MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Türklerde Çadır ve Çadırcılık
Ekleyen : Adem , 21 Ağustos 2016 Pazar Beğen

 

Türklerde Çadırcılık :

Çadır, Taşınması ve kurulması çok kolay olduğundan çadırlar göçebe toplumlar tarafından kullanılan bir mesken türüdür. Toplum bilimciler ve tarihçiler, insanoğlunun mağaradan çıktıktan sonra yaşadığı ilk meskenin "çadır" gibi bir yapı olduğu konusunda fikir birliğine varmışlardır.  Çadır", eski şekli "çatır", Farsça "çadır" dan veya Türkçe "Çat" kökünden türetilerek meydana gelmiştir. (Osm. Hayme) Türkler bu tür meskenlere. "ev, iv, oba, otak, kerekü, gereke, çerge, çatır ve çetir"de derler. ( Abdülkadir İnan,"Orta Asya Türklerinde Çadır ve Kımız", T.Folklor Araş. Temmuz 1973, sayı:288)

islamiyet öncesinde çadır türklerin atları sırtında taşıdıkları evleriydi. Göçer hayat yaşayan Türklerin evleri, obaları, şehirleri çadırlarıydı. Çadırların taşındığı veya üzerinde çadır kurulu olan yüksek arabaları vardı. Keçe, hayvan derileri veya dokumadan yaptıkları çadırların büyüğüne yurt denirdi. Yurt kelimesi günümüzde anlam genişlemesine uğrayarak vatan anlamına dönüşmüştür. Bu dönemde Eski Türklerin en önemli yaşam alanını çadırlar oluşturuyordu.

Eski Türklerin konar göçer yaşama biçimlerinbde çadırlar ve arabalar çok önemli bir yer işgal ediyordu.Yaylak ve kışlak arasında göçlerde, hayvan koşulan arabalar yeğleniyordu. Bu taşıt araçları, bozkır hayatında rakipsiz hüküm sürüyordu. Bu arabalar öküzler ve daha da seyrek olarak develerle çekiliyordu. Pazırık Kurganında bir mezarda bulunduğu gibi bu arabaların boyutları oldukça büyük idi. Eldeki bir örnekten anlaşıldığına göre, yüksekliği 3 metre, genişliği 3,35 metre, tekerleklerin çapıysa 2,15 metreydi. Çin kayıtlarında olduğu gibi, "yüzlercesi aynı zamanda düz bir çizgi halinde ağır ağır ilerler" durumundaydı. Hun döneminde ailelerin taşınması için iki tekerlekli Çinliler'in "tie-lo" ya da "ting-ling" dediği arabalar da kullanılmaktaydı. Bu büyük arabaların üzerinde kurulmuş olan dev çadırlar bulunuyordu. ( http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/78-geleneksel_el_sanatlarimiz)

Tam anlamıyla birer göçebe arabası olan bu arabalar, içinde ev tanrılarının taht kurduğu, kadınların yün eğirdikleri, dikiş diktikleri, gerçek birer konuttu. Bu arabaların kullanılması "keçe çadır"dan yararlanılmasını ortadan kaldırmamıştır ya da ikame edilen bir gereç değildi. Göçün sonunda toprağa "keçe çadırları" kurulurdu.

Devlet erkanı için dikdörtgen ya da kare tabanlı çadırlar ve halk arasında yuvarlak çadırlar kullanılıyordu. Bu çadırlara "yurt" denilirdi. Yurt bugün Türkçe'de, "ülke, konaklama yeri, kişinin üzerine evini inşa ettiği toprak parçası"anlamına gelmektedir.

Birbirine yan yana bağlanmış keçe kaplı, esnek odunlardan yapılan yurtlar, yuvarlak tabanlı ve büyük bir çan şeklindeydi. Üst ucunda bir duman deliği vardı. Çadırın ortasındaki ocağın üstüne açılan ve aşağıdan kapatılabilen bu delik, çadırın ana eksenini oluşturmaktaydı. Çadırlarda kapı "güneşin doğduğu yöne saygı" nedeniyle doğuya açılırdı. Eski Türkler tarafından kesin şekilde uygulanan bu kural, 10.yüzyıla doğru güneşin geçtiği en yüksekteki nokta göz önüne alınarak güneye açılacak şekilde yapılmaya başlanmıştır. Evin yönleri, dört ana renkle adlandırılırdı: Ak, Kara, Sarı, Kızıl. Çadıra girişte "kapı girişine basmak ve oturmak" ata ruhlarının giremeyeceği inancıyla yasaktı. Yerleşik olmayan halk "yurt" ya da "otağ" adı verilen çadırlarda kalırdı. Yerleşik halk ise kerpiç ve ahşap malzemeden yapılan evlerde kalıyordu.http://tr.wikipedia.org/wiki/öntürkler

Türk göçebe topluluklarının kullanmış oldukları çadır tıpı üç türlüdür: 1) Karaçadır; (Kılçadır) 2) Alaçık, yanların yerden başlayarak kaba taş ile örüldüğü, üst tarafın ağaç ve kamış çubuklarla örülerek keçe kaplandığı yarım kubbe şeklinde bir yapıdır. 3) Topak ev Emirdağ yöresinde rastlanan Emirdağ tipi Topak evi, bin yılı aşkın bir süredir, Türklerin, Moğolların, Kırgızların, Özbeklerin, Kazakların; Mançurya'dan Anadolu'ya, Urallar'dan; Afganistan'a kadar uzanan dünyanın dörtte birini oluşturan alanda, Türklerin "yurt", "topak ev", Kırgızların "kiyiz üy-keçe ev" adlandırdığı, yuvarlak ve tavanı kubbeli ve açık olan bir çadır tipidir.

İslamiyetin kabulü ile çadır geleneğinin yok olmadığını Hünkarların sefer , av veya eğlence törenleri için otağları tercih ettiği görülür. Yerleşik hayata geçememize rağmen çadır geleneği günümüze kadar devam etmiş 18 yy dan itibaren kısmen önemini yitirmeye başlamıştır. Her şeye rağmen çadır ve geleneği günümüzde de yaşam alanımızda varlığını sürdürebilmektedir.

 

ALTAY TÜKLERİNİN ÇADIRLARI

Şalaş Çadırlar: Göçebe Güney Altaylılar tarafından kullanılan bu çadır tipinin gayet basit bir yapısı vardır. Çubuklardan yapılan bu çadırın iki tipi vardır. Birincisi halka şeklinde ki keregele(duvar) bükülerek yerleştirilen uzun ağaç çubukların(uık -uh) üzerinin ağaç kabuklarıyla veya keçe ile örtülmesi sonucu elde edilen barınak türüdür. Bu tip çadıra Altay Türkleri'nin "Sooltı" veya "Alançik" olarak ifade ettikleri de olur.

Altay Türkleri'nde Kırgız Türkleri'nin çadırlarına benzer çadırlarda bulunmaktadır. Keçeli çadır türüne örnek olan bu çadırlara "upke" veya "pükme" denir. Görünüş olarak güzel olmasının yanında ağaç kabukları ile korunan tiplere nazaran doğa şartlarına çok daha dayanıklıdır.

Güney Altay Türkleri geniş alanlarda yaşamayı sevdikleri için kalabalık yerlerde bulunmazlardı. Bundan dolayı da "aıllar-köyler" üç ile beş çadırdan fazla olmaz. Akrabalardan oluşur bu aıllar. Bu şekilde yaşayan Altay Türkleri'nin çadırları da ağaç kabuklarından yapılmış olup, sadece kapıları hayvan derisinden olur.

Çadırın tam ortasında bulunan ocaklar hem ısınmayı hem de yemek pişirmeyi sağlar. Bu ocağın hemen üst kısmında çadırın üzerinde bir açıklık bulunur. Ocağın hemen arkasında, kapının tam karşısında büyük ve parlak gözleri olan totem bulunur. Bununla beraber dokuz parça bez "somo" bağlanan ip bulunur. Bu ipin ortasındaki bezde bir hayvan resmi vardır. Bu resimler çadırdan çadıra farklılık gösterebilirler.

Altaylarda yaşayan bir diğer Türk boyu ise Teleütler'dir. Teleütler'in çadırları yazlıktır. Koni şeklinde  ve çalı çırpıdan oluşan bu çadırın üzeri ağaç kabuklarıyla kapalıdır. Çadırın çapı 3 sajen (1 Sajen=2,13m)'dir. Kapıları da doğuya bakmaktadır.  ( Alıntı: .turkcuturanci.com/turkcu/turk-toresi/turklerin-kullandigi-cadirl)

TUVA ÇADIRLARI

Sibirya bölgesinde olan Tuva Türkleri'nin kullandığı çadırlar Altay Türkleri'nin çadırlarından farklıdır. Daha çok Moğol çadırlarına benzeyen Tuva çadırları Sibirya bölgesinin en görkemli çadırlarıdır. Tuva Türkleri zorlu doğa koşullarına rağmen hem göçebe Türk Kültürü'nden gelen alışkanlık hem de doğaya olan bağlılık ile çadırlarda yaşamışlardır. Ayrıca çadırların kolay kurulumu, gereçlerinin kolay bulunabilmesi gibi nedenler de çadırları göçebe hayatın temsilcisi haline getirmiştir.

Tuva Türkleri'nin yerleşim yerleri olan "aıllar", kış aylarında iki ile beş çadırdan, yaz aylarında onbeş civarında çadırdan oluşmaktadır. Batı Tuva'nın  geleneksel barınağı keçeli çadırlardır. Bu çadır Moğol çadırı tipindedir. Doğu Tuva bölgesinde ise "Çum" adı verilen, iskeleti "uık" adı verilen ağaç çubuklardan oluşan çadır kullanımı yaygındır. Bu tip çadırlar yaz aylardan ağaç kabukları ile örtülüdür. Kış aylarında ise boğa derisiyle üzeri örtülüdür. Moğol tipi çadırlarda olsun, Çum'da olsun, bütün Türk çadırlarında olduğu gibi kadınlar ve erkekler için ayrı ayrı yerler vardır. ( Alıntı: .turkcuturanci.com/turkcu/turk-toresi/turklerin-kullandigi-cadirl )  


OSMANLILARDA ÇADIR GELENEĞİ

Osmanlılarda değişik türdeki çadırları, önceden yapılıp Mehterhane ambarlarında depolanarak korunmakta ve ihtiyaç halinde muhasebe başkanlığından gene, padişahın emir ve izinleriyle verilmekte idi. Padişahın bir yere göç etmesi halinde kullanılmak üzere yaptırılan çadırların, mehterhane ambarına teslim edilmek üzere yapılan listede, çadırların kimler için, ne amaçla yapıldığı ve kullanılan malzemelerin miktarlarıyla en ince ayrıntılarına kadar gösterilmesi konuya verilen önem açısından dikkat çekicidir.

Osmanlı dönemi saray ve ordu çadır türlerini genel olarak şöyle sıralamak mümkündür:

  • 1) Otağı Hümayun-Padişah çadırı-Hünkâr Çadırı
  • 2) Otağ-ı Asafi-Paşa Çadırı, Divan Çadırı,
  • 3) Sokaklu çadır-Perdeli çadırlar
  • 4) Halvet ( Görüşme ) Çadırları
  • 5) Çadır-ı Hazine,
  • 6) Kurba çadır-Hamam Çadırı,
  • 7) Hastahane Çadırı
  • 8) Kilar çadırı-Çadır-ı Kilar,
  • 9) Çadırı Sarraçhane,
  • 10) Çadır-ı Matbah-Mutfak çadırı,
  • 11) Çile çadırı-Ceza çadırı,
  • 12) Asker çadırları

Türk çadırları sınıfına dahil olan en gelişmiş çadır türü. Otağ-ı Hümayun adı verilen sultan çadırlarıdır.88 Padişahın sefer sırasında yatıp kalktığı başkumandanlık karargahı olarak kullandığı savaş divanının toplandığı gezici saray büyüklüğünde, pek çok daireden oluşan çok direkli kırmızı çadırdır. Otağ-ı Hümayunlar Padişahın sefer sırasında yatıp kalktığı başkumandanlık karargahı olarak kullandığı savaş divanının toplandığı gezici saray büyüklüğünde, pek çok daireden oluşan çok direkli kırmızı çadırdır. Sultan dışında yalnızca en büyük dini yetkili Şeyhü'l-İslam, vezirler ve büyük eyaletlerin yöneticileri olan Beylerbeyi kırmızı kumaştan yapılan bu çadırda oturma hakkına sahiptirler.

Barış zamanında, padişahın yazlığa veya uzak bir yere gidişinde kullanılırdı. Sultan çadırları daima çevreyi en iyi şekilde gören küçük bir tepenin üzerine kurulurdu. Çadırın kurulduğu yer aynı zamanda Sultanın en üst rütbede bulunduğunu vurgulamaktadır. Doğal olarak sultan çadırı, boyutları ve dış süslemeleri ile diğer çadırlardan üstün olduğunu göstermek zorundadır.

Sefer çadırları çift olup, biri kullanılırken diğeri bir sonraki menzilde kurularak padişaha hazır bekletilirdi. Padişah çadırın kurulup toplanması ile görevli olanlara saray teşkilatında "ÇADIR MEHTERLERİ" veya "HAYME MEHTERLERİ" denirdi. ( Anonim, .uslanmam.com/tarih-bolumu/1069200-turklerde-cadir.html )

İçi bölmelerle ayrılmış içice iki çadır şeklinde olan Sultan çadırlarında, padişahın oturduğu, kısmın etrafında yine perdeler ile ayrılmış bir gezinti yeri bulunurdu. Burada nöbetçiler ve savaşçılar beklerdi. Padişah çadırının duvar ve tavanları iki kat kumaştan olup, pencereleri bulunurdu. İçi, toprak zemin üzerine hasır ve keçeler ile kaplanır, bunların üzerine kürk halı serilirdi. Kenarlara, kolay kurulup sökülebilen oymalı, süslü ağaçtan yapılmış sedir ve divanlar yerleştirilirdi. Üzerlerine şilteler, yataklar serilir, nadide nakışlı kumaşlar örtülürdü. Kışın çadırın içi, süslü mangallarla ısıtılırdı. Duvarlara işlemeli kumaşlar ve ince halılar, geceleri ışık vermesi için de altın ve gümüş şamdanlar asılırdı.

Bu çadırlar önceleri, 'YURT", "TOPAK EV" veya "KUBBE ÇADIR" denilen, etraf duvarları kafes şeklinde yapılmış panolardan oluşmakta iken, dokumacılığın ilerlemesi ile özellikle XVII. yüzyıldan itibaren karacadır biçiminde, iki veya üç direkli büyük ve geniş çadırlar şeklinde yapılmaya başlanmıştır.

Bu tip padişah çadırları alt kısmı pamuk veya kendir ipliğinden su geçilmeyecek şekilde dokunmuştur. Bunun üzerine de ikinci kat olarak kırmızı ipekten ve haricen rankli şerit ve sırma ile işlenmiş motif ve saçaklar ile süslenmiş ipek kumaşlar örtülerek yapılırdı.

En yüksek dinî yetkili olan Şeyhü'l-İslam, vezirler, Beylerbeyi ve şehzade çadırları da kırmızı kumaştan olurdu.

Avrupalıların hayret ve hayranlıkla izledikleri bu saray büyüklüğündeki otağlar, İslam öncesi Türk hakanlarından devam ettirilen bir geleneğe dayanıyordu.

 

 

KAYNAKÇA

 

  • Anonim, .uslanmam.com/tarih-bolumu/1069200-turklerde-cadir.html,son erişim, 30,12,2012
  • Anonim, turkcuturanci.com/turkcu/turk-toresi/turklerin-kullandigi-cadir, son erişim, 30,12,2012
  • http://tr.wikipedia.org/wiki/öntürkler
  • Abdülkadir İnan,"Orta Asya Türklerinde Çadır ve Kımız", T.Folklor Araş. Temmuz 1973, sayı:288.
  • Kutlu Özen, "Sivas Yöresinde Geleneksel Türk Çadırcılığı", K.ve T.Bak, Milli Folklor Araş. Dairesi yay. 1990.
  • Dr. Kamil Güler, TOPAKEV VE KARAÇADIR,ww.kamilguller.com/index, son erişim, 30,12,2012
  • http://www.edebiyadvesanatakademisi.com/sanat/78-geleneksel_el_sanatlarimiz
 

 

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirisiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...