MENÜ
ESA E- DERGİ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
Günün Şiiri: Haftanın Şiiri: Ayın Şiiri: Günün Yazısı: Haftanın Yazısı: Ayın Yazısı:
"Alaçıktan Gökdelene " Romanım Serim Bölümü Toroslar ve Kuzeyleri
Ekleyen : Şahamettin Kuzucular , 06 Ocak 2013 Pazar Beğen 2





Alaçıktan Gökdelene ( Roman'ımdan II. Bölüm )

Alaçıktan Gökdelen'e ( Romanımdan IIII. Bölüm)


Torosların kuzey yanı, yeşillikten birden kopar. Taşı bile yeşil olan Toroslardan geçer geçmez, otlar hemen bomboz olur. Yeşillikten kala kala, birkaç dere dibi kalır. Kimi dere kıyısında servi, söğüt, elma biter. Bir dağın bir boz başında bakarsın bir alıç vardır. Bakarsın bir sulak yerde birkaç iğde boyun büker. Toros’ların yeşil murtu burada karamuk olur. Dağların rengi solmuştur; dağlar ya boz, ya çoraktır. Yeşillikten parça parça bir kaç cılız söğüt kalır. Kimi bayır yüzlerinden pürler, sakal gibi çıkar. Çoğu dağların yamacı köse gibi sakalsızdır.

 

Toroslardan aşar aşmaz engebeler birden düşer. Kol kol olmuş yiğit dağlar artık güneyde kalmıştır. Kuzeyin güdük dağları Toroslara secde eder. Torosların heybetinden korkup diz çökmüş gibidir. Birkaç dik başlı tepesi ondan uzak uzak durur. Torosların ötesinde tepeler tümsek gibidir. Erciyes’le Hasan dağı tümseklerin efesidir. Efelerin eteğinde dağlar cüce cüce durur.

 

Kel kafalı dağlarından duman duman bulut geçer. Bağrı yanık boz göğsüne kimi zaman yağmur düşer. Bu dağların yağmuru az, başı duman duman durur. Yazı sıcak ise sıcak; kışı soğuksa soğuktur. İnsanı da, mevsimi de kalleş gibi davranamaz. Bir güne sıcak görünüp bir güne soğuk duramaz. Buraların havası da, insanı da tek yüzlüdür. İçinde iblis oynayan, dışında melek duramaz. Özü yaban şekli fettan ne ot vardır,  ne de insan. Ya dost olur, ya da düşman.

Buraların doğasında sahteliğe gıda olmaz.  Naylon çiğdem, yapma çiçek bu toprakta yaşayamaz. Yapma çiçek, çakma bebek, sahte şebek kıymet bulmaz. Bu bayırlar dostluğa ve düşmanlığa maske takmaz.  Maske takan suratlara bu bayırlar mesken olmaz. Hiç bir şeyin sahtesine buralardan nema çıkmaz.

 

Bu diyarın toprağı da kendi gibi garibandır. Toprakları; karda apak, bahar vakti kapkaradır.  Toprağa yağmur düşünce; ya killi bir sarı çamur; ya bir kara balçık olur. Çamursa da balçıksa da sıvanmaya meyillidir. Üzerine basanların dizlerini çamur sıvar. Vantuz gibi sıvanması insana illet getirir.

 

Yaz ayında bu topraklar bomboz bir duman kesilir. Yaz ayında bu topraklar, sarı saman rengindedir. Yolları insana hasret, yollar yolcuya hasrettir. Üzerinden kim geçerse ardından koşturup durur. O yüzden de toprağından ya toz yükselir, duman. Bu gariban dolu toprak yükselmeye çok hasrettir. Bu gariban tozlu toprak dost bulmayı özlemiştir.

 

Kuzeyin gülleri bile her baharda nazlı açar. Ağaç kısa, otlar güdük; her çiçek, ufak tefektir. Yağışı az, verimsizdir; renklisi az, bozu çoktur. Mavi göğü saymazsanız, renksiz bir film gibidir. Küçük, cılız derelerde karakılçık balık yaşar. Ağaçsız, kel bayırlarda boz tüylü tavşan dolaşır. Kimi kayalık yerleri kıllı tilkiler tutmuştur. Dağların ıssız yerinden kirli çakal sesi gelir. Ateş gözlü yaban kurdu, dulda dulda, uğrun gezer. Dağların sulak yerinde yaban armutları yaşar. Bu armutlar halde harap, özünde baldan tatlıdır. Süslüye kıymet verenler bu tadtan hiç tatmamıştır. Bu armudun en iyisi gösterişsiz çördüklerdir. Çördüklerin müptelası bu dağların ayısıdır. Ayılar bu çördükleri yaban ele hiç bırakmaz. Bu ayılar yüzünden de kimse bu tadı bulamaz.

 

Boz tepeler, ara sıra kekik ile çok hoş kokar. Kimi kimi yamaçlara boz bulanık keven yürür. Sulaklarda çayır, çimen, ısırganla, gümeç biter. Korunga, arpa, yoncalar güzü görmeden de kurur. Temmuz ayını görmemiş şansı kıt çok çiçek vardır.

 

Güney iki mevsimlikken, kuzeyde dört mevsim yaşar. Ayazı da, sıcağı da mevsimleri gibi nettir.  İnsanı da, mevsimi de ayan beyan besbellidir. Buradaki insanların alacası dışta gezer. Huyu, husu cam gibi ve şeffaf, açık, ortadadır. İnsanları; şeytan gibi bin bir çeşit hüner bilmez. İnsanları kar gibi saf,  su gibi berrak gözükür. İyisi de, kötüsü de meydanda ve ortadadır. Ya iyi, ya da kötüdür; kapkara, ya, bembeyazdır. Yazı güz ile karışmaz; bahar ve kış bes bellidir.

 

 

Feke ile Tufanbeyli arası sık ormanlıktır. Sivri külahlı dağların yamaçları hep çamlıktır. Ardıç ile meşelerin düğün dernek buluştuğu dört bir yanı yem yeşildir. Kızılçamlar ve sedirler bu dağların efesidir. Top serpuşlu kızılçamlar,  sivri külah, geniş etek sedirlerle halay tutar. Derin vadilerden akan çağıl çağıl derelerden neşeli kuş sesi gelir.

 

Bakırdağ’ın yamaçları yeşilden başka renk sevmez.  Maviye alışkın başı, gam ve kederi çok  sevmez. Çam hırkalı gökşin başı farklı renklerden hoşlanmaz. Eteğinde biten otun çiçeğine pek karışmaz. Yaban gülü, dağ lalesi menekşeler özgür açar. 

Tufanbeyli üzerinden Sarız’a koşturan yollar bu aralar pek ıssızdır. Sarız, Göksun ve Feke’nin yollarına çete çökmüş,  yolcuların mallarına haramiler dadanmıştır.  Tahtafırlatan dağının civarı tekin değildir. Ardıçların arasından yol alan bu jandarmalar Bakırdağı eşkıyası izlerinin peşindedir. Avcı kolu düzeninde keşfe giden jandarmalar karşı sırtta geyik yiyen eşkıyayı keşfetmiştir.

 


Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...