MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Türk Kurgan Bark Mezar ve Balbalları Doç. Dr. Haluk BERKMEN,
Ekleyen : Adem , 23 Ağustos 2016 Salı Beğen

Eski Türk Kurgan Bark Mezar ve Balbalları

Ana Kaynak : Doç. Dr. Haluk BERKMEN,

 

 

Eski Türk İnanç Sistemi:

 

İslamiyet öncesi dönemi inanç sistemi ve ölü gömme kültü ve törenleri hakkında pek çok kaynak hemen hemen aynı bilgileri vermektedir. Konuyla ilgili olarak aşağıdaki yazı bilinen bilgileri toparlaması bakımından bizlere fikir verecek kapasitededir.

" Türklerin İslâmiyet’ten önceki dinî inançlarının merkezi Göktanrı inancıdır. Tabiat kuvvetlerine inanma, atalar kültü, dua, kurban sunma ve törenlerden kurulu bir inanç sistemi, tek tanrı düşüncesi etrafında şekillenmiştir. Nitekim Theophylacte Simocatt adlı bir Bizans tarihçisi: “Türkler toprağı, suyu, ateşi ve havayı kutsal sayarlar ve onlara saygı gösterirler. Bununla birlikte gökyüzü ile yeri yaratan tek bir tanrıdan başka birşeye tapmazlar. Ona, atlar sığırlar ve koyunlar kurban ederler”. Birçok tarihçi, Eski Türk dinî inancının tek tanrılı olduğunu belirtmişlerdir.

Çin kaynakları: Türk kavimlerinin yılın belirli dönemlerinde, Göktanrı’ya, atalara, tabiat kuvvetlerine at ve koyun kurban ettiklerini yazar. Bu inanç sisteminde üzerinde en çok durulan nesne güneştir. Bu nedenledir ki İslâmiyetin etkin duruma geçmesine kadar, Türkler için kutsal yön güneşin doğduğu yöndür. Bartholt’da Hun hakanının tapınmak için her sabah karargâhlarından çıkarak doğan güneşe yöneldiklerini belirtmektedir.

Rus bilgini Radloff’un öncülük etmesiyle bazı araştırmacılar, Türk dinini Şamanizm olarak yorumlamışlardır. Eski Türklerin Göktanrı inancına mensup olduğunu vurgulayan araştırmacılar ise Şamanlığın, kısaca extase hâli, yani “yüksek haz heyecanı ile insanın kendinden geçmesi tekniği” olduğunu belirterek bunun, dinden ziyade bir sihir karakteri ortaya koyduğunu ve esasen Bozkır-Türk inanç sistemi ile hiçbir ilişkisinin olmadığını vurgularlar. Nitekim Türkler, insanın vücuda getirdiği hiçbir eşyayı kendilerine hâkim bir güç yani ilah olarak kabul etmemişlerdir. Ancak eski Türk inancı ile Şamanlık arasında hayret edilecek birtakım benzerlikler olduğu görülür.

"Ölüm olayı ile karşılaşan Türklerin, kendilerine özgü bir takım yas âdetleri vardı. Yüzlerini bıçakla çizme, geride kalan eşlerin saç örgülerini keserek cesetle birlikte mezara koyma, ölenin bindiği atın kuyruğunu kesme, ölenin mezarına bayrak asma, ölü gömme töreni sırasında elbiseleri ve başlıkları ters giyme, giysi olarak karalara bürünme, ata ters binme, ölünün ardından belirli günlerde aş verme, bu yas âdetlerinden bazılarıdır".

Pazırık’ta Rus arkeolog Rudenko tarafından açılan MÖ IV. ve III. yüzyıldan kalma kurganlarda, ölü ile beraber eğerli ve koşumlu olarak atlar da gömülüydü. Gömülen atların kuyrukları, yele ve tırnakları kesilmişti.

Rudenko tarafından açılan MÖ IV. ve III. yüzyıldan kalma kurganlarda Hunlardan birçok eşya ve buzlar içinde binlerce yıl bozulmayan insan ve hayvan ölüleri bulunmuştur. Leningrad Ermitage Müzesi’nde saklanan bu eserler arasında halı, kumaş, renkli keçe, aplike örtüler gibi tekstil işleri, atlı araba ve çeşitli eşyalar vardır. Eski Türk kavimleri inançlarının gereği olarak çeşitli defin merasimleri düzenliyorlardı. Meselâ Çin kaynaklarında Hunların defin törenlerine dair verilen haberler M.Ö. III. yüzyıla aittir. Bu habere göre Hunlar ölülerini tabut içine koyarlardı. Bu tabut iki katlı olup, bunlar iç ve dış tabutlardı. Bu tabutları altın ve gümüş işlemeli kumaş ve kürklerle örterlerdi. Ağaçlar dikilmiş mezarlıkları ve matem elbiseleri yoktu. Ölen beye öteki dünyada hizmet etmesi için ölü ile beraber öldürülenler   yüz, hatta yüzden fazla olurdu.Mezarın yanına ölen kişinin öz geçmişini anlatan, oyularak yazılan abide taş dikilirdi Eğer kağan ölürse eşiyle birlikte gömülürdü. Kağanın cesedinin konulduğu çadırın etrafında yedi defa dolaşılır, sonra bıçak ile alınlarını çizip kan akıtarak ağlarlardı.

Türklerde cesedi normal gömmenin dışında hem yakarak, hem de mumyalayarak gömme âdeti vardı. Hun kurganlarından çıkarılan cesetler hep mumyalanmış vaziyetteydi. Mumyalanmış ceset ahşap bir sandukaya konmakta, yüzü de doğuya çevrilmekteydi. Hanedan üyeleri için yapılan kurganlar genellikle iki odalı olmaktaydı. Odalardan birine ölenin ahşap sanduka içinde cesedi, diğerine de atları ve şahsi eşyaları yerleştirilmekteydi. Şahsi eşyalar arasında elbise, halı, mücevher, kılıç, kımız, koşum takımı, ipekli kumaşlar, kartal pençesi ve geyik dişleri gibi maddeler yer almaktaydı.

 


Kaynakça:

L. N. Gumilev Çinlilerin “Wei-shu” ve “Sui-su” salnamelerine dayanarak güneş kültü, atalar kültü, göğün ruhu kültü, dağ kültü gibi meselelere ayrıntılı olarak açıklık getirmiştir. (L. N. Gumilev; Eski Türkler, (çev. D. Ahsen Batur), II. Baskı, İstanbul 2002, s.2103.)
İbrahim Kafesoğlu; Eski Türk Dini, Ankara 1980, s.42.
Salim Koca; Türk Kültürünün Temelleri, Trabzon 2000, s.166-169.
Bkz., Koca; a.g.e., s.163-166.
İbrahim Kafesoğlu; Türk Milli Kültürü, İstanbul 2000, s.308.; Abdülkadir İnan; Eski Türk Dini Tarihi, İstanbul 1976, s.4.
W. Bartholt; “Türklerde ve Moğollarda Defin Merasimi”, (Çev: A. İnan), Belleten, XI/43, 1947, s.534.; Hyacinth, Sob, sved.V. s. I, 16.
Ünver Günay-Harun Güngör, Türk Din Tarihi, İstanbul 1998, s.117.
M. Eliade, Le Chamanisme et les Techniques Archaique de L’Extase, Paris, Payot 1951.
Tuncer Baykara; Türk Kültür Tarihine Bakışlar, Ankara 2001, s.192.

Hazırlayan: "  Okt. Gazanfer İltar ,Eski Türklerdeki Mezar Kültleri ve Günümüze Yansımaları, KTÜ, Fen Edebiyat Fak.

 

Eski Türklerin ölülerini gömdükleri yerler , mezarlar , ölüm törenleri ve defin sonrası adetleri ile ilgili olarak günümüze pek çok bilgi ve bulgu ulaşmıştır. Ölenlerin genellikle kurgan denilen mezarlara gömüldükleri, bu mezarların etrafına balbal denilen taşlar veya heykeller dizdikleri, hatta mezarların veya kurganların  dört tarafına ölenlerin atlarının derilerini soyup bıraktıkları  belli olmaktadır. Bunlar hakkında madde madde bilgi vermek faydalı olacaktır.

 

BARK:

Bu kelime günümüzde yaşamaktadır. Ev , hane, çoluk çocuk manasına gelmektedir. Barak  ve baraka kelimelerinin bark kelimesinden geldiği düşünülebilir. Bark kelimesinin  çadır ve yurt dan  farklı biçimde yapılmış ev veya mezar anlamına geldiği açıktır. Büyük ihtimallle taşlarla örülmüş, kış aylarında barınmaya daha uygun  taşlarla örülmüş, örtülü yapılara bark dendiği düşünülebilir.

Ölümden sonra yaşama yeniden dönüleceğine inanan ve ölenleri  eşyalarıyla gömen eski Türklerin taş duvarlı veya örtülü kurganlarına  bark demelerini doğal karşılamalıyız.

Kurganların bazılarının çatı örtülü ve taşatan yapıldığı bunlara BARK dendiği , islami dönemde yapılan,  Selçuklu Kümbetlerinin ve Osmanlı Türbe mimarisinin bu barklardan esinlenilerek oluştuğu iddiaları vardır.

Kümbet  ve türbelerin çadır veya yurtlara benzemesi kurganların ağaç veya taştan yapılırken de bu şekle uyması bu iddiaların doğruluğunu güçlendirir.

 

KURGAN :

Tüm orta Asya ve özellikle Aral gölü ile Pamir yaylası arasında kalan geniş bölge Ön-Türk olan Saka Türklerinin yoğun yerleşim ve dolaşım ortamı idi. Bugünkü Kazakistan’ın güney batı bölgelerinde açılmış olan kurganlarda öylesine zengin kıyafetler, takılar ve süsler bulunmuştur ki bu şahane kurganlara kazı bilimciler “Kraliyet kurganları” adını vermekten kendilerini alamamışlardır.

(Kaynak wellings of Eternity, Alberto Siliotti, Barnes & Noble)

At kültürünün Asya kökenli olduğunu biliyoruz. Eskiden yöneticilerin, mezarlarına atlarla birlikte gömülme geleneğini Altay dağlarında içleri açılmış pek çok kurganda buluyoruz.Cennetin Otlakları başlıklı yazısında Natalya Polosmak (Kaynak: National Geographic,Ekim 1994) Rusya, Kazakistan, Cin ve Moğolistan kesim noktasında (Ukok adli tepede) açtığı bir kurgandan söz etmektedir.
Kurganın taşlı üst tepesi açıldığında bir tahta odanın üstünde tüm süsleriyle gömülmüş 6 adet at cesedi ile karşılaştılar. Bu atlar alınlarına vurulmuş tek bir balta darbesi ile kurban edilmişlerdi. Kurban töreninin eski bir Türk adeti olduğunu atın başını tutan kişiye Bas tutkan kişi denilmesinden anlıyoruz.
At ile birlikte gömülme geleneği hem güney Mısır bölgesinde yaşamış olan KUŞ krallarında hem de Etrüsk krallarında görüyoruz. Tahta odada ise, bir tahta tabut içinde, kürklere sarılı altın süsleri ile birlikte buzlar içinde gayet iyi durumda korunmuş bir kadın mumyası vardı. Mumyanın omzunda ve bileğinde dövmeler hala gayet belirgin durumda idi.

 

 


Çinde Bir Taş tepe (Tümülüs)


Kurganlara orta Asya bölgelerinden Çin içlerine kadar rastlanmaktadır. Resimde bir Çin taş tepesi görülüyor. Bu taş tepelerden bazıları açılmış ve içlerinden çok ilginç heykeller çıkmıştır. Fakat hala açılmamış durumda pek çok kurgan bulunmaktadır.
Mumyalama geleneğine ise Ön-Türklerin gittikleri her bölgede rastlıyoruz. Günümüzden 7,000 yıl önce yaşayıp belirli bir kültür düzeyine ulaşmış bir halk ortaya çıkarılmıştır. (Kaynak: Ancient American dergisi, Cilt 6, sayı 39, sayfa 26) Bu halkın Asya kıtasını Amerika kıtasına bağlayan bölgede yaşadığı ve eskimo kültürünü oluşturduğu görüşü mevcuttur. Kültüre isim olarak /Mumya halkı/ adının seçilmesi ölülerini mumyalama adetinde olmalarından dolayıdır. Bu halkın tip olarak uzun çehreli ve Kafkas tipli oluşları onların bu bölgelere batıdan göç ederek geldiklerini gösteriyor.
Yapılan araştırmalara göre 12 aylık bir takvime sahip oldukları, balık ağı imal ettikleri, Astronomi ve anatomi bilgisine sahip olup bu bilgileri pratik hayata uyguladıkları saptanmıştır. Bu derece ileri bilgilerle donanmış bir kültürün mumyalama tekniklerini de geliştirmiş olması pekala mümkündür.
Halen bu mumyalardan arta kalan birkaçı Washington D.C. Smithsonian müzesinde sergilenmektedir.
Çinin kuzey batı bölgesi olan doğu Türkistan Uygur cumhuriyetinde ilginç bir mezar ortaya çıkarılmıştır.

(Kaynak: National Geographic, Mart 1996, Cilt 189, Sayı 3, sayfa 44)

Alnında güneş simgesi bulunan bir erkek mumyasının, sanki yeni gömülmüş gibi saçı ve sakalı dahi yerli yerinde duruyordu. İlginç olan şudur ki yapılan tetkikler mumyanın günümüzden 3,000 yıl önce mezara konmuş olduğudur.

 


Asya’dan Uygur Mumyası


Resimde görülen bu mumya bir şaman kişiye veya önemli bir yöneticiye aitti. Anlındaki güneş simgesi ve ayağında geyik derisinden yapılmış çizmeler onun ata binen bir lider olduğuna işarettirler. O bölgede ortaya çıkarılmış birçok mumya vardır. Bazıları günümüzden 4,000 yıl öncesine aittir. Mezarlarda ayrıca ziraat aletleri de bulunmuş olması bu halkın tarım yapan ileri bir kültüre ait olduklarını gösteriyor.

 

 

Mumyanın Çizmeleri

Resimde mumyanın çizmeleri solda ve halen Asya Türkmen binicilerinin kullandığı çizme sağda görülüyor.

 

 

Resim de yine aynı bölgede bulunmuş bir kadın mumyası görüyoruz. Resmin solunda başında bir tüy halen duruyor. Bu tüyün bir Ön-Türk simgesi olduğunu ve Kızılderili denen Asya kökenli Amerika yerli halkı tarafından güneş simgesi olarak takıldığını gördük. Uygur halkı bu mumyalanmış kadını o derece beğendiler ki kendisine /Kiruran Güzeli/ adını takıp bir de şarkı bestelemişlerdir.


Alaska üzerinden Amerika’ya geçmiş olan Ön-Türk boyları güney Amerika’ya kadar gitmişlerdir. Bugünkü Peru bölgesindeki İnka halkı da mumyalama tekniklerini uyguluyorlardı. Peru’nun Cuzco şehrinde yüksek bir dağlık bölgede bulunmuş olan mumyalanmış kadının başlığı ve kıyafeti çizilmiştir.


Aslına uygun olarak gerçekleştirilmiş olan bu çizimi yukarıdaki resimde görmekteyiz. (Kaynak: National Geographic, Haziran 1996, Cilt 189, Sayı 6, sayfa 73) Kadının başındaki tüylü başlık bir güneş simgesi olmakta ve kadının bir asil yönetici veya şaman olduğuna işaret etmektedir.

Yazan : Doç. Dr. Haluk BERKMEN

 

 

BALBALLAR :

Kırgızca: балбал, UFA: /bɑlbɑl/) Eski Türklerde kişinin anılması için mezarının veya bazıkurganların etrafına dikilen taş'a verilen isimdir. Orta Asya türklerinde, şamanlık dininin geçerliliğini yaygın olarak koruduğu dönemde, ölen savaşçıların kurgan denilen mezarlarının etrafına dikilmiş, savaşçının öldürdüğü düşmanları simgeleyen, genellikle bir taş parçasının üzerine yontulmuş bir elindekılıç, figürlerinden oluşan heykellere verilen ad. Bu taşların sayısının fazlalığı ölen kişinin sağ iken; gücünün, cesaretinin, kahramanlığının da simgesidir. İslam öncesi dönemde yaygın olan balbalları, İslam dinini kabulünden sonra yerini mezar taşlarına bırakmıştır.

Osmanlı ve Selcuklu dönemlerinde dikilmiş mezar taşları İslamiyet öncesi dönemdeki balbaların şekil olarak da benzerleridir. Bu benzerlikler aşağıdaki resimlere dikkatle bakıldığında rahatça gözlemlenebilecektir.

 

 

Ana Kaynak : Doç. Dr. Haluk BERKMEN,

  • Prof. Dr. Erman Artun,Türklerde İslamiyet Öncesi İnanç Sistemleri 
  • L. N. Gumilev Çinlilerin “Wei-shu” ve “Sui-su” salnamelerine dayanarak güneş kültü, atalar kültü, göğün ruhu kültü, dağ kültü gibi meselelere ayrıntılı olarak açıklık getirmiştir. (L. N. Gumilev; Eski Türkler, (çev. D. Ahsen Batur), II. Baskı, İstanbul 2002, s.2103.)
  • İbrahim Kafesoğlu; Eski Türk Dini, Ankara 1980, s.42.
  • Salim Koca; Türk Kültürünün Temelleri, Trabzon 2000, s.166-169.
  • Bkz., Koca; a.g.e., s.163-166.
  • İbrahim Kafesoğlu; Türk Milli Kültürü, İstanbul 2000, s.308.; Abdülkadir İnan; Eski Türk Dini Tarihi, İstanbul 1976, s.4.
  • W. Bartholt; “Türklerde ve Moğollarda Defin Merasimi”, (Çev: A. İnan), Belleten, XI/43, 1947, s.534.; Hyacinth, Sob, sved.V. s. I, 16.
  • Ünver Günay-Harun Güngör, Türk Din Tarihi, İstanbul 1998, s.117.
  • M. Eliade, Le Chamanisme et les Techniques Archaique de L’Extase, Paris, Payot 1951.
  • Tuncer Baykara; Türk Kültür Tarihine Bakışlar, Ankara 2001, s.1
  • Okt. Gazanfer İltar ,Eski Türklerdeki Mezar Kültleri ve Günümüze Yansımaları, KTÜ, Fen Edebiyat Fak.

 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...