile dolaştığına tanık oluruz.” ( F. Gülay MİRZAOGLU, a.g.e. s, 410 )

Yöre türküleri yüksek perdeden başlayan nidalarla dolu yüksek sesle söylemeye uygun, açık mekânlarda, yayla ve dağlarda yankılanan bozlaklar ve baraklardır. Yöreye özgü olan bu havalar dağ başlarında ve açık havalarda alabildiğine özgür ve çekincesiz bir ses tonu istemektedir. Ah ey, eyvah ey, Aman, Behey gibi yüksek perdeden nidalar ve nakaratlar, kahramanlık, mertlik, dosta şikâyet, aşirete ahvali arz etmek, beylerin yiğitliklerini dile getirmek, ölen dostların ardına ağıt dizmek, korkak veya rakip aşiretleri yaralayıcı imalarda bulunmak gibi konularda söylenmiş şiirlerin duygu girişini belli eder. Zurna sesi veya melodinin giriş faslı betimleyici ses vurgusu halindedir. İlerde çok daha detaylı olarak irdelemeye çalışacağımız bozlakların ne olduğuna dair soruya şimdilik F. Gülay MİRZAOGLU’nun verdiği şu cevapla yetinelim: “ Bozlak" terimiyle esasen yöreye (Güney ve kısmen de Orta Anadolu) has özelliklerle bezenmiş bir uzun hava tarzını anlamalıyız. Ayrıca, Türk dünyasının hemen hemen tamamında, "bozlamak" sözünün hikaye ile ilgili bir anlam taşımadığını; acıyla haykırmak, kederli, hüzünlü sesler çıkarmak ya da doğa taklidi sesler diye niteleyebileceğimiz deve gibi bağırmak, feryat etmek gibi anlamları ifade ettiğini de dikkate alarak, bu türün tamamıyla seslerle ifadeye dayalı olarak geliştiğini düşünebiliriz” .” ( F. Gülay MİRZAOGLU, a.g.e. s, 418 )

Şahamettin Kuzucular,  “Dörtyol Hatay Çukurova Tarihi ve Türkmenleri “ kitabımdan alıntıdır.


 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...