MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
Savaşçının Günlüğü
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 14 Ekim 2011 Cuma Beğen 1
Bu Eser 01.12.2013 Tarihinde Haftanın Yazısı Seçilmiştir

Savaşçının Günlüğü, ( Şahamettin Kuzucular)

CARESİZ KALAN KOMUTAN

Düşman etrafı sardı. Dost sandığım birlikler yardıma gelmeyecekler. Erzak birkaç günlük kaldı. Cephane bitmek üzere. Yaralı ve hasta olanlar sağlamlardan daha fazla. Düşman çok kalabalık, sayıca da çok azız. Ve düşman ilerliyor. Ölmek ve zaferden başka  seçenek de kalmadı.

Tüm bunlar gösterir ki, tarihe yazılmamız kısa bir an meselesi. En büyük Zafer için başka engel  kalmadı.


Bu yazıya şu vecize ne de güzel yakışır:

" Timsahın dişlerinden korkan dalgıç derinlerdeki inciye  ulaşamaz"  Sadi Şirazi.



BÜYÜK DENEYİM


" Büyüklük odur ki, hiç kimseye iltifat etmeyeceksin, hiç kimseyi aldatmayacaksın. Memleket için gerçek ülkü neyse onu görecek,o hedefe yürüyeceksin. Herkes senin aleyhinde bulunacaktır. Herkes, seni yolundan çevirmeye çalışacaktır. Önüne sayılamıyacak güçlükler yığacaktır. Kendini büyük değil; küçük, zayıf , vasıtasız, hiç telakki ederek; kimseden yardım gelmeyeceğine inanarak, bu güçlükleri aşacaksın. Ondan sonra da sana büyüksün derlerse; bunu diyenlere de bir gülüp geçeceksin."  M. Kemal Atatürk.


Günümüz insanına büyük tarifi budur. " Toplum dahileri önce ezmeye kalkar, eğer başaramazsa önünde diz çökecektir."



ÇALDIRAN SAVAŞI VE YAVUZ SELİM'İN NUTKU


İran ordusunu aramaktan yorulan Osmanlı ordusu, sonunda isyan edip, tarihin en gaddar hükümdarlarından biri olan Yavuz Sultan Selim'in çadırını taşlamaya bile cesaret edebilmişti. Ordu, dönmek istiyordu. Düşmanı bulup yenmekte kararlı olan Yavuz Selim, çadırından çıkarak askere şöyle dedi:


“Henüz kastettiğimiz yerlere varamadık, düşmanı göremedik, bu yoldan dönmek yoktur, bunu düşünmek dahi hayal bile edilemez. Teessüf ederim ki, Şah’ın emrindekiler  ona can verdikleri halde; biz,  şerîat-ı Ahmediye’ye muhalif olanları yola getirmek için bu serhatlere kadar gelmişken, bir takım gayretsizler, bizi yollarımızdan geri çevirmek ister. Biz ki bu yolumuzdan  katiyen dönmeyeceğiz. Gelenlerle birlikte mahşere dek gideriz. Kalbi zayıf olanlar, ehlü ıyâllerini ( zevki, sefayı ve kadınlarıyla eğlenmeyi ) düşünen o korkaklar  ve  bu yol zahmetini bahane edinenler, dönerse dîn-i mübîn yolundan dönecekler. Bahane, 'düşman yok' ise, düşman daha ileridedir. Erseniz benimle  gelin. YA YOKSA, İLLAKİ TEK GİDERİM ! "


İran'ı bertaraf eden işte bu cesaretti !


YAVUZ SULTAN SELİM.



İSPANYA''NIN FETHİ ( Gemileri Yakmak)


Cebeli Tarık Boğaz'ından İspanya topraklarına çıkarma yapan Tarık Bin Ziyad, ordusu karaya ulaşınca gemileri yaktırmıştı. Artık seçenek tekti ve  orduya şöyle dedi :


"Görüyorsunuz ki, arkamızda deniz, önümüzde Endülüs var. Geri dönüş kalmamıştır. Endülüs'ü fetihten başka çare de yoktur. Eğer kısa zamanda hedefe varamazsak, karşıya cesaret verip, telef olmuş oluruz. Bunun için her şartta,her savaşı kazanmak zorundayız. Biliyorum, ölümden korkmazsınız; fakat hedefimiz ölmek değil, İspanya'yı fethetmektir..."  Tarık Bin Ziyat


Elbetteki  endülüs bu azimle alınmıştır.




BÜYÜK  İSKENDER'İN TESPİTİ


"Fethettiğim ülkeler,yok ettiğim ordular, esir aldığım hükümdarlar, kazandığım savaşlar ve atrafımdakilerin bana olan davranışlarına baktığım zaman kendimi bir Tanrı zannediyorum. Sınırsız gücüm ve zengiliğim gözleri kamaştırır. Hanlar emrime amade, ölsün dersem herkes ölür. Ama insan olduğumu, ama tanrı olmadığımı oturakta anlıyorum.( O zamanlar tuvalet yerine oturak kulllanılırdı) "  Montaıgne ( Denemeler)


Hislerinin aksine İskender gençken öldü. Dünya'yı yenen hünkarı Azrail hemen yendi.

Osmanlı padışahlarının cuma namazlarında ahaliden  şu sözleri duymaları  âdetti " Mağrur olma padışahım, senden büyük Allah vardır! "





PİRUS  ZAFERİ  :


Düşmanlarının son kalıntılarını da imha ederek karargahına dönen komutan Pirus, savaş sonuçlarına dair zaiyat raporlarını ister. Fakat kazanılan zaferin bedeli de çok büyüktür. Bu raporlara göre   bir avuç asker sağ kalmış, dostları, kardeşleri, kuzenleri,silah arkadaşları, pek çok sevdiği insan bu savaşta ölmüştü. Savaş meydanını dolaşıp, dostlarının, askerlerin ve düşmanlarının cesedini bir süre gözledikten sonra  diz çökerek, Tanrıya şöyle bir dua etti:


- Tanrım , bana bir daha  böyle, bir zafer nasip etme!



HANİBAL'IN  İRADESİ


Kartaca'dan bakınca Roma Afrika'nın karşısında, Akdeniz'in diğer kıyısındaydı. Roma'yı fethetmekte kararlı olan Hanibal'ı, Roma'ya götürecek bilinen bir yol yoktu.


Birinci yol: Libya, Cezayir ve Fas'ı katedip Cebeli Tarık Bogazından gemilerle İspanya'ya geçecek, oradan Pireneleri aşıp, İtalya ve Roma'ya varacaktı.

Haritanın bilinmediği vakitte hiç gidilmemiş bu yol, uzayda gezmek gibi akıl almaz bir düştü.

İkinci yol: Akdeniz'i aşarak italya'ya çıkacaktı. Bu yol kısaydı ama aylarca kara savaşı yapmak zorunda kalacak olan büyüklükte bir orduya ve  yetecek, erzak ve mühimmata ve bunları Akdenizden İtalya'ya aşıracak tekniğe ihtiyaç vardı.Üstelik ağır zırhlı Roma birliklerini ancak filleriyle destekli birlikler aşabilecekti.

Bu güzergahı bilen o çağdaki gemiler çok çok elli askeri, ya taşır ya taşımazdı.

Bu yollardan orduyla Avrupa'ya taşınmak hiç denenmiş olamazdı. Onca ordu ve erzak, mühimmat gitmeliydi. Savaş süresinden öte aylar süren yolculuk ve besin derdi vardı. Bunca yük Afrika'dan, Avrupa'ya varmalıydı.


İlk çağda Filleri, onca askeri, mühimmat ve erzakı nakledecek bir teknoloji de yoktu. Ordan  Roma'ya varan orduya tek yol yoktu. Üstelik rakibi  Roma, Dünya tarihinin o güne dek  bilinen  en güçlü devletiydi.



- YA BİR YOL BULMALIYIZ YA BİR YOL YAPMALIYIZ ?


En uzun yolu aşmak  Hasturapal'a düştü.Kardeşi Hasturupal, Kartacadan İspanya'ya , İspanya'dan Roma'ya geçecek Hanibal güneyinde o ise kuzeyinden Roma'ya gelecekti. Binlerce km uzak bu ayrı iki kolda ilerleyen ordular o çağın şartlarında nasıl haberleştiler?


Kısa ama akla ziyan, o en zor seceneği Hanibal üstlenmişti. Dev sallar inşa edip, Akdeniz'i durgun göl gibi  farz ederek filleri bindirdiler. Hanibal, tabiri caizse eğer ordu ve techizatı Kartaca'dan (Tunus) İtalya'ya yüzdürdü. Kimsenin yapmadığı bir şeyi daha yaptı. Denizden taşınarak, İtalya'yı güneyden katederek,  her savaşta üst üste zaferler kazanarak, Roma'yı başkentine hapsetmeyi başardı.


Roma'nın düşmesine artık ramak kalmıştı . Çok az bir destek bile, çok az bir techizat bile belki de yetecekti. Hasturubal gelemedi. Roma'yı düşürmeye mecali kalmamıştı. Roma düşmedi  ama ondan on kere mühim bir çok şeyi başardı. Azmin sonsuz gücüne ölümsüz örnek kaldı ve tarih Hanibal'ın önünde dize geldi.



Beğenmemek ne kolay, başarmak ne zor şeydir. Yazmak ,konuşmak  basit eylemesi ne zordur. Bunları böyle yazdık, dağlar kısa hendekler, denizler göl olsun diye...




Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...