MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
EL SANATLARIMIZIN KATEGORİLERİ ADAN C YE KADAR
Ekleyen : Adem , 21 Ağustos 2016 Pazar Beğen
 

   

 

EL SANATLARIMIZIN KATEGORİLERİ


Tezhip, hat, ebru, sedef, kakma,

Çini,Seramik,çanak, çömlek
Altın,Gümüş,Metal,Telkari işleme
Cam,vitray,çeşm i bülbül
Minyatür Gravür, Resim
Bezeme,Mozaik,Kalemişi
Mermer,Lüle,Oltu,Taş,
Bıçak,Kaşık,maden işçiliği
Yemeni, Çarık,Cilt ,Kat’ı,Gölge 
Hammaddesi Taş Olan Geleneksel Sanatlar
Taş İşçiliği (Mimaride kullanılan Taş İşçiliği, Çeşmeler, Mezar Taşları)
 
Hammaddesi Cam Olan Geleneksel Sanatlar
Hammaddesi Hayvansal Olan Geleneksel Sanatlar
Hammaddesi Hayvansal Lif Olan Geleneksel Sanatlar
1)Kimyasal Yapılarına Göre:
2)Hayvandan Elde Ediliş Şekillerine Göre:
3)Lif Uzunluğuna Göre:
Yün ve Kıllar
 
Hammaddesi Hayvansal Deri Olan Geleneksel Sanatlar
Hacıvat, Karagöz, Kukla Oyunu Tipleri


http://www.bingolcity.info/resim/senlik.jpg

Dericilik, yemeni, mes, çarık,ayakkabı
Tarım, Mutfak Araçları Yapımı :

Kaşık,bıçak, hançer, kama,
Kemik , Boynuzdan Yapılan El Sanatları: Tarak, sap,
Aksesuar İşleri

Hammaddesi Bitkisel Lif Olan Geleneksel Sanatlar
Hasır Dokuma
Sepet Örücülüğü
Nazarlık
 
İşlemeler
Örgüler
Yöresel örgüler
Oyalar
Çoraplar
 
Dokumalar:

Halı,Kilim ve dokuma sanatları
Desen , motif, işleme, oya, heybe, yolluk,keçe, çorap, duvar halısı,

1)Mekik Dokumalar:Kumaş Dokuma, Siirt Battaniyesi, Kolan, çarpana dokuma
2)Kirkitli Dokumalar:
A)Kirkitli Düz Dokumalar:Kilim, Cicim, Zili (sili), Sumak
 
B)Kirkitli Havlı dokumalar:Halı 
3)Mekiksiz Dokumalar:Palaz, Kolan, çarpana (kartlı, kartsız dokumalar)
4)Dokusuz Dokular (Keçe)


Sıkıştırma İşleri (Keçe)
-Tepme Keçelerin Tarihi Gelişimi, Renk, Desen, Teknik ve Kullanım Özellikleri


 

Geleneksel el sanatları ile ilgili terimler:

MUSAVVİR: tasvir edenler
NAKKAŞLAR: süsleme yapanlar
ZERGERAN: kuyumcular
SİMKEŞHAN: gümüş işlemeciliginin yapıldıgı yer
ZERGUDAN: altın işleyen
PİSTUNDUZAN: kürkçüler
ZERNİŞANİ: altınla süsleme yapanlar
KUFTEGERAN: maden üzerine süsleme yapanlar
ŞİMŞİRGERAN: kılıçcılar
KARTGERAN: bıçakcılar
SİPERDUZAN: kalkancılar
ÇİLİNGERAN: anahtar ve kilitci
KAZGANYAN: kazancılar
ABA-I BAFAN: yün dokumacıları
KAŞ-İGERAN: çiniciler
CAMGER: camcılar
HAKKAK: oymacılar
KAZZAZLAR: ipekçiler
DÜZ: terziler
MİŞGER: bakırcılar
KALIÇECİ: halıcı
ZİHGİRCİ: okun arkasında parmagını taktıgın yüzük
HALLAÇ: pamuk yün didici
MÜCELLİT: ciltci
MIKRIPHAN: sazcı

 

Eski Mesleklere Ne oldu?

Meslekler vardı eskiden aile boyu çoluk çocuğun bile çalıştığı işleri yetiştirebilmek için. Yedi nesline geçim temin edeceği düşünülürdü meslek erbabının. Çuvalla para kazanırlardı. Çok zaman konu komşusu takılırdı “nereye koyacaksın bu kadar parayı” diye. Sonra zaman geldi işleri azalmaya başladı. Çoluk çocukla birlikte bütün ailenin çalıştığı halde müşterilerinden işleri bitiremediği için şikâyetler alan emektar sanatkârlar, müşteri beklemeye başladılar. Gözleri yollara bakar oldu. Her sabah hevesle duayla açtılar ekmek kapılarını, sağı solu süpürdüler ama gözleri yollarda kaldı hep… Akşamları boynu bükük döndüler evlerine günlerce haftalarca. Önce çocuklar terk etti güzide meslekleri. İnatla direndiler ayakta kalabilmek için. Bu yaştan sonra da ne iş değişirdi, ne de ömre bedel meslek. Çoğu yerde dünya ile birlikte terk edildi meslekler, bir bir kapandı ekmek kapıları.
Hepsi gözünüzün önüne gelmiştir. Nalbantlar, Tabakçılar, Semerciler, Kalaycılar, Bakırcılar, Sepetçiler, Değirmenciler, Kispetçiler, daha pek çok meslek dalı en önemli geçim kaynakları iken, birer birer gösterilir hale geldi. Teknolojiye, değişen ihtiyaçlara yenildiler çaresiz…
Köylerimizde her kapıda bir çift öküz, manda, at ya da eşek bulunurdu çeki gücünden yararlanılan. Her çift sezonunda hayvanların nalları yenilenir, çift sürerken düşen nalların yerine yenileri takılırdı. Çift sezonunda, hasat harman dönemlerinde nalbantlar gece gündüz çalışır işlerini bitiremezlerdi. Daha önceleri nakliye işleri de çeki hayvanlarıyla yapılırken, yol boylarında da şimdiki lastikçiler gibi nalbantlar bulunurdu. Köylerimizde ne öküz kaldı ne manda gücünden yararlanılan. Yerini traktörler aldı kısa zamanda. Hızla makineleştik. Nalbantların yapacakları pek bir şey kalmadı ve bir bir kapandı dükkanların kapıları.
Nalbantlık, günümüzde gereksiz gibi görünse de, aslında geçmişteki kadar ihtiyaç var bu mesleğe ve meslek erbaplarına. Kapalı sistem süt sığırcılığında, hayvanlar gezdirilmediği için sürekli tırnak sorunları ortaya çıkmaktadır. Hayvanların tırnak bakımlarının yapılması, hatta nallanması önemli yararlar sağlamakta, ancak bu işleri yapacak nalbant bulunamamaktadır.

Deri işleme tabakhanelerde yapılırdı. Hemen her ilçede onlarca tabakhane bulunurdu. Ailece çalışılır, herkes bir işin ucundan tutardı. Neredeyse hiç masrafsız deriler temizlenir, debağlanır, kösele haline getirilirdi. Her bir tabakhanede usta, kalfa, çırak 5-6 kişi çalışır, bu meslekten geçim temin eder, aynı zamanda bu mesleği öğrenirdi. Sırayla kapanmaya başladı bu emeğe, alın terine dayalı ekmek kapıları. Kapanmalarında en önemli etken petrol ürünleri oldu. Suni deri ve köseleler yırtıksız, çiziksiz olduğu gibi ucuz olmasıyla deri işlemeyi tüketti yavaşça. Önceleri ekonomik olmadığı, sürdürülebilir bir geçim kaynağı olmadığı iddia edildi. Aslında ikinci önemli sebebi de çalışacak eleman bulamadı bu sektörümüz, işsizliğin diz boyu olduğu ülkemizde. Kolay hayat rahat yaşam felsefesi içinde maalesef birçok mesleğimizin geleceğini sanki kendimiz daraltıyoruz.
İki hafta önce ortaokulda okurken Debağlama işinde çalışmaya başlayan Sayın Necdet KURT beyefendiyle kaybolan mesleklerle ilgili kısa bir sohbetimiz olmuştu. Bize sağ olsun mesleğin inceliklerini, zamanında altın bir bilezik olduğunu anlattı deri işlemenin. İyi de gelir getirdiğini ancak, suni deriye yenildiklerini ifade etti. Gerçekten bundan 4-5 yıl öncesi deri çok pahalıydı. Hatta Kurban Bayramlarında deri toplamayla ilgili THK, vakıflar, dernekler, camiler, bazı köy okulları ciddi faaliyetlerde bulunurlardı. Geçtiğimiz hafta Kurban Bayramını kutladık. Şahit olduğum bir ifadeyi paylaşmak istiyorum. Deriler toplama masrafını bile karşılamıyor diyordu bir dernek yöneticisi. Koyun derisi 3-5 YTL’yi geçmiyor. Dört sene önce 16-17 YTL olan koyun derisinin yüzüne bile bakılmıyor artık. O halde şimdi sorgulamak gerekiyor. Deriler bu kadar ucuzlamış iken, tabakhanelerin çalıştırılması, eski ekonomik güçlerine ulaştırılması mümkün değil midir acaba?

Aslında hedeflenen, eskiye iyisiyle kötüsüyle sorgulamadan sahip çıkmak değil, yeniliği yakalayabilmek adına, yenileşebilmek için, gözden çıkardığımız gerekli değerlerimizi korumak. Maddi olsun, manevi olsun, ne değerlerimiz var yitirdiğimiz, yitirirken gözümüzü kırpmaya bile zaman bulamadığımız. İyi düşünmek gerekiyor, değişmeyen tek şey değişimdir diye bakarken, bu değişimin getirdikleri, götürdüklerinin yerine daha güzelini bırakabiliyor mu? Bunların hesabını doğru yapıp, yaşanılanları hazmederek çıkılmadıktan sonra bir yola, yoldaki engellerden daha çok şikayet ederiz.

Prof. Dr. Harun Baytekin

 

 

El Sanatları Özellikleri

 

Geleneksel Türk El Sanatlarını; halıcılık, kilimcilik, cicim zili, sumak, kumaş dokumacılığı, yazmacılık, çinicilik, seramik-çömlek yapımcılığı, işlemecilik, oya yapımcılığı, deri işçiliği, müzik aletleri yapımcılığı, taş işçiliği, bakırcılık, sepetçilik, semercilik, maden işçiliği, keçe yapımcılığı, örmecilik, ahşap ve ağaç işçiliği, arabacılık vb. sıralanabilir.

 

Bakırcılık :

Bakırcılık eski yaygınlığını yitirmiştir. İl bakırcılığının en eski örnekleri Sivas müzelerinde sergilenmektedir. Külçe bakır önce küçük parçalar halinde silindirden geçirilerek inceltilir, sonra biçimlendirilir. Biçimlendirmede kazan ve sinilerde dövme, küçük kaplarda çekme tekniği kullanılır. Dövme tekniğinde bakır, ağaç tokmakla dövülür; çekme tekniğindeyse istenilen tahta kalıplara göre tornada çekilir. Süslemeler kakma yada çalma tekniğiyle yapılır. Kakma tekniğinin iki uygulama biçimi vardır. Birinde motifler kap üzerine kazılarak yada oyularak işlenir. Diğerinde ise kabın üzeri bal mumuyla sıvanır, motifler kalemle çizildikten sonra açılan oyuklara asit dökülür. Asidin bakır üzerinde oluşturduğu karalanmalardan yararlanılarak motif işlenir. Çalma tekniğinde motifler demir zımparalarla baskı yapılarak işlenir. Yazılar, bitkisel ve geometrik motifler en yaygın süslemelerdir. Geometrik motiflerde geçmeli daireler, üçgenler, dörtgenler; bitkisel motiflerde yaprak, lale, nar, nar çiçeği ve servi kullanılır.

Ustaların yapıtlarına adlarını, bir din büyüğünün adını yada ayeti yazması gelenektir. Ancak yazıyı motifler arasına yerleştirmek güç olduğundan bu gelenek giderek kaybolmaktadır. Bu tür süslemelere en çok Osmanlı dönemi yapıtlarında rastlanmaktadır.

Bakırcıların kullandığı çekiç ve örs ince ve değişiktir. Kap-kacak ve süs eşyası yapılır. Yapımlarda dövme, çekme ve dökme teknikleri uygulanmıştır. Bakır kaplar kazıma, takma, çakma yöntemleriyle bezenmiştir. Bezemelerde yaprak, lale, nar, nar çiçeği, selvi, hurma, palmiye, dallı, çiçekli tavşan, panter, aslan, kaplan, yabankeçisi, karaca, balık, kurt, insan figürleriyle yazılar ve geometrik desenler kullanılmıştır. Kazan, teşt, oturak, gügüm, debbe [kavurma basmak için kullanılan kab] ibrik,.leğen, sitil, üsküre [tas) seter tası, yemek tabağı, hamam tası, saplı tencere, kepçe, guşhane (tencere), tava, kevgir, cezve, kilden [hamam malzemelerini taşımak için kullanılan kab], kapı tokmağı vb. eşyalar yapılmaktaydı. Bakır mutfak eşyaları yapıldıktan sonra mutlaka kalaylanarak kullanılacağından, bakırcı dükkanında bir de kalay atelyesi bulunmakta idi. Bir zamanlar, son derece canlı olan bu ocaklar bakırcılığın eski canlılığını kaybetmesiyle birlikte önemini yitirmiştir. Halen mevcut birkaç kalaycı bulunmaktadır.

 

Bastonculuk

Hammadesinin tamamı ya da büyük bir bölümü ağaçtan imal edilen bu bastonlarda Yılan baş, Kurtbaş, atbaşı, Balıkbaşı, Kartal başı ve Arslan başı gibi motifler yer almaktadır. Baston ve asaların sap kısımları; gümüş, altın, kemik, sedef gibi malzemelerden, gövde kısımları ise gül, kiraz, abanoz, kızılcık, bambu, kamış vb. ağaçlardan yapılmaktadır. Günümüzde değişik biçim ve malzemeden yapılmış, sapları ve gövdesinde boya, metal işlemeli motifler, elle tutulan bölümünde birçok farklı materyal kullanılan değişik amaç için bastonlar yapılmaktadır. Bastonlara, yerli ve yabancı turistlerin özel bir ilgi göstermesi el sanatlarına olan ilginin yurtdışına da sıçraması Baston Ustalarını özel siparişler hazırlanma yoluna sevk etmiştir. İlimizde de baston yapımı, gelenek ve göreneklerine bağlı olmakla birlikte zamanın gerektirdiği tüm yeniliklere açık ve bu yeniliklere çok kısa zamanda uyum sağlayabilen bir yapıya dönüşmüştür.
Ağaç, bu ustaların elinde ağaç olmaktan çıkmakta, bir hanım parmağına dolanan iplik misali, her defasında “bir benzeri daha olmayan“ bastonlar üretilmektedir.

Beşikçilik

Hala yapımı turistik eşya olarak sürdürülen beşikler diğerlerinden boya kullanımı ile ayrılmaktadır. İskemleler gibi bazı üniteleri tornalarda hazırlayan, kızıl çamdan yapılan beşikler ahşaptan boncuk keserek bezenmektedir. Canlı renklerle boyanan ünitelerin birbirine çakılmasıyla oluşturulan beşiklerin gürgen ve kestane ağacı kullanılarak yapılan halkalarla salladıkça ses çıkaran çeşitleri ünlüdür


Çarıkçılık:

Bir zaman Anadolu insanının ayağının giyeceği ve süsü olan çarık günümüzde artık kullanılma-maktadır Çok az sayıda kalan ustaları tarafından hediyelik eşya olarak yapılmaktadır Sırımlı ve tokalı olmak üzere iki cinsi yapılmaktadır

ÇorapÖrücülüğü 


Geçmişte Gürün'de çok gelişmiş olan çorap örücülüğü günümüzde yitmeye yüz tutmuştur. Burada tiftikten ince görünümlü çorap örülürdü. Kullanılan sitilize bitki, hayvan ve insan motifleri dokuyanın iç dünyasını yansıtacak biçimde işlenirdi.
 

"Yandım alamadım, yarimi eller aldı. Kakül ergen bıyığı, eli mektuplu, elif-be, aşık kirpiği, gönül kilidi, katip çimciği ve civan kaşı" en yaygın motiflerdir.

 

 

Çubukçuluk (Ağızlık Yapımcılığı) : 


Çubukçuluk köklü el sanatlarından biridir. Kişisel kullanım yada satış için yapılan çubuklar günümüzde turistik bir değer kazanmıştır. Ağızlık yapımında yörede germişek yada karamuk denilen bir ağaç kullanılır. Germişek çubukları istenilen boyda kesilir, bunlar uzunluklarına göre "Lüleli, topcık başlı, yanma başlı, ufak ağızlık, ufak lüleli ağızlık, arabalı ağızlık (birbirine geçmeli)" gibi çeşitli adlar alır. Tomruk makinesinde kabukları soyulan çubuklar tornaya bağlanır, keski yatay yada dikey tutularak desenin dış çizgileri (konturlu) çizilir. Sonra kalemle (ince uçlu işleme ve kakma gereci) desenler oluşturulur. Bu işleme "nakış keskisi" denir. İşlemleri bitirilen ağızlık kezzaba batırılır. Ateşe tuttuktan sonra zımparalanır. Yeniden tornaya bağlanır ve matkapla ağız bölümü (sigara konulan yeri) açılır. Çakıyla yassılaştırılan bu bölümde kezzaba batırma, kızartma ve cilalama işlemlerinden geçirilir.

ÖNEMLİ NOT : DİĞER EL SANATLARI İÇİN SONRAKİ BAŞLIKLARA BAKINIZ ... 
 

 

Not: Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, Resim,Tablo, kaligrafi, ebru, Fotoğraf, minyatür, hat, sedef, el işi, oya, bezeme, Telkari, kazaziye  benzeri çalışma  ve araştırmalarınızı, sitemize üye olarak ,  bize başvurarak ESA'da paylaşarak kültürümüze katkıda bulunabilir, kendinizi ve ürünlerinizi tanıtabilirsiniz.

 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com

 


 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...