MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Türklerde Taş İşçiliği
Ekleyen : Adem , 21 Ağustos 2016 Pazar Beğen

Genel Taş İşçiliği

Yapılacak taşın restorasyonda orijinal halinin fotoğrafı çekilir. Daha sonra taşın şeklinin veya durumunun tespiti yapılır. Mesela silme taşı işe profil tarağı yardımıyla profil şekli çıkarılır.

Taraktaki şekil hemen bir mukavva üzerine çizilir ve hataları düzeltilir. Daha sonra bu şekil maket bıçağıyla dikkatlice kesilir. Kesilmiş kısım erkek, kalan kısım ise dişi olarak adlandırılır ve kullanılır. Böylece bir şablon oluşmuş olur. Şablonun erkek kısmı taşın üzerine karşılıklı yönlerine dikkatlice çizilir. İnce ve kalın keski, madırga, zımpara yardımı ile taş işlenir. Daha sonra taşın son hali için şablonun dişisi taşın üzerine konur ve kontrol edilir. Prüzleri giderilir ve taş hazır hale getirilir.

Rölöve

Rölöve, bir yapının, kent dokusunun veya arkeolojik kalıntının yakından incelenmesi, belgelenmesi, mimarlık tarihi açısından değerlendirilmesi ve restorasyon projeleri hazırlanabilmesi için binanın iç ve dış mimarisine, özgün dekorasyonuna ve taşıyıcı sistemi ile yapı malzemelerine ait mevcut durumunun ölçekli çizimlerle anlatımıdır.
 
Rölöveler yapıyı ve konstrüksüyonu tam olarak anlatacak şekilde plan, kesit ve görünüşleri kapsamalıdır. Yapıya ait iç ve dış fotoğraflar, çekildikleri yer ve yönleri plan üzerine işaretlenir. Rölövelerde malzeme türleri ve mimari bileşenlerin korunma durumları açıklamalarla belirtilir. Bezemelerle ilgili fotoğraf ve ayrıntılı çizimler dosyada yer alır.



Tarih kitaplarından, arşiv belgelerinden, özel monografilerden ve gözlemlerden yararlanılarak derlenen bilgiler ışığında tarihi yapının dokusunun daha iyi kavranıp anlaşılması mümkün olur. Binanın daha önce yapılmış rölöveleri, eski fotoğrafları, yöreyle ilgili hava fotoğrafları, haritalar, kent planları, gravürler, yapıyla ilgili vakfiye ve vakfa ait gelir gider kayıt defterleri, onarım keşifleri veya onarım harcamalarının kaydedildiği defterler, gezginlerin notlarında yer alan gözlemler de sağladıkları bilgilerle bazı karmaşık noktaların çözümlenebilmesine olanak sağlarlar. Bozulma süreçlerinin ve malzemelerin incelenmesi sonrasında derlenen bilgilerle yapılacak restorasyonu yönlendirecek temel veriler derlenmiş olur.

Bu bilgiler ışığında onarım olasılıkları tartışılır ve çabalar binalar mümkün olduğu kadar yıkılmadan ve en az müdahaleyle koruma ilkesine uygun öneri geliştirme üzerinde yoğunlaşır.

Rölövenin yapılış amacı onun çizim tekniğini, çalışma ölçeğini etkiler. Bir sokak üzerinde yer alan binaların genel görünümünü, plan ve kütle özelliklerini anlatacak bir rölövenin 1/200 ölçekli olması yeterlidir. 1/100 ölçekteki bir rölöve çalışması yeniden kullanım projeleri için uygun olabilir. Restorasyona yönelik rölöveler ise 1/50 ölçekli olur ve 1/20 ve daha büyük ölçekli plan, kesit ve görünüşlerle desteklenir.
 
 

Restitüsyon Nedir?

TANIM

Sonradan değişikliğe uğramış, kısmen yı-kılmış ya da yok olmuş öğelerin, yapıların veya yerleşmelerin ilk tasarımlarındaki ya da belirli bir tarihteki durumlarının, arşiv kayıtlarından, yapı üzerindeki izlerden, yapıya, yerleşmeye ait çizim fotoğraf gibi belgelerden yararlanılarak plan, kesit, görünüş ve aksonometrik çizimlerle ya da maketle anlatımına \"restitüsyon\" denir.

Bu bilimsel ve zorunlu bir çalışmadır. Parçaların tekrar birleştirilmeleri söz konusu olmasa da bu şekildeki restitüsyon çalışmaları, bir eserin özgün tasarımını açıklamak, tarihi gelişimini irdelemek, kalıntıların daha iyi kavranabilmesini sağlamak için yapılır.

Restitüsyon projesi hazırlanırken, yapı üzerindeki izlerden, korunmuş kısımlardan, benzer yapılardan yararlanılarak, yıkılmış, boyutu değiştirilmiş veya içi doldurulmuş açıklıkların, pencere veya kapıların çizimlerle yeniden eski düzeninde ifade edilmesi mümkün olur.
 
  
İncelenen bina birden fazla onarım geçirmişse, bu evrelere ait izler, veriler değerlendirilerek, ilk tasarım ve onu izleyen dönemler 1. Dönem restitüsyonu, 2. Dönem restitüsyonu şeklinde adlandırılabilir.

Yapı hakkında mimari konumu, kontür ve gabarisi v.b. gibi özgün şeklini tanımlamaya veri oluşturacak temel bilgilerin sağlanamaması durumunda, restitüsyon çalışmalarının çizim veya maket olarak kalması, (gelecek kuşakları yanıltıcı ve gerçeğine aykırı bir bina yaratmamak için) uygulamaya konulmaması gerekir.
 
 

Konservasyon Nedir ?

Konservasyon, objelerin maddesel ve teknolojik özelikleri kadar, yapısını ve taşıdığı dekoratif öğelere özgün niteliklerine bağlı kalarak korumak, bozulmasına yol açan nedenleri ve etkenleri açığa çıkarmak, en uygun ve en etkili koruma yöntem ve malzemelerini saplayarak bunları objelere uygulamak, fiziksel ve estetik bütünlüğü aslına bağlı kalarak sağladıktan sonra stabil haldeki objeyi sergileme veya depolama için hazırlanmaktadır.
 

Konservasyon ve kültür varlığı kavramları ile konservatörün görev ve yükümlükleri E.C.C.O.(European Confederation of Conservator-restoreres’ organizations) tarafından kesin ve net biçimde belirlenmiştir. Bu Konservasyon etiklerine uymak konservatörlerin ahlaki sorumluluklarıdır. 

Toplum tarafından özel, sanatsal, tarihi, belgesel, estetik, bilimsel, düşünsel veya dinsel değerleri olduğu kabul edilen objelere ”kültür varlığı” adı verilir. Bunlar kuşaktan kuşağa aktarılan kültürel mirası oluştururlar. Toplum bunları konservatörlerin himayesine bırakmıştır. Bu nedenle konservatörler yalnızca kültür varlıklarına karşı değil obje sahibine veya objeyi elinde bulunduranlara(antikacılara, müzelere), eserin yaratıcısına veya eseri yapana, halka ve gelecek kuşaklara sorumluluk taşımaktadırlar. Ön koşul sözü edilen kültür varlığının sahibinin kim olduğundan yaşından sağlamlığından ve değerinden bağımsız olarak “korunmasıdır”.

ANİJE KALESİ:

Şehrin ismi \"Kanije\" ilk olarak 1245 tarihli bir belgede yer almıştır. Burayı yöneten aile buraya bir kale yapmıştır, böylece Kanije, Zigetvar ile birlikte Macaristan\'ın en önemli savunma noktalarından biri haline gelmiştir.
 

Osmanlı İmparatorluğu\'nun en geniş topraklara sahip olduğu zamanda Osmanlı İmparatorluğu\'nun en batıdaki kalesidir. Türkler tarafından alındıktan sonra 1601\'de Tiryaki Hasan Paşa\'nın ünlü savunması ile kurtarılmıştır. Önceleri Zigetvar\'da bulunan eyalet merkezinin buraya taşınmasıyla eyalet merkezi oldu. 1690\'da Habsburg ordusu tarafından geri alınan kent, Osmanlılar bölgeden çekilince şehir stratejik önemini kaybetmiş ve 1702\'de Viyana\'dan gelen bir karar ile kale yıkılmış.

Balkanlardaki Osmanlı Kaleleri: \"Fülek Kalesi\"

 

 

FÜLEK KALESİ

Macaristan ve Slovakya sınırında, Nógrád ve Gömör ırmaklarının birleştiği noktada Fülek Kalesi bulunmaktadır. İsmi Latinceleşmiş bir Kelt sözcüğü olan “Fulaku”’dan türemiştir. “Saklanacak yer” veya “muhkem yer” manasına gelmektedir. M.Ö. 150 yılında kurulduğu bilinmektedir. Daha ziyade Katolik Macarlar ve Almanların yaşadığı bir bölge olduğu için Budin Beylerbeyliğine devamlı sorun çıkarmıştır.

Fülek kalesi tarihimizde çok önemli bir yer işgal etmekle beraber halkımızca pek bilinmeyen kalelerden biridir. Bir çok kere el değiştirmiştir. 10 Eylül 1682 günü Protestan Macarların lideri ve Osmanlıya gönülden bağlı Imre Tökeli tarafından yeniden geri alınmıştır. Imre Tökeli Fülek’in alınması ile birlikte Budin Paşası tarafından Orta Macaristan Kralı ilan edilerek taç giymiştir.

ESTERGON KALESİ: 
Budin’in 50 kilometre kuzeybatısında, Tuna’nın güneyinde, Avusturya, Slovakya, Macaristan sınırlarının birleştiği yerde, Tuna ve Gran nehirlerinin kavşağında şöhretli bir sınır kalesiydi. Almanlar bu kaleye Gran, Macarlar Estergom, Türkler Estergun derlerdi. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1543 yılında fethedilmiştir. Evliya Çelebi ziyaret ettiğinde, 16 mahallesi, 2900 evi, 4 camii, 2 medresesi, bir çok mektebi vardı. Ayrıca asker aileleri için özel evler yapılmıştı. En büyük camii “Mahkeme Camisi” idi ve kapısında şu mısralar yazılıydı :

Balkanlardaki Osmanlı Kaleleri: \"Eğri Kalesi\"

 

EĞRİ KALESİ:
Macarların Eger, Almanların Erlay, Osmanlı Türklerinin Eğre veya Eğri diye adlandırılan kale, dost ve kardeş Macaristan’ın Heves İlinin merkezidir. Mâtra ve Bükk dağlarının arasında, Eger nehrinin vadisindedir. Stratejik durumu ve zengin maden yatakların varlığı nedenleri ile kale Macar asilzadeleri ve Kral Ferdinand tarafından tahkim edilmişti. Kale ilk defa Sultan Süleyman zamanında 1552 yılında ikinci vezir Kara Ahmet Paşa tarafından kuşatıldı. Kaleyi Macar Komutan István Dobo savunuyordu. İkibin kişilik Macar kuvveti 45 gün kadar kaleyi savundu.

Eğri’nin fethinde Çağalzade Sinan Paşa, Hadım Cafer Paşa, Rumeli Beylerbeyi Vezir Hasan Paşa, Cerrah Mehmet Paşa, Lala Mehmet Paşa gibi devlet adamlarımız görev yaptılar. Fetihten sonra Eğri Budin’e bağlı bir sancak haline getirildi. 1596 dan sonra Szolmok, Hatvam, Szegedin, Fübk ve Szécseny livalarını içine alan bir eyalet haline getirildi.

1537 yılında yapılan, Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi, Boşnakça, Arapça, Farsça ve diğer dillerde yazılmış değerli elyazmalarına sahip. 800 yıldan daha eski ender eserler bulunmakta. Bunlar paha biçilmez olarak değerlendiriliyorlar.

Kurucusu Sultan 2. Beyazıt`ın torunu Gazi Hüsrev Bey olan kütüphanede bulunan 80.000 kitap ve dokümanın 10.000 tanesi eski doküman ve el yazması, 5.000 doküman ise Osmanlı Halifeliği

 

 

 

 

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, Fotoğraf, minyatür, hat ve  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 

 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...