MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Türklerin kullandığı ilk alfabeler:
Ekleyen : Adem , 23 Ağustos 2016 Salı Beğen

Türklerin kullandığı ilk alfabeler:

 

Bilindiği kadarıyla Türklerin ilk alfabesi Yenisey- Orhun yazıtlarıdır. Bu alfabe MS.730 lu yıllardaki Orhun Yazıtları'nın atasıdır. Yenisey yazıtlarındaki 150 işaretin geliştirilerek Göktürk Alfabesinin oluşturulduğu araştırmacılara mantıklı gelmektedir. Saka Türklerine ait olduğu düşünülen Esik Kurganında bulunan bir tabakta Yenisey Yazıtlarının ilk örneği görülür. M.Ö. 4 yy'a ait olan bu tabak ve yazısı ile Göktürk alfabelerinin yazılışı arasında yaklaşık dokuz yüz yıllık bir süreç vardır. Nedense bu süreç dilci, tarihçi ve edebiyat tarihçileri tarafından dikkate alınmamaktadır.

Orhun yazıtlarındaki kullanılan dil ve uslup hitabet ve cümle oluşturma sanatında son derece üstün bir seviyededir.
Kısaca  Esik Kurganından çıkan tabaktaki yazı ile Göktürk yazıtlarının bulunduığu  MS 730 lu yıllar arasındaki süreç sürekli göz ardı edilmektedir. Orhun yazıtları ve diğer tüm emareler Orhun yazıtlarından önce Türklerin çok sayıda edebi metin yazmış olması gerektiğini göstermektedir.

Yenisey ve Orhun yazılarının kökenini Sogd alfabesine bağlama çabasında olanların ortaya koyabildikleri hiç bir somut delil bulunmaz. Bu yazıların Türk icadı olduğunu kabul etmemek insafsızlık gibi gözükmektedir. Orhun abidelerinin bir yüzünün Çince olması Türklerin Çin alfabesini de bildiklerine delalettir. Doğu ve Batı Hun devletleri gibi imparatorlukların yazı olmadan yürütülemeyeceği ortadadır. Destanlarda ve metinlerde Oguz Kağan'ın Çinlilerle, Atilla'nın romalılarla veya diğer devletlerle yazıştığı belirtilmektedir.Türklerde yazının Göktürklerle başlamadığını tüm bu deliller ortaya koymaktadır. Hun devleti gibi imparatorluklar kuran Türklerin bu zamanlarda alfabe kullanmadıklarını, edebi eserler oluşturmadıklarını düşünmek safdillik olacaktır. Saka Türklerine ait olduğu kesin olan Alp er Tunga  ile Orhun Yazıtlarının arasındaki o uzun  süreçte Türklerinen en azından iki alfabeyi kullandığı kesindir. Bu alfabeler  Çin ve Yenisey alfabesidir. Yenisey yazılarının Türklerin oluşturduğunu ve Göktürk alfabesinin bu yazıların olgunlaşmış hali olduğunu kabul etmeliyiz.

Orhun yazıtları ilk edebi metinler değil ele geçen ilk edebi metinlerdir. Türklerin göçer hayat yaşamaları bu tip eserlerin günümüze ulaşmasına başlıca engel olmuştur. Orhun ve Yenisey yazıtların menşei ve özellikleri aşağıdadır:

Orhon ve Yenisey yazıtların da kullanılan yazı sistemi  rüniktir.Orhon ve Yenisey yazıtları’ndaki rünik yazıyı tam olarak çözmeyi danimarkalı türkolog Vilhelm Thomson başardı (1893). Bu yazıtlarda kullanılan yazı sisteminin menşei bugün de tartışma konusudur. Fin li bilgin Heikel, bu yazının, run harflerin’den doğduğunu ileri sürdü. Danimarkalı bil gin Vilhelm Thomson, önce aramî veya bundan türeme pehlevî harflerinden ortaya çıktığı, sonra da sogd asıllı olduğu görü şünü benimsedi.
Reşid Rahmeti Arat ve Ahmet Caferoğlu da, yazıtlardaki harflerin türk damgalarından çıktığı görüşündedirler.Bk. GÖKTÜRKÇE. ORHON VE YENİSEY YA ZITLARI. (M)


 

Göktürk Alfabeleri

Bilindiği kadarıyla Türklerin kullandığı ilk yazı sistemi olan ve Orhun Yazıtları'nda kullanılmasından ötürü Orhun Alfabesi olarak adlandırılan yazı sisteminin bilinen en eski örneği Kazakistan'da Sakalara ait olduğu düşünülen Esik Kurganı'nda bulunan ve M.Ö. 4.yüzyıla tarihlenen bir gümüş tabağın üzerindeki iki satırlık yazıda görülmektedir. Bundan sonraki en eski örneği ise Orhun mezar külliyesi'ndeki anıtların dikilişinden iki yüzyıl önce Yenisey'deki anıtlarda görülür. Bu alfabenin Orhun Alfabesi olarak anılmasının sebebi adı geçen alfabenin son ve mükemmel biçimini Orhun'daki anıtlarda almış olmasından kaynaklanır. Soğdiyan alfabesi, Pahlavi alfabesi ve Karosthi alfabesinden esinlenilerek icad edilen ve Sakalar, Hunlar, Gök Türkler(Oğuzlar), Uygurlar,Kırgızlar tarafından doğduğu coğrafyada kullanılan Orhun yazısı, bazı Türk boylarınca Avrupa'ya da taşınmıştır. Hatta 16. yüzyıla kadar Macaristan'da Sekeller arasında kullanıldığı bilinmektedir.

Orhun Alfabesindeki birçok harf diğer bütün alfabelerde olduğu gibi o milletin sık kullandığı resimlerden türetilmiştir. Örneğin Orhun Alfabesindeki Old turkic letter Y1.png "y" harfi Türklerin hayatında önemli bir yer arz eden "yay" kelimesinden gelmektedir. Old turkic letter OQ.png "oq" veya "ok" harfi de bildiğimiz "ok" kelimesinden türetilmiştir. Old turkic letter UK.png "ök" harfi de Kazım Mirşan'a göre eski Türkçe'de kullanılan "ök (keçi)" kelimesinden gelmektedir Kazım Mirşan bu harfin yatay şekilde yazılmış şekillerini de bulmuştur. Her ne kadar ortada Göktürk alfabesinin Soğdcadan geçtiğine dair bir kanıt yoksa da Pehlevi ailesi zamanında İran'daki ve çevre ülkedeki Türkleri etkilemek amacıyla bu sav desteklenmiştir.

Orhun Alfabesi'nde 38 harf vardır (Orhun harflerinin prototipi olarak görülen Yenisey yazı sisteminde 150'den fazla işaret vardır. Bu işaretlerin elenerek Orhun Alfabesi'nde 38'e indirildiği görülüyor). Bu harflerin 4 tanesi ünlü, geriye kalan 34 tanesi ünsüz işaretleridir. Doğal olarak Türkçe'de bu kadar sessiz harf bulunmaz. Bu durumun nedeni Orhun Alfabesi'nde birçok sessiz harfin iki işaret ile gösterilmesidir. Somutlaştırılırsa,yanındaki vokalin kalın ya da ince oluşuna göre, "b,d,g,ğ,l,n,r,s,t,y" seslerini veren ikişer adet harf mevcuttur. Yani "bilge" sözcüğünü yazarken kullanılan "b" ile "bars" sözcüğünü yazarken kullanılan "b" birbirinden farklıdır. Ayrıca "ık,ok,nç,yn" gibi çift ses, çift ünsüz işaretleri de mevcuttur.

Sessiz harfler açısından kalabalık bir surette olan Orhun Alfabesi, Türkçe'nin 8 sesli harfine karşılık 4 harfe sahiptir. "a,e", "ı,i", "o,u", "ü,ö" sesleri birbirinden ayrılmadan kullanılır.

Orhun Anıtları ile dönemin öteki yazıtları arasında, hatta Orhun'daki yazıtlar arasında kullanılan harflerin biçimleri bakımından (özellikle Tonyukuk Anıtı'nda kullanılan yazıda) bazı farklılıklar vardır. Yine Tonyukuk Yazıtı'nda ötekilerde olmayan "baş" lologramı ile s,ş seslerini ünleyen kare biçiminde bir harf daha vardır. Bu harfler türkçe de de olduğu gibi göktürk alfabesinde de çok kullanılır.

Orhun harfleri, (Latin harfleriyle yazımda olduğu gibi ) bitişmez, ayrı yazılır.

Sözcükler, aralarına üst üste iki nokta koyulmak suretiyle birbirinden ayrı yazılır. Bunun dışında herhangi bir noktalama işareti yoktur. Yazı (Arap ve Fars alfabesindeki gibi) sağdan sola yazılır.

Orhun yazısında vokallerin çoğu kez yazılmadığı görülür. Yazılmayan vokaller kelime başında ve kelime sonunda olup (özellikle "a, e"), sondaki vokaller genellikle her zaman yazılır. Orhun yazısının konsonant imlâsı ise sağlam sayılır. Harf fazlalığına karşın önemli bir karışıklık ve karıştırma durumu görülmez. Ancak kalın ve ince konsonantın, bazı yerlerde birbirinin yerine kullanıldığı da görülür. Ayrıca "s" harfi birçok defa "ş" için de kullanılmış ve ayrıca birbirine benzediği için (tabiki Orhun alfabesinde) bir iki sözcükte de "l" yerine "ş" ve "kalın s" yazılmıştır.

 

 

 

Orhun Alfabesi ve harfleri

 

 

 

Kullanım

Göstergeler

Latin Transliterasyon ve IPA Transkripsiyon

Ünlüler

Old turkic letter A.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

A

/a/, /e/

Old turkic letter I.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İ

/ɯ/, /i/, /j/

Old turkic letter O.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

O

/u/, /o/, /w/

Old turkic letter U.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

U

/ø/, /y/, /w/

Ünsüzler

Ünlü Uyumu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(¹) — Kalın,

 

 

(²) — İnce

 

 

ünlüler ile

Old turkic letter B1.png

 

 

 

 

 

Old turkic letter B2.png

 

 

B¹ (ab)

/b/

B² (eb)

/b/

Old turkic letter D1.png

 

 

 

 

 

 

Old turkic letter D2.png

 

 

D¹ (ad)

/d/

D² (ed)

/d/

Old turkic letter G1.png

 

 

 

 

 

 

Old turkic letter G2.png

 

 

G¹ (ag)

/g/

G² (eg)

/g/

Old turkic letter L1.png

 

 

 

 

 

 

Old turkic letter L2.png

 

 

L¹ (al)

/l/

L² (el)

/l/

Old turkic letter N1.png

 

 

 

 

 

 

Old turkic letter N2.png

 

 

N¹ (an)

/n/

N² (en)

/n/

Old turkic letter R1.png

 

 

 

 

 

 

Old turkic letter R2.png

 

 

R¹ (ar)

/r/

R² (er)

/r/

Old turkic letter S1.png

 

 

 

 

 

 

Old turkic letter S2.png

 

 

S¹ (as)

/s/

S² (es)

/s/

Old turkic letter T1.png

 

 

 

 

 

 

Old turkic letter T2.png

 

 

T¹ (at)

/t/

T² (et)

/t/

Old turkic letter Y1.png

 

 

 

 

 

 

Old turkic letter Y2.png

 

 

Y¹ (ay)

/j/

Y² (ey)

/j/

Sadece (¹) — /q/

 

 

 

 

Sadece (²) — /k/

Old turkic letter Q.png

 

 

Old turkic letter K.png

 

 

K (ak)

/q/

K (ek)

/k/

 

 

 

 

 

 

 

 

Tüm ünlüler ile

Old turkic letter CH.png

 

 

 

 

/ʧ/

Old turkic letter M.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-M

/m/

Old turkic letter P.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-P

/p/

Old turkic letter SH.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

/ʃ/

Old turkic letter Z.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-Z

/z/

Old turkic letter NG.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-NG (eñ)

/ŋ/

Birleşik Sesler

+ Ünlü

Old turkic letter ICH.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İÇ, Çİ, Ç

/iʧ/, /ʧi/, /ʧ/

Old turkic letter IQ.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

IK, KI, K

/ɯq/, /qɯ/, /q/

Old turkic letter OQ.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Old turkic letter UK.png

 

 

OK, KO,

UK, KU,

K

/oq/, /qo/,

/uq/, /qu/,

/q/

ÖK, KÖ,

ÜK, KÜ,

K

/øk/, /kø/,

/yk/, /ky/,

/k/

+ Ünsüz

Old turkic letter NCH.png

 

 

 

 

-NÇ

/nʧ/

Old turkic letter NY.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-NY

/ɲ/

Old turkic letter LT.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-LT

/lt/, /ld/

Old turkic letter NT.png

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

-NT

/nt/, /nd/

Sözcük ayırma imi

Old turkic letter SEP.png

 

 

 

 

 

 

 

 

yok

(-) — Sadece sözcük sonunda

 

Türkçedeki ev sözcüğü

harfi ince ünlülerle kullanılır ve sözcük içinde /be/ veya /eb/ diye okunur. Şekli bir çadırı andırmaktadır. Tek başına /eb/ diye okunur veev anlamına gelir. Nitekim ev sözcüğü zâten /b/ sesinin sonradan /v/ sesine dönüşmesiyle eb > ev şekline dönüşmüştür.

Türkçedeki ok sözcüğü

harfi sözcük içinde /ok/, /ko/, /uk/, /ku/ gibi okunuşlara sahiptir. Açıkça şekli aşağı doğru bir oktur, zâten tek başına okunduğunda /ok/ sesini verir.

Türkçedeki ay ve yay sözcükleri

Old turkic letter Y1.pngharfi sözcük içinde /ay/ veya /ya/ diye okunur, kalın ünlülerle kullanılır. Şekli yarım aya benzetilebilir. Ayrıca /ya/ diye okunduğunda yayanlamına gelir, kaldı ki şekli aynı haklılıkla yaya benzetilebilir. Nitekim, ya > yağ > yay dönüşümü olduğu düşünülmektedir.

Türkçedeki at , dağ sözcükleri ve atmak eylemi

Old turkic letter T1.pngharfi sözcük içinde /at/ veya /ta/ diye okunur, kalın ünlülerle kullanılır. Şekli yükseklik, uzaklık kavramlarını çağrıştırabilir. Tek başınadağ ya da at anlamına gelir. ta > tağ > dağ dönüşümüne uğradığı açıktır. Kaldı ki Anadolu'da hâlâ uzaklık, büyüklük ya da abartı belirtmek için taa deyişi yaygındır. Bunun yanında farklı zamanlarda şekli değişmiştir. Genelde bu şekillerin bir atın üstüne binmiş adam çağrışımı yaptığı da düşünülmektedir. Gökbey Uluç'a göre ise "atmak" eyleminden türemiştir. Bir "ok" ve "yay" dan oluşan damgalar, atılmayı simgeler.

Türkçedeki en pekiştirme sıfatı

Old turkic letter NG.pngharfi /eng/ diye okunur. Şekli, tek kolunu açılı olarak kaldırmış bir kişi olarak düşünüldüğünde büyük bir şeyi gösteren kişi çağrışımı yapmaktadır. Zâten bugün de buna benzer olarak pekiştirme anlamı taşır ("en büyük", "en yüksek", vb.).

Kaynakça:

^ Türk Dili: Dünya Dili, Prof. Şükrü Halûk Akalın, s.1

^ Wickman, Bo. 1988. "The history of Uralic linguistics." In The Uralic Languages: Description, History and Foreign Influences, edited by Denis Sinor. Leiden: Brill.

"                               UYGUR  ALFABESİ

" ilk alfabenin M.Ö. 2000 yıllarında, Mısır"la İsrail arasında yerleşik Sami asıllı bir kavim tarafındankullanıldığının açıklanmasında öncülük etti. Yazı için harflerin kullanılmasında öncü olanlardan Fenikeliler, yazı sistemini kurmakta eski Mısırlıların hiyeroglif alfabesinden yararlanmışlardı.Fenikeliler"in alfabesi,bugün kullandığımız alfabenin gerçek anlamıyla çıkış noktası sayılabilir.

Yukarda sözünü ettiğimiz Sami alfabesinden çok sayıda alfabe türemiştir. Sami Alfabesi genel bir bakışla ikiye ayrılıyordu.Bu iki kol ve bunlardan türeyen alfabeler aşağıda gösterilmiştir:

1-Güney Alfabesi: Habeş alfabesi,Semud ve Galla alfabeleri bundan türemiştir.

2-Kuzey Alfabesi: Fenike ve Aramf kolları olarak ayrıca ikiye ayrılır. İbrani, Yunan ve Latin yazıları Fenike kökenlidir. Arap,Pehlevi, Uygur ve Hind alfabesi de Arami kolundan türemiştir. " ( Alıntı adresi :http://www.ikiyabanci.com/attachments/edebiyat)

8 harften oluşan alfabenin 4'ü sesli 14'ü sessiz harftir Arap alfabesinde olduğu gibi harfler başta, ortada ve sonda farklı biçimde yazılmaktadır.Uygurların kendi yazılarına uygun bir matbaayı bulmuşlar, tahtaya oyulmaya ya da kil  veya  seramik yüzeyler üzerine basılmaya uygun bir yazı stili oluşturukları bilinmektedir.

Bu yazı ile kütüphaneler dolusu edebiyat, sanat, din, hukuk konularında kitaplar yazılmıştır.Uygur Türkleri Çin, Hint ve İran kültürlerinin etkisinde kalmış ve çok renkli bir kültür geliştirmişlerdir. Uygurlar kâğıt ve matbaayı ilk kullanan Türk kavmidir. Bilinen en eski metinler 9. yy.’a aittir. Uygur Alfabesi, Karahoca Uygur Krallığı’nın yıkılmasından sonra da kullanılmıştır. Türklerin Müslüman olmalarından sonra Arap alfabesini almalarına rağmen Türkistan veKırım’daki Türk devletlerinde Uygur alfabesi kullanılmaya devam etmiştir. Timur İmparatorluğu ve kollarında bu alfabe kullanılıyordu. [kaynak belirtilmeli]Ebu Said Mirza’nın 1468’de Uzun Hasan’a gönderdiği mektup Uygur alfabesiyle yazılmıştı.

Osmanlı sarayında da Uygurca bilen katipler vardı. Örneğin Fatih Sultan Mehmet’in Otlukbeli Savaşı’ndan sonra Özbek Hanı’na gönderdiği zafername Uygur alfabesiyle yazılmıştı. Uygur alfabesi 18. yy.’a kadar kullanılmış fakat sonra tamamen unutulmuştur. (  kaynak :Vikipedia org)

Birbirine yakın olan harfler tek bir işaretle gösteriliyordu. Mesela b,p,f harfleri için bir tek işaret vardı. Z,s veya t,d yahut c,ç,j harfleri de aynı işaretle gösteriliyorduç Bu yüzden Uygur yazısı ile yazılmış eski yazıları bugün tam olarak doğru okuma âdeta imkansızdır. Uygur yazısının ikinci bir güçlüğü de her harfin üç şekli olmasıdır. Bir harf,kelimenin başında ortasında veya sonunda olduğuna göre ayrı ayrı şekillerde yazılıyordu.

UYGUR EDEBİYATI:

Bu devir UygurTürk Edebiyatında; koşug, kojang “şarkı, türkü”, koşma, taşkut “beyit”, takmak “türkü, bulmaca”; ır, yır “şarkıcı”, küg “aheng”, şlok, soluka “manzume”, padak “mısra”; kavi, kavya “şiir”, baş, başik “ilâhi” gibi bir kısmı Sanskritçe'den alınmış edebî terimleri de görmek mümkündür. Bundan başka Aprınçur Tigin, Kül Tarkan, Sınku Seli Tutung, Ki-Ki, Pratyaya-Şiri, Asıg Tutung, Çisuya Tutung, Kalım Keyşi, Çuçu ve Yusuf Has Hacib gibi şairler, eserleriyle görülürler. Bunlardan son ikisi İslâmî devirdeki Türk edebiyatı içine girmektedir.

Moyunçur Kağan Yazıtı

Bunların arasında en mühimi Dokuz Oğuzların ikinci kağanı olan Moyunçur Kağanın veya resmi adı ile 'Tengride Bolmuş İl Etmiş Bilge Kağan' adı ile (745-759)ın adına dikilmiş olan yazıttır. Bu yazıt bugünkü Moğolistanın şimalinde Şine Usu gölü civarında bulunmuştur. Üslûp ve tahkiye bakımından Gök Türk yazıtlarının eşidir. Moyunçur Kağanın babası olan Kutluğ Bilge Kağan ile Moyunçur Kağan zamanlarındaki siyasi ve askeri vak'alardan bahsetmektedir. Fakat ne yazık ki bu yazıtın birçok yerleri bozulmuştur. Hemen hemen her satırında bozuk yerler vardır. Tamamıyla okunabilne satırlar bozuk yerler vardır. Tamamıyla okunabilen satırlar pek azdır. Ruh bakımından da Gök Türk yazıtlarına benzemektedir.
Uygurlara ait sayısız metin henüz Çin müzelerinden alınarak günümüz Türkçesine ve alfabesine çevrilememiştir.

Konuyla ilgili en önemli çalışmalar Prof. W. Bang, V. Gabain ve büyük Türk filologu Prof. Dr. Reşit Rahmeti Arat’ ve Prod.Dr. Saadet Çağata'a aittir. On cüzden meydana gelen ve Berlin Prusya Akademisi yayınları arasında yer alan Turfan Türk Metinleri; yine Turfan’da Bulunan İki Kazık Üzerindeki Yazılar; Hoça’da Bulunan Türkçe Mani Metinleri; dört cüzden meydana gelen ilk üçü Müller, dördüncüsü Gabain tarafından hazırlanan ve Prusya Akademisince neşredilen Uygurica; Radloff’un hazırlamaya başladığı ve Prof. Malov’un 1928 yılında neşrettiği yedisi Buda, ikisi Mani ve biri Hıristiyanlığa ait olan Uygur Dili Yadigârları; Von le Cog’un 1910 yılında Berlin Akademisi yayınları içinde neşrettiği "Mani Dinine Âit Bir Metin Parçası"; Bang ve Reşit Rahmeti’nin birlikte 1932 yılında neşrettikleri "Eski Turfan Şarkıları" ve Reşit Rahmeti Arat tarafından neşredilen tıbba dâir eserler, parça parça eserlerdir.

( http://www.nihalatsiz.org)  Bunların dışında günümüz diline çevrilebilmiş pek çok Uygur halk hikayeleri vardır. Masa, destan ve fabılımsı nitelikler taşıyan bu hikayeler R.R. Arat ve S. Çağatay tarafından çevrilmiştir. Bu hikayelerden ÇEŞTANİ BEY hikayesi Dede Korkut ve Körolu hikayeleri gibi kahramanlık konuludur.Prens kalyanamkara, Papamkara, Mukaddes Tavşan, Üçprens Üç pars gibi hikayeler MANİ ve BUDA  dinleri etkisinde yazılmış hikayelerdir. ( Prf. Dr. Turgut Karacan, Yüksek Lisans Ders Notları, CÜ-SİVAS )

Bunlardan başka Altun Yaruk ile İki Kardeş Hikâyesi, başlı başına eser olarak Uygur Türk Edebiyatı içinde, hususî bir değere sahiptir. Altun Yaruk, 1697 yılında istinsah edilen, Budist Sarı Uygurlara ait olan bir eserdir. Prof. Malov tarafından bulunan eser, Budizm’e ait olup, bu dinin akide ve ahlâkla ilgili esaslarından bahsetmektedir.

1908 yılında Kansu vilayetinde bulunan İki Kardeş Hikâyesi’nin aslı Paris’te Bibliothèque Nationale’dedir. Eser ilk önce Cl. Huart, 1914 yılında da Pelliot tarafından neşredilmiştir. Türkiye’de Hüseyin Namık Orkun, Pelliot neşrine dayanarak Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesinin Uygurcası adıyla, Dil Kurumu yayınları arasında bastırmıştır. J.R. Hamilton ise eserin Le Conte Bourdhique adıyla son ve mükemmel neşrini yapmıştır. Yalnız Uygurların edebiyatlarının bir devamı olarak teşekkül eden İslâmiyet'ten sonraki eserlerde, Uygur yazısı, kendisini uzun müddet korur. İslâmiyet'in kabulüyle alınan İslâmî Türk yazısıyla atbaşı yürüyen ve ikili bir alfabenin içine giren Türklük âlemi, eserlerinde her ikisine de yer verir. Uygur yazısını bilen kâtipler “bahşı” adıyla anılır ve Uygur yazısı, paralarda da görülürdü. Hakâniye (Karahanlılar) Devletinde, Moğol İmparatorluğunda, İlhanlılar zamanında, Timurlular ve Altınordu Devleti'nde İslâmî Türk yazısına yer verilmekle birlikte, resmî kitabette daima Uygur yazısı kullanılmıştır. Hattâ Anadolu Türkleri de bu yazıyı bilip kullanmışlar ve bu durum Fatih zamanına kadar kendini korumuştur. Bilindiği üzere Fatih Sultan Mehmed Han zamanında bazı yarlıklar, bu harflerle yazılmıştır.

Kaşgarlı Mahmud’un Dîvânü Lügâti’t-Türk adlı eseri bir tarafa bırakılırsa, İslâmî Türk Edebiyatının başlangıcında yer alan eserler; Kutadgu Bilig, Atabetü’l-Hakâyık, Bahtiyarnâme, Miracnâme, Tezkiretü’l-Evliyâ ve Mîr Haydar’ın Mahzenü’l-Esrâr tercümesi, Uygur yazısıyla yazılan eserlerin başında gelmektedir. Fakat bu eserlerin İslâmî Türk yazısına yer veren nüshalarını da zikretmek gerekir.    (  Kaynak http://www.turktarih.net )

 

UYGUR DEVLETİ TARİHİ :

Uygurların anayurtları, Baykal Gölünün güneyindeki Orhun, Selenga ve Tala nehirlerinin bulunduğu bölgedir. Bilinen tarihleri Büyük Hun İmparatorluğu ile başlar. Tabgaçlar (386-534) devrinden sonra, beşinci yüzyılın ikinci yarısında beylik kurdular. Göktürkler'in ilk zamanlarında Selenga Nehri etrafında oturuyorlardı. Yedinci yüzyılın ilk çeyreğinde Sir-Tarduşların altı kabileden meydana gelen birliğine katıldılar. P’u-ku, Tongra, Bayırku ve Fu-lo-pu kabileleri de Uygurların etrafında toplanarak, hep beraber Uygur adını benimsediler. Beyleri, Erkin unvanını taşıyor ve elli bin muharip asker çıkarabiliyorlardı. Göktürklerin zayıflamasıyla, kuvvetlendiler. Erkin yerine İl-teber unvanını kullanmaya başladılar. İl-teber T’u-mi-tu devrinde, Tola havâlisini alıp, güneyde Hoang-ho’ya kadar akınlar tertip ettiler. Uygurlar, akınları neticesinde, 646’da Çin İmparatoru tarafından da tanındılar. İl-teber T’u-mi-tu, kendini kağan ilan etti. Uygurlar’ı Göktürkler tarzında teşkilâtlandırdı. T’u-mi-tu 648’de Çin’in entrikalarıyla öldürülünce, yerine oğlu P’o-jon geçti. P’o-jon, Çinlilerin on-okların başına kukla kağan yaptığı Ho-lu’yu mağlup ederek, 656’da Taşkent yakınlarına kadar ilerledi. Uygurlar, Göktürklü Kapagan Kağan (693-716) zamanında Göktürklere bağlandı.

Bilâhare Uygurlar, Göktürklerin iç mücadelesinden faydalanarak toplandılar. Göktürk Devletini yıktılar. 745’te, Ötüken merkez olmak üzere, Uygur Hakanlığını kurdular. Dokuz-Uygur Uruğu’ndan, birlik haline geldiler. Uruklar, Çince kaynaklarda şöyle geçer; Yaglakar (Yaglakır), Hu-tuko (Uturkar), Hu (Kürebir), Mo-ko-sik-i (Bagasıgır), A-vu-çö (Ebirceg), ko-sa (Hazar), Hu-vu-su (Khifuzu), Yo-vu-ku (Yagmurkar), Hi-ye-vu (Ayabire).

Bu uruklardan kurulu Uygur kabilesinin idaresi altındaki Dokuz-Oğuz birliği de; D’u-ku (Buku), Hun (Qun), Pa-ye-ku (Bayırku), T’ung-lu (Tongra), Sse-kie (Sıkar), K’i-pi, A-pu-sse, Ku-lun-vu-ku, A-tie (Ediz)'dir. Dokuz Uruk’dan meydana gelen Uygur boyu, Dokuz-Oğuz boyunun ilâvesiyle boy sayısı ona yükselerek, On-Uygur diye anılan birlik meydana geldi. Basmıl ve Karluk boylarının katılmasıyla birlik sayısı onbire yükseldi. Uygur Hakanlığı, her boyun başına birer bey olmak üzere, on bir vali tarafından idare edilmekteydi.

Uygur Hakanı Kutlug Bilge Kül, Orhun kıyısında Ordu-balık şehrini kurup, burayı merkez yaptı. Kutlug Bilge Kül, 747’de ölünce, yerine oğlu Moyen-çor (Bayan-çor, Bilge Kağan) Uygur Kağanı oldu. Moyen-çor (747-759), kuzeyde Kırgızlar, batıda Karluklar ve onlara yardım eden Türgişler ve Basmıllar ayrıca Sekiz-Oğuz, Dokuz-Tatar ve Çikler ile muharebe edip, bunları kendine bağladı. Hakimiyetini Yenisey kaynakları, Çu-Talas havalisi, İç-Asya ve Kerulen’e kadar genişletti. Oğullarını buralara, Yabgu, Şad unvanıyla tayin etti.

Moyen-çor, Çin üzerinde de çok tesirli oldu. Moyen-çor’a bağlı Karluklar, Çinlilerle, İslâm dînini tebliğ için bölgeye gelen Müslümanlar arasında yapılan Talas Meydan Muharebesi'nde (751) İslâm ordusu tarafını tuttu. Talas Meydan Muharebesinde Çinliler, ağır mağlubiyete uğradı. Tarım Havzası, Uygurlara geçti. Çinliler, Orta Asya’dan çekildi. Çin’de büyük hâdiseler oldu. Annesi Türk olan An-lu-şan adlı bir kumandan, 200.000 kişilik bir kuvvetle, Çin’in merkezî şehirlerinden Lo-yang’ı 756’da, Ç’ang-an’ı 757’de zaptetti. An-lu-şan, kendisini imparator ilan etti. Çinliler, bu hâdiseler üzerine, Uygurlardan yardım istemek zorunda kaldı. Moyen-çor, Uygurları yardıma çağıran T’ang İmparatoru Su-tsung’u destekledi. 757’de Lo-yang’ı ve diğer merkezî şehirleri geri aldı. Çin, yılda 20.000 ton ipek vermeyi taahhüt etti. Uygur Hakanı, İmparatorun kızıyla evlendi. Moyen-çor (Bilge Kağan) 759’da ölünce yerine Bögü Kağan (Alp Külüg Bilge Kağan) geçti.

Bögü Kağan, Çin’e hakim olmak niyetindeydi. Uygur Ordusu, 762’de Çin’e sefere çıktı. Uygurların gelmesiyle Çin’deki iç mücadele sona erip, birlik oldular. Uygur ileri harekâtı durdu. Fakat, Çin’de Uygur nüfusu ve tesiri arttı. Çin’in merkez ve şehirlerinde pek çok Uygur, serbestçe ticaret yapıyor, istedikleri kadar ipekli kumaş alıp, satıyorlardı. Bögü Kağan, Tibetlilerin hücumuna uğrayan Çin’i korumak üzere, Töles asıllı Çin kumandanı P’u-ku Huai-en’in davetiyle, 762’de Lo-yang Seferini yaptı. Lo-yang Seferi, Tibetlilerden Çin’i kurtardıysa da, Türk kültürünün aleyhine oldu. Bögü Kağan, Ötüken’e dönerken, Mani dînini Türkler arasında yaymak için, dört rahibi de beraberinde getirdi. Bögü Kağan, Manihaizm'i kabul edince, bu bozuk din, Uygurlar ülkesinde resmî bir mahiyet kazandı. Manihaizm, hayvanî gıdâlarla beslenmeyi yasakladığından, disiplinli ve cesur bir kavim olan Uygurların muhariplik (savaşçılık) vasfını zayıflattı.

Bögü Kağan, Kırgızlar üzerinde de zafer kazandı. Çin’e sefer etmek isterken, buna karşı çıkan akrabası Nazır Tang Bağa Tarkan tarafından, 779’da öldürüldü. Tang Bağa Tarkan, Alp Kutlug Bilge Kağan unvanıyla, Uygur Hakanı oldu. Alp Kutlug Bilge Kağan (779-789), cesareti, iyi idaresi ve yapmış olduğu kanunlarıyla tanınır. Kırgızları tekrar mağlup etti. Çinli bir prensesle evlenince, Uygur tüccarlarının Çin’de tahakkümlerinden doğan anlaşmazlıklar ortadan kalktı. 789’da ölmesiyle yerine Külüg Bilge Kağan (789-790) ve sonra bunun oğlu Kutlug Böge (790-795) hakan oldular.

Uygurlar, iktisadî ve kültürel menfaatleri sebebiyle, Çin’i eskiden beri taarruzlardan koruyorlardı. Tibetlilerin tekrar Çin’e tecavüz etmeleriyle, yine kuvvet yardımı gönderildiyse de, başarılı olmadı. Kutlug Bilge Kağan, bu başarısızlık üzerine 795’te öldürüldü, yerine Alp Kutlug geçti. Alp Kutlug Bilge Kağan (795-805), sevilen bir kumandan ve idare adamıydı.

Külüg Bilge Kağan (805-808) zamanında, huzur devri açıldı. İktisadî hayat gelişti. İç-Asya’nın önemli ticaret şehirlerine nüfuz edildi. Alp Bilge Kağan’dan (808-821) sonra hakan olan Küçlüg Bilge Kağan (821-833); Karabalasagun Kitabesini, 826’da diktirdi. Küçlüg Bilge Kağan zamanında, Türkistan’ın doğusuna inmek isteyen Tibetliler durduruldu. Karlukların başına yeni bir Yabgu tayin edilip, Soğd bölgesine kadar ticarî münasebetler geliştirildi. Fakat, Uygur ülkesinde huzursuzluk da başladı, hakan öldürüldü. Küçlüg Bilge Kağan’dan sonra yerine geçen Alp Külüg Bilge Kağan (833-839) da, nazırının tahrik ettiği isyanda öldürüldü.

Uygurlar, millî vasıflarına ters düşen Manihaizm tesiriyle gittikçe gevşeyince; Yenisey bölgesinde olup, Orhun bölgesini de kontrol altında tutan Kırgızların taarruzuna dayanamadılar. Kırgızlar, kalabalık kuvvetleriyle, 840’ta Uygur topraklarına girdiler. Uygur başşehri Ötüken’i zaptedip, son hakanı öldürdüler. Ötüken’de devletleri yıkılan Uygurlar, büyük topluluklar hâlinde yurtlarını terk ettiler. Karluk ülkesine, Çin hududuna ve daha kesif olarak da, zengin ticaret merkezlerinin bulunduğu İç-Asya’da, Beş-balık, Turfan, Kuça sahasına göçtüler.

Uygurların Ötüken’den göçleri, Hakan ailesine mensup, Vu-hi Tegin ve Ngo-nic Tegin adlı iki kardeş tarafından idare edildi. Göçten sonra, Uygur tarihinin ikinci safhası başladı. Göçü idare eden kardeşlerden Vu-hi Tegin (841-846), kağan seçildi. Uygurlar, Kırgız ve Çin taarruzlarına maruz kalıp, çok zarar gördüler. Bir kısmı Çin’in tâbiiyetine girip, Kan-Çou Uygur Devleti'ni kurdular. Bir kısmı da eski yurtlarına dönüp, Doğu Türkistan (Turfan) Uygur Devleti'ni kurdular. Fakat, bu iki devlet de, Bozkır Türk Devletinden farklı vasıflar taşıyorlardı. Hakimiyetlerini genişletme idealleri yoktu. Büyük siyasî mücadelelere girmekten sakındılar. Başta, Çin hükümetleri olmak üzere, komşularıyla dostluk ve ticarî münasebetlerini devam ettirdiler.
 
çeşitli kaynaklardan alıntı ve derleme 

 

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...