MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Uygur Medeniyeti Akupukuntur ve Diğer Keşifleri denizce.com/tduygur.asp
Ekleyen : Adem , 23 Ağustos 2016 Salı Beğen
Uygur Medeniyeti Akupukuntur ve Diğer Keşifleri
 
AKUPUNKTUR TÜRK BULUŞUDUR
 
Son yıllarda batı tıp otoritelerince de benimsenerek geniş çapta uygulamaya konu olan Akupunktur tedavi yöntemi aynı zamanda birçok ülkelerde akademik seviyede araştırmalara tabi tutulmaktadır.
Neticede akupunktur tedavi yöntemi birçok hastalıkların tedavisinde şaşırtıcı sonuçlar vermektedir. Türkiye'mizde de Akupunktur'a olan ilgi gün geçtikçe artmaktadır. Dolayısıyla basınımız bu konuda makaleler ve seri röportajlar yayınlayıp Akupunktur'u bir " ÇİN HARİKASI",'" ÇİN MUCİZESİ" olarak tanıtmaktadır.
Avrupa'da "Chinese Accupuncture" yani Çin iğnesi ile tedavi diye tanınmaktadır. Oysa zannedilenin aksine insan vücudundaki belli noktalara iğne batırmak suretiyle hastalıkları tedavi eden bu yöntemi yani Akupunktur'u tarihte ilk olarak keşfeden ve uygulayan  UYGUR TÜRKLERİ'dir.
Mazideki tarihimize baktığımız zaman görüyoruz ki, Türk ve Çin Milletleri uzun bir zaman yakın komşu olarak yaşamışlar. Bir zamanlar Türkler Çin'e hükümdar olmuşlar ve bir zamanlar Çinliler Türk topraklarını istila etmişlerdir. Asırlarca devam eden bu hadiseler derin bir kültür ve bilim alışverişine sebep olmuştur. İşte Akupunktur da bu vesile ile Çinlilere geçmiştir. Akupunuktur'u geliştirip bugünkü seviyeye getirenlerin başında Çinliler gelmektedir.
 HintTibet ve ÇİN hekimlerinin çok eski zamanlara dayanan antik eserlerinde Uygur Türklerinin tababetinden ve  Uygur hekimlerinin üstün tekniklerinden övülerek bahsedilmektedir. Çin'in eski tarihi kaynaklarında Türklerin yurdu Doğu Türkistan "Şicui" yani Batı Diyarı veya Batıdaki Memleket diye geçmektedir.
Tang sülalesi tarafından (905 yıllarında) yazılan Tanganme'nin Batı Diyarı Tezkeresi Tide Çinli tarihçi Doyu, bir Uygur hekiminin beyin ameliyatını gerçekleştirdiğini hayretle tanık olduğunu yazıyor.
Kısacası Uygur Türkleri mazide Kültür ve Sanat ve Tıpta altın çağını yaşamışlardır.
1920 yıllarında Alman Arkeologlar Uygur Türklerinin eski başkenti olan İdikut (Turfan)'da yapılan kazılar sonucu Uygur Türk Tababetine ait çok değerli eserler ortaya çıkmıştır. Bu eserler öz topraklarından alınıp şimdi Berlin, Tokyo, Leningrad ve Pekin'deki müzelerde saklanmaktadır. Bunlar arasındaki 'Altın Yoruk" adlı eserin, hastalıklarda teşhis ve tedavi yöntemi içeren paha biçilmez bir eser olduğu dünya bilim adamlarınca tespit edilmiştir.
Uygur Tababet Tarihi konulu çalışmalarım esnasında Berlin müzesinde Turfan kolleksiyonunda bulanan bir kısım antik eserler çok ilgimi çekti (özellikle Akupunktur'a ait olanlar)
Berlin müzesindeki kolleksiyonda saklanmakta olan bu tablo ilginç bir gerçeği bize göstermektedir. Antik Uygur yazsı ile yazılan bu tıbbi vesikada yarı çıplak vücudun üzerine işaretlenmiş birçok noktalar ve noktaların yanındaki yazılı açıklamalar görünmektedir. (Bak. Resim 7)
İkinci resimde aynı manzarayı sergiliyor. Bu iki tabloya dikkatle baktığımız zaman bu ressamların insan vücudundaki belli noktaları yani Akupunktur noktaların gösteren Atlas olduğunu anlamak zor değildir.(Bak. Resim 8)
Çin'de 256-260 yılları arasında yazılan, Akupunktur hakkında elde mevcut olan en eski tarihi eserlerden biri olan "Huang Fumi" adlı eserden alınmıştır. (Dünya Sağlık Teşkilatı'nın Akupunktur Özel Sayısı Mecmuası/Aralık 1997, )
Bu eski Uygur Türkçesi ile yazılan yazıların çok az bir kısmı okunabilmiştir. Prof. Dr. Süheyl ÜNVER "Uygurlarda Tababet" adlı eserinde bu yazılardan bir kısmının, Dr. Rahmeti Arat ve Alman Prof. Müller'in okuduğunu yazıyordu. Ben 1984'te Pekin'de "II. Uluslar arası Akupunktur Kongresi"ne katılmak için bulunduğum sürede Çin Tarih Bilimleri uzmanı Veli Kurban'a okuttum. Anlaşılan metin şudur:
Sıra ile:
Başta............ Göğüste, Elde, İncik'te......
İnsanın ateşi çıkarsa..... İşte onun tuğunbudur
Kalp tüğünden 2 parmak altında ve 2 parmak yana batarsa olur.
Od........ olsa bu ikisi uygun olur.
" Noktalarla belirtilmiş olan yerlerdeki yazı orijinal eserde silinmiştir.
Çin'de günümüzde bile Akupunktur noktaları bu
şekilde yani parmaklarla ölçmek suretiyle belirtilmektedir.
Örneğin, mide bağırsak noktası diz altı dış yan taraf 2 parmak
... vs.Bu antik eserde biz, Uygur Türkleri'nin Akupunktur'u kullandıkları zamanın Çinlilere göre çok eski olduğunu
görüyoruz.
Çin eski tarih kaynaklarında, Uygur Türklerinin yurdu Doğu Türkistan'ın Batı Diyarı diye tanıtıldığını biliyoruz. Şimdi de Şincang Uygur Özerk Bölgesi diyorlar.
Çin sınırları içerisindeki İpek Yolu' güzergahı çevresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan antik Heykel ve Resimlerde, bir Çinlinin figürü ile bir Uygur Türkünün figürü çok kolaylıkla birbirinden ayırt edilebilmektedir. Bunun nedeni, bu figürü yapanların bir Çinli ile bir Türk'ün kolaylıkla ayırt edilebilmesi için özel itana göstermiş olduklarındandır. Çin arkeologları da, bu fıgürlerdeki Çinli ile Uygur Türkünü ayrıt ederken, bu iki ırkın fiziki yapılarını ve giyinişlerini ince bir şekilde tarif ediyorlar. Batı Diyarlı, yani Uygurlunun burnu yüksek, sakalı koyu, gür bıyıklı ve üzerindeki kıyafetin Oğuzlara ati olduğuna işaret etmektedir.
1979 yılında Çin'in Song-Jişan'daki kazılarda ortaya çıkan bir taş oymalı resim, 1982 Çin Geleneksel Tababeti Mecmuası'nda Akupunktur Tarihi adlı makalede yayınlandı. Bunun tarihte ilk defa yapılan Akupunktur olduğu söylenmektedir.
Resimde vücudunun yarısı kuşa benzeyen birisinin önündeki bir kişiye sivri uçlu çubuğa benzeyen uzun bir aleti batırmakta olduğu görülmektedir. Biz bu resimi dikkatle incelediğimizde Akupunktur'u uygulamakta olanın (Hekimin) fizik yapısı, burnunun yüksekliği ve başındaki Türk'e has giysi ve kıyafeti, Çin tarihçilerin tarif ettikleri "Batı Diyarı'" yani Uygur Türküne benzediğini anlayabiliriz.
Demek ki tarihte ilk defa Akupunktur'u uygulayan bir Türk hekimidir (Bak. Resim: 10)
1960 yılında Çin Hükümeti, Uygur Milli Tababeti'ni araştırmak gayesi ile benimde görev aldığım bir ekip kurmuştu. Dörtlü çete yönetimi sırasında bu çalışmalar durduruldu. 1979'da Büyük Çin Ansiklopedisi hazırlanırken "Azınlıklar" kısmında Uygur Tababeti gündeme geldi. Böylece bir Çinli bilim adamı başkanlığında yeni bir heyet kuruldu. Bu ekip dört yıl süren çalışmaları esnasında birçok antik Çin Tıp Tarihlerini araştırmış, Müzeler gezmiş ve bir kısım kazılar yapmıştır. Ekip merkeze "Uygur Tababetimin Kısaca Tarihi" adı ile bir rapor sunmuştur. Adı geçen raporun bizi ilgilendiren bölümlerinden bir kısmını burada aktarmak istiyorum:
"Çin'in en eski tıp tarihi "Huen-Yenzey" adlı kitabının batı divan tezkeresi bölümiiniin 19. cildinde şöyle bir ifade bulunmaktadır: "Onlar tedavide kullanmak için Kemik İğneler bile yapmışlar'
1983 "te Doğu Türkistan'ın Hoten ve Cimsar nahiyesinde yapılan kazılarda tedavi kullanıldığı anlaşılan taş, havan, bıçak, neşter ve kemik iğneler bulunmuştur.
Demek bu kemik iğnelerin Uygur Türk Hekimleri tarafından Akupunktur (yani vücuda batırmak suretiyle) tedavisinde kullanıldığı tesbit edilmiştir. Bilindiği gibi kemik aletler ilk çağa (Taş devri) aittir.
İnanıyorum ki, Türk Hekimleri kendi ecdatlarının icadı olan Akupunktura sahip çıkacaklar ve bunu daha da geliştirip çağdaş bir seviyede Türk Tababeti'nde parlatacaktır.
 
LİTERATÜR
1-   Chinese Journal of Acupuncture & Moxibition -uAn
introduction to the study of Acupuncture."(Ekim  1983
syfa 9)
2- Prof. Dr. Rahmeti Arat- zur Heikund der Uiguren I,II.(Türkçeye çeviren Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver.
3- Dünya Sağlık teşkilatı (WHO), Akupunktu özel sayısı(1979 Aralık,Sayfa 2).
4- Uygur tababetinin kısca Tarihi Materyaller Toplamı: Çin Büyük Ansiklopedisi "Uygurlar Bölümü "hazırlama Kurumunun makalisi(29 Eylül,Pekin Sağlık Gazetesi)
5- "Şincang Uygur Tababetinin Kısaca Tarihi" - Wang Jende, Urumçi Sağlık Başkanlığı yayını I.kısım(Çinçeden Uygur Türkçesine çeviren Veli Kurban).
6- "Uygur Tababeti ve İpek yolu". Song Jende. (Çin Geleneksel Tababeti dergisi , 1982/12. sayı).
7- Uygur Tababetini Araştırma Ekip Raporu , "Uygur Tababetinin miraslarını kazma ve düzenleme çalışmalarfkısmı.Şincang Sağlık Başkanlığı Bülteni, 1/1983.
8- Çin ve Uygur Tababetini yakın münasibeti - Dey Ying. " Şincang Tarihi konusundaki İdeolojik Problemleri Kısmı.
Alıntı : www.bugraakupunktur.com/a
 
Büyük Uygur İmparatorluğu döneminde, Uygurlar, müneccimlik, madencilik, Dokumacılık, mimarlık, matematik, tarım, eğitim, tababet gibi ilimlerden haberdar olarak, yüksek uygarlık seviyesine ulaşmıştır. Onlar, İpek, metal ve ağaç üzerinde yapılan süsleme sanatlarının ustasıydılarAltın, Gümüş, bronz ve kilden Heykeller yapıyorlardı.

Turfan yöresinde yapılan kazılar, Budizmin etkilerini taşıyan birçok eseri gün ışığına çıkarmıştır. Bu kazılarda Koço, Yarkoto, Martuk ve Tuyuk Budist tapınaklarından kalıntılar da bulunmuştur. Buralarda bulunan eserler eski Türk tarzı, daha yeni Türk tarzı ve en yeni dönem diye başlıca üç gruba ayrılmıştır. Bezeklik ve Murtuk'ta bulunan Fresklerde Uygur Budist erkek ve kadın hayırsahiplerinin sembollerine rastlanılmıştır. Bu freskler kültür tarihi bakımından olduğu kadar gerçekçilikleri dolayısıyla ırk antropolojisi bakımından da ilgi çekicidirler. Resimlerde Turan ve Ön Asya tipi özellikleri açıkça görülmektedir Kazılardan yalnız Uygur Budizmi'nin sanat eserleri değil, Türk diliyle yazılmış bir yığın kutsal kitap da çıkmıştır. Yunanca, Süryanice, Sanskritçe dillerinden Uygurca'ya çevrilmiş eserler arasında Budizmin bazı önemli eserlerinin çevirileri de vardır.
 
Uygurlar Avrupalılardan yüzyıllarca önce kâğıdı biliyorlardı. Araplar kâğıdın ne olduğunu Uygurlar'dan öğrenmişler ve Araplar aracılığıyla kâğıt Avrupa ülkelerine geçmiştir. Kitap basma konusu da aynı biçimde Uygurlar'da biliniyordu. Basımevi en eski dönemlerde Çinliler'de ve Uygurlar'da biliniyordu. Avrupalılar matbaacılığı gene Asya'dan öğrenerek geliştirmişlerdir. Blok baskı tekniğinin Batı'ya kaymasında Uygurlar'ın önemli rolleri vardır. Uygurlar kendi dillerini Moğollara da öğrettiler ve Cengiz İmparatorluğu'nun resmi dili Uygurca oldu. Moğol İmparatorluğu zamanında devletin üst kademelerinde Uygurlar önemli görevler yaptılar. Kendi dillerinin sağladığı prestij sayesinde elçiler hep Uygurlar arasından seçildi. Uygurların kültürel yönden güçlü olmaları siyasal bağımlılıklarına karşı gene de bir ulus olarak varlıklarını sürdürmelerini sağlamıştır.
Uygurlar Moğolları vahşilikten kurtararak uygarlaştırmışlardır. Moğol İmparatorluğu sınırları içinde hemen her köşeye resmi görevli olarak dağılan Uygurlar bu imparatorluğun ayakta kalmasını sağlamışlar ve bir anlamda Cengiz İmparatorluğu'nu Türk-Moğol İmparatorluğu'na dönüştürmüşlerdir. Uygurca bir süre resmi dil olmuş ve diplomaside sürekli kullanılmıştır. Kendi dillerinin sağladığı üstünlük ile Uygurlar diplomasinin önemli makamlarını ellerinde tutmuşlardır.
Uygurlar çağında Türkler göçebelikten yerleşikliğe kesin olarak geçiş yapmışlar ve yerleşik uygarlığın önemli örneklerini vermişlerdir. Doğu Türkistan'da Karahoço, Karabalgasun, Beşbalık, Karaşar, Hotan, Yarkent, Turfan, Komul, Kulca, Urumçi, Aksu, Suço, Kanço, Çerçen gibi büyük Türk kentleri kurulmuş ve geliştirilmiştir. Tarım, endüstri, ticaret ve sanat çok gelişmiştir. Düzenli yollarla kentler birbirine bağlanmış, sulama sistemi geliştirilerek en çorak topraklarda bile tarım yapılabilmiştir. Heykelcilik, resim, kumaşçılık, halıcılık, çinicilik fazlasıyla gelişmiştir. Uygur alfabesi, Uygurların yüksek kültürleri nedeniyle tüm Asya ülkelerinde yayılmıştır. Uygur alfabesi önceleri Cengiz İmparatorluğu'nda daha sonra da Timur İmparatorluğu'nda resmi alfabe olarak kullanılmıştır. Kağıdı bilen Uygurlar yazılarını Göktürkler gibi ağaca değil kâğıt üzerine yazarlardı. Kâğıdı, yazıyı bilen Uygurlar kendi kültürlerini yansıtan binlerce kitap basmışlar, güzel ve açık Türkçeleri ile yazı, felsefe, din ve bilim sahalarında değerli eserler bırakmışlardır. Doğu Türkistan harabelerinde binlerce Uygur kitabı bulunmuştur. Moğollardan sonra Mançular da Uygur alfabesini benimseyince Uygur alfabesi bütün Asya'ya yayılmıştır.
Göktürkler döneminden kalma mimarlık eserleri çok azdır ama, Uygurlar kendi kurdukları uygarlığı yansıtan önemli mimarlık eserleri bırakmışlardır. Uygurlar tüm kentlerini yirmi metrelik surlar ile çeviriyorlardı. Böylece dış saldırılara karşı kentlerini koruyabilmişler ve bu kentler günümüze kadar o dönemin simgesi olarak gelebilmiştir. Uygur Sanatında çeşitli ilişkiler nedeniyle Çin sanatının da geniş etkileri bulunmaktadır. Uygurlar göçler sırasında Tibet bölgesine de sızdıklarından Tibet halkı ile de ticaret ve kültür alışverişi yapmışlardır. Yabancı metinlerden yaptıkları çeviriler Uygurlar'ın yüksek bir uygarlık düzeyine sahip olduklarını gösteren diğer bir kanıttır. Hint ve İran minyatürcülüğünün aslını Uygurlar yaratmışlardır. Resim ve müziği çok seven Uygurlar yüksek karakterli insanlardı. Resim Sanatlarında ilk kez model kullanan Uygur Türkleri duvar resiminde de ileri gitmişlerdir.
Uygurlarda pasaport ve vize işlemleri de vardı. Kira sözleşmeleri yapılıyordu. Köylüler bile işlerini hukuk belgeleri ile düzenliyorlardı. Türkçe Uygur vesikaları kesinlikle kâğıda yazılır ve saklanırdı. Semerkand'ta kurulan kâğıt endüstrisi daha sonraları çevre ülkelerine de yayılmıştır.
Uygur Türkleri, Altay dil grubunun "Hakaniye" lehçesini konuşurlardı. Dil bilginleri Türkçe'nin tarihini dörde ayırmaktadırlar. Buna göre, ana Türkçe çağı, eski Türkçe çağı, orta Türkçe çağı, yeni Türkçe çağı gibi dört ana dönem Türkçe'nin tarihini göstermektedir. Uygur dili ve yazını IX-XV yüzyıl arası olan orta Türkçe çağına girmektedir. Yusuf Has Hacip'in Kutadgubilik ve Kaşgarlı Mahmud'un Divan-ı Lügat üt Türk'i adlı eserleri bu dönemde meydana gelmiştir.
Uygur Türkleri  Uygur Alfabeleri ve yazısını da üç dönemde incelemek gerekir. Uygurlar ilk zamanlarda Orhun Göktürk yazılarını kullanmışlardır. Daha sonraları Çin etkisi ile Hue-Hu yazısını benimsemişlerdir. Sonraki yıllarda Moğol ve Mançular da bu yazıyı benimsemişlerdir. Arap yazısı gibi sağdan sola doğru yazılan bu yazıda harfler sözcüğün başında, sonunda ve ortasında ayrı ayrı biçimlere girmektedir. Müslümanlığı benimsedikten sonra ise Uygur Türkleri Arap yazısı ile yazmaya başlamışlardır. Kaşgarlı Mahmut , Edip Ahmet Yukneki Bilal Nazım gibi Türk Uygur dilci, bilgin ve ozanları eserlerini Arap yazısıyla yazmışlardır. Uygur yazınında, benimsedikleri dinlerin de rolü olmuştur. Önceleri Manici Budacı dinlerinin etkisiyle yazılan eserler daha sonraları Müslümanlığın etkisiyle yazılmıştır. Diğer dinlerin etkisine karşın Uygurlar her zaman tek tanrıya inanmışlardır. Günlük dillerinden Tanrı sözcüğünü düşürmeyen Uygurlar her şeyi Tanrıya bağlayan yazgıcı bir düşünceye sahiptiler. 934 yılından sonra Saltuk Buğra Han zamanında Uygurlar Müslümanlığı benimsemişlerdir. Daha sonraları başa geçen Musa Buğra Han ve Harun Buğra Han zamanlarında da Müslümanlığın Uygurlar arasında yayılması sürmüştür.
UygurTürklerinin yaptığı duvar resimleri birer şaheserdir. Bunun yanı sıra kendilerinden önce gelen Türk boylarında olduğu gibi keten kumaşlar üzerine yapıştırılan lake Uygur Türklerinin Resim Sanatları, kâğıt ve İpek üzerine çizme sanatı, kenevir üzerine yapılan resim sanatı, kitap resimleri ve tahta baskı sanatıyla da uğraşmışlardır. Uygur Türklerinin ortaya çıkışıyla Türk resim sanatında birden üslup ve teknik değişikliği de kendini göstermiştir. Uygur Türklerinin bu yeni akımı 604'ten 1250'ye kadar sürer. Yeni akımda Uygur Türklerinin doğu kültürü ile en çok yakınlık gösteren Türk boyu olduğu tartışmasız olarak benimsenmiştir. Uygurlar aracılığıyla Türk resminde hem teknik, hem de düşünce bakımından Uzak doğunun etkisi kendisini göstermiştir. Uygur Türkleri Çin sanatını yakından tanımışlar ama üslup ve teknik açılardan kendi resim sanatlarının özgün çizgilerini korumuşlardır. Bu resimlerde konu olarak arkaya ok atan atlı ve cennet anlatımları yanında Çin sanatının zarif hatları, çekingen renkleri, süsleme motifleri de bulunmaktadır. Bu nedenle, söz konusu sanatı, incelik ve zarafete yönelen Çin sanatı yerine, Türklerin güçlü bozkır geleneklerine bağlamak gerekmektedir. Böylece resim sanatında başlangıç başka Türk boylarına bağlansa bile, Uygurlar'ın yüzlerce yıl pek çok eserde geliştirdiği üslup ve tekniğin Türk sanatını zenginleştirdiği yadsınamaz. Uygurlar'ın duvar resimleri genellikle Mani ve Buda dininin metinleriyle ilgilidir. Tapınaklardaki duvar resimlerinde başrahibin yolculukları ve maceraları dile getirilmektedir. Figürlerin düzen içerisinde tek sıra halinde ve dik duruşları, Türk saray düzenini yansıtmaktadır. Fresklerde kendi resimlerini çizdirmek isteyen adamlar ve Uygur şehzadelerinin resimleri çok gerçekçi olarak canlandırılmıştır. Duvar resimlerinde fil resmi de çoktur. Fil iyi niyet, sadakat ve iyilik simgesidir. Resimlerde fil ile kağan arasındaki anlaşmazlıklar da çizilmiştir. Uygur Türkleri renk olarak parlak renkler, özellikle koyu mavi ve kırmızı renkler kullanmışlardır.
Yazı yazarken Uygur sanatçıları kalem kullanmamışlardır. Kaşgarlı Mahmud, Uygur Türklerinin Çinlilerin aksine ağaçtan kalem kestiklerini yazmaktadır. Boya koyu macun olarak sürülmez, aksine şeffaf gibi ince bir cila halinde konulurdu. Hafif sürülen cila ile Buda ya da önemli bir kişinin yüzünde gölgeler meydana gelirdi. Kitap resimlerinde ise, Buda metinleri Uygurca olup, resim tekniği duvar resim tekniğinin aynısıydı. Siyah ve al mürekkep ile yazılmış yazılar üzerine şeffaf cila sürülürdü. Mani kitap tekniği ile Budist teknik arasında pek fark yoktu. Kitap resimlerinde Koçu duvar resimlerindeki üslup ve teknik egemendi. Bu çalışmalarda hep geleneklere dayanılıyor ve onlar anlatılmaya çalışılıyordu. En eskilerde ışık ve gölge çelişkisi ile hacimler verilirken, daha sonra teknik, grafik bir gelişme gösterir.
Arşiv için kullanılan yazı malzemesi kâğıttır. Düzenli tutulan Uygur arşivlerinin çoğu zamanımıza kadar kalmıştır.
Çömlekçilik Uygurlar'ın ileri oldukları bir başka sanat dalıydı. Türkistan'ın tüm önemli kentlerinde çömlekler yapılır ve bunlar boyanarak süslenirdi. Küp biçiminde yapılan bu çömleklerin en büyüğü daha sonraları tandır olarak kullanılmış ve ekmekler tandırlarda pişirilmiştir. Milattan sonra birinci yüzyıldan sonra da Uygurlar Bakır, demir, kömür, Gümüş ve Altını eriterek işlemişlerdir. Taklamakan Çölü araştırmalarında demir tavlamak için yapılan maden ocakları bulunmuştur. Kuçar'da ise bakır ve gümüş dökmek için yapılmış olan kazanlar ele geçirilmiştir. Kuçar kenti yakınlarında Uygurlar'ın işlettiği bir de kömür madeni bulunmuştur. Kömür işletmesini bilen Uygurlar bunun ateşi ile diğer madenleri eriterek silah, kazma, kürek, balta, çapa gibi malzemeler de yapıyorlardı. Demircilik ve Bakırcılığın yanı sıra Kuyumculukta da ileriydiler. Demircilik işlerinin gelişmesiyle Uygur Türklerinde tarım ve sulama teknikleri de gelişmiştir. Doğu Türkistan'da önemli sayıda sulama kanalları yapıldı. O dönemlerde Uygurlar buğday, mısır, pamuk, meyve ve sebze yetiştirmesini biliyorlardı. Potey kalıntılarında ele geçen küplerin içinde buğday ve mısır tanelerine, keten, atlas ve ipekli kumaşlara rastlanılmıştır. Hotan kenti ( Bkz: GELENEKSEL TÜRK KUMAŞLARI VE ALFABETİK ADLARI ) kumaş  dokuması alanında çok ileri gitmişti. Koçu, Kaşgar ve Hotan'da halıcılık ve hasır sanatları gelişmişti. Koçu, Uygurlar'ın önde gelen  halıcılık merkezidir.
Orta Asya Heykel Sanatında Uygur üslubu önemli bir yere sahiptir. Başlangıçta normal insan boyundaki heykeller giderek yerlerini on metreyi aşan Heykellere bırakmışlardır. Kuçar, Hotan, Niye ve Akterek kentlerinde Uygur Heykel Sanatının değişik örnekleri görülmüştür. Hotan heykelciliğinde alçı tekniği egemen iken Kuçar ve yöresindeki heykellerde portreye yaklaşan ve eski özellikleri koruyan eserler çoğunluktadır. İç Asya yerleşik yaşamında yapı teknikleri üç kola ayrılmıştır. Atlı göçebelerle bağlantılı olarak çadırı andıran hücre tipi yapılar, Hint, Budist ve Çin mimarlığına bağlanan yapılar ile Çin tekniği görülürdü. Ocak mimarlık sanatında önemli bir yere sahipti. Binaların bölümleri, oda ve hücreler çadır tipinde, yuvarlak ve dört köşeli planda, kubbeleri yüksek kasnaklı olarak yapılırdı. Bu dönemde surlarla çevrili kentlere "balık" adı verilirdi. Saray ve manastırlar ise kentleri süsleyen başlıca büyük yapılardı. Bir Uygur kenti olarak Balık, yedi kat hendekler ile çevrilir ve üç kat sur ile örülürdü. İç akropol Ordu Kapağı adını taşır ve kağanın sarayı burada bulunurdu. Tapınak ve manastırlar da saray mimarlığına uygun bir üslupta yapılırdı. Bunlar da duvarlar ile çevrili yüksek bir set üzerinde yapılmışlardı. Ortada Buda heykeli ya da Tanrı heykellerinin bulunduğu bina, setin çevresinde ise rahip hücreleri sıralanırdı. Tapınaklar Uygur mimarlığının önemli örnekleridir.
Bir ev tapınağına çizilen figürlerde Uygurların tiyatrosanatında da ileri gittikleri anlaşılmaktadır. Uygur tiyatrosu ile ilgili çeşitli belgeler ve figürler kazılarda ele geçmiştir. Çin ve Hint etkileri  tiyatro figürlerinde de vardır. ( Bkz : Halk Tiyatrolarının Türleri Konuları Tarihçesi ve Özellikler ) Mimarlıkta sütunlar çoğunlukla ağaçtan yapılır, boya ve yaldız ile süslenirdi. Tavan süslemelerinde kenarları lotus motifleriyle çevrili, taç biçiminde, alçıdan yapılmış çeşitli figürlerin bulunduğu ve bunların müzelerde saklandığı bilinir. Uygurların ilk dönemlerindeki ilkel tiyatroları Budizm'den sonra gelişmiştir. Misyonerler Budizmi yaymak için ilk zamanlarda dinsel törenleri tiyatrolaştırarak halka takdim ediyorlardı. Sonuçta Uygurların tiyatrosu ile Budistlerin dinsel tiyatrosu karışmış ve ortaya yepyeni bir tiyatro sanatı çıkmıştır. Yeni çıkan tiyatroya Mitolojik Tiyatro adı verilmiştir. Eski zamanlarda Türkistan'a giden gezginler de Uygurlar'ın gelişmiş bir tiyatro sanatına sahip olduklarını yazmışlardır. Müslümanlıktan sonra da Uygur Türklerinin tiyatro sanatı sürmüştür.Aşık Garip , Ferhat ile Şirin, Tahir ile Zühre Uygur tiyatrosunun seçkin örnekleridir.
 
Uygurların eğitim ve kültür açısından ileri bir ülke olmaları nedeniyle civar ülkelerden birçok yabancı öğrenci tahsil için Kaşgar'a gelirlerdi. Tarihi Kaşgar kenti yalnız Uygur Türklerinin değil Türklük ve İslam dünyasının önemli kültür ve eğitim merkezlerinden birisi olarak benimsenirdi. Hanlık, Vanlık, Çarsu, Orda gibi medreselerde Farabi, İbni Sina, Abdurrahman Cami, Ali Şir Nevai gibi doğunun yetiştirdiği büyük bilim adamlarının kitaplarıyla öğrenciler yetiştirilirdi. Ayrıca Kaşgar'daki Mesudi kitaplığı ile bütün önemli kitaplar Uygur öğrencilerinin yararlanmalarına sunulmuştu. Doğu Türkistan daha sonraları Çin yönetimine girdikten sonra Uygur ülkesinde Çince eğitim yapan çeşitli okullar da açılmıştır. Çin baskıları son zamanlarda artarak Uygur kültürünü ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Uygur ülkesinde artık Çin dili ve kültürü geçerli sayılmış, Uygur dili ile kültür belgeleri yasaklanmıştır.
 
Tiyatro ile beraber Uygurlar'da müzik de gelişmişti. Uygurların kendilerine özgü on iki makamları bulunuyordu. Bu on iki makamın özelliği, Uygur Türklerinin ulusal özelliklerini, örf ve adetlerini, toplum ve yaşama biçimlerini, başlarından geçen çeşitli tarih dönemlerini içinde toplayabilmiş olmasıdır.
Uygur Türkleri doğuştan gururlu ve iklim koşulları nedeniyle de haşin karakterlidirler. Bunun için ulusal irade ve dil kültürünü geliştirmede hiçbir engel ile karşılaşmamışlardır. Atlı bozkır Türklerinin yerleşik yaşama geçişleri ve bu tarz ile kendi karakterlerini kaynaştırarak yeni bir uygarlık yaratışlarının en güzel örneği ilk kez Uygur Türklerinde görülmüştür. Bulundukları bölge dolayısıyla Uygur Türkleri Batı ve Doğu uygarlıklarının etkisinde kalmışlarsa da esinlendikleri bu kültürden ayrı ve kendilerine özgü bir uygarlık meydana getirebilecek kadar uyanık ve düşünsel çaba gösteren bir Türk kavmi olarak kabul edilirler.
Uygur Türkleri orta boylu, uzun ve sarı saçlı, düz burunlu, gök gözlü bir boy olarak tanımlanmışlardır. Giysileri genellikle bozkır tipinin ortak özelliklerini taşımaktadır. Çizme, börk, eşya asmak için kayıştan veya kumaştan yapılma Türk kuşakları vardır. Kadına çok saygı gösteren Uygur Türkleri genellikle tek kadın ile evlenirler ve kadına toplum içinde önemli yerler verirlerdi. İncik, boncuk takmayı seven Uygur hanımları çok süslü giyinirlerdi. Kadınlar hem evlerinde iş yaparlar, hem de beyleri ile beraber tüm işleri yaparlardı. Hükümdar eşlerinin ise devlet işlerinde önemli yerleri vardı. Hükümdar adına bazı yetkileri kullanırlardı.
Uygurların ilk dönemlerdeki ekonomileri genellikle tarım ve hayvancılığa dayanıyordu. En çok koyun, sığır ve inek beslerlerdi. Hayvan ürünlerinden elde edilen yiyecek, giyecek ve barınma eşyaları Uygur Türklerinin ekonomisinin temelini oluştururdu. Tanrı Dağları ve Tarım havzası hayvancılığın merkeziydi. Demir, bakır ve kömür çıktığından Uygurlar bu madenlere dayalı küçük elişleri de geliştirmişlerdi, İpek Yolu üzerinde bulunmaları nedeniyle de Çin ve Batı arasındaki ticaretten paylarını alırlardı.
Hunlar ve Göktürkler'de görülen şenlik düzenleme geleneği Uygurlarda da vardı. Ötüken Uygurlarının kutladıkları bahar bayramı gene eski atalarının kutladıkları gibi her yılın beşinci ayında yapılırdı. Bu ay içinde Uygur kağanının beylerini ve halkını Tolen ırmağının kıyısında toplayarak gök tanrıya kurban sunduğu hakkında Çin kaynaklarında bilgi vardır. İlkbaharda kutlanan diğer bir bayram da, sürüleri otlatmaya çıkarma ayı olarak kabul edilen ve 9 Mayıs'ta yapılan Örüs Sara bayramıdır. Ötüken Uygurları hakkında gökle ilgili olarak bazı ayinler yaptıkları ile ilgili bilgilere yine Çin kaynaklarında rastlanmıştır. Gökkuşağı görüldüğü zaman Uygurlar genellikle şenlik yaparlardı. Tanrıya dualarını ise güneşin battığı yere dönerek yaparlardı.
Kopuz, Uygurların ulusal çalgısıydı. Şenlikler sırasında kopuz çalarlar, ata binerek yarışırlar ve ok atarlardı. At sırtında gezerken veya giderken kesinlikle kopuz çalar, şarkı söylerlerdi. Daha çok ilkbahar aylarında gezmeyi severlerdi. Uygurlar ayrıca üçüncü ayın dokuzuncu günü de Hansıh şenliğini kutlarlardı. Bu şenliğin anlamı soğuk yemek eğlencesidir. Bu şenlik Hıristiyanların paskalyasına, Müslümanların ise Hızır gününe karşılıktır. Bütün ateşler birgün süre ile söndürülür ve bir gün önceden hazırlanan soğuk yemekler yenirdi.
 
Uygurlar, şenliklerinde gümüş ve pirinçten yaptıkları kaplara su doldururlar, suyu birbirlerine atarak spor yaparlardı. Suyun fışkırtılması ateşin söndürülmesi anlamına gelmekteydi. Suyu birbirlerine atan Uygurlar, bedenin serinlemesini sağlayarak sıcaklığın çıkmasına yardımcı oluyorlardı. Bu şenlikler eski bir Şamanizm kalıntısı olan yağmur yağdırmakla da ilgilidir. Uygur Türklerinde Toy töreninin devlet yaşamında önemli bir yeri vardı. Toy törenleri beg oğlunun ilk avı, tahta çıkması, bir felaketten kurtulma ve elçi kabul etme gibi durumlarda yapılıyordu. Tören çan vuruşu ile başlar, herkes kağanın çevresinde eğilir ve daha sonra da armağanlar dağıtılırdı. Bundan sonra müzik, içki, ziyafet ve gösteriler birbirini izlerdi.
Uygur devletinin siyasal yaşamı pek uzun olmamışsa da daha sonra ortaya çıkan iki yeni Uygur devleti, Uygurları önemli bir yere kavuşturmuştur. Uygur devletleri kısa ömürlü olmuştur ama, Uygur halkı günümüzde bile topluca yaşamaktadır. Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuzeyinde, Doğu Türkistan bölgesinde, günümüzde bir Uygur özerk bölgesi vardır.

KAYNAK:http://www.denizce.com/tduygur.asp
 
Edebiyat Dil bilim, Kültür, Folklor, Geleneksel ve Güzel Sanatlarla ilgili, Tez, yazı, İnceleme, ve Araştırmalarınız bize başvurarak bu sitede Paylaşabilirsiniz.
 BAŞVURU İÇİN : ESA, İLETİŞİM  veya s_kuzucular@hotmail.com
 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...