MENÜ
DUYURULAR
SON 5 ÜYEMİZ
BEĞENİLENLER
GÖNÜL MECLİSİ
Ekleyen : Seferi (Nurcan Bedir Ören) , 22 Aralık 2016 Perşembe Beğen 5

  Büyük bir heyecanla İsviçre'den yola çıkıp sadece yazı ve şiirlerini tanıdığımız değerli büyüklerimizle tanışmak için Dörtyol'a geldiğimde -o kadar meşguliyeti içinde bile zaman ayırıp-beni otogardan Şehamettin Hoca aldı. 
  Öğretmenevine geldiğimizde saat 9:50'ydi. Kahvaltı salonunda Köksal Cengiz Hoca'yla, Ozan Mizani Taner Karataş'la tanıştık. Ayaküstü, şiirlerinin bana hissettirdiklerinden bahsettim. Benim Seferi olduğumu söyleyince "bir hanım değil, bey bekliyorduk" dediler. Resepsiyon tarafına geçince Celil Çınkır (Delibal) ve yakışıklı oğluyla tanıştık. İlerleyen saatlerde onun da şiirde, babasından geri kalmadığına şahit olacaktık.
  Lobiye geçip gelecek diğer katılımcıları beklemeye başladık. Bu arada Şehamettin Hoca' mızın oğlu Ozan' ın büyük bir saygı ve samimi güleryüzlülüğüyle ağırlandık, bir kez daha "Armut dibine düşermiş." dedik. 
  ilk gelenler, ev sahibi konumunda olan Dörtyol,İskenderun, Payas'tan gelen gruptu. Ali Parlak ve Zeynel Abidin Beyler'le tanıştık. Zeynel Abidin Bey'den Saadet Rıyazeva Hanımefendi'nin değerli selamlarını aldık, kabul ettik. Tayyip Atmaca ile Hece Taşları'ndan bahsettik, fotoğraf sanatçımız ve şairimiz Yasin Mortaş'la da tanışınca, kimin objektifine gülümseyeceğimizi de öğrenmiş olduk. Bu arada Ahmet Süreyya Durna'yla da tanışıp, başarısını tebrik ettik. Odaya, Batman'dan geldiklerini söyleyen küçük bir grup girdi. Hepimizle sırayla el sıkışırken elleri de boş gelmemiş, bize kitap ve broşürler de getirmişlerdi. Elime tutuşturdukları paketleri alırken "Siz...?" dedim, "Ben Şahin Mutlu..." der demez "Şahin Öğretmenim, ben de Seferi... Aman ne güzel oldu, tanıştığımız " şeklinde heyecanla atıldım. Hemen sonra Ecir Demirkıran Bey'le tanışıp, "hiç aksatmadan şiirlerimi okuyup, üstünde düşünen ve yorum yapan sizdiniz demek..." dedim. Ecir Bey " İkinci veya üçüncü şiirinizde sizin Seferi Hanım olduğunuzu anlamıştım, hiç şaşırmadım." dedi. Bu arada kendisini çok merak ettiğim Halil Gürkan Hoca'yla da tanıştık. Celil Çınkır Bey'in hazırladığı Türkmeneli Söz Çıkını kitabından "Hevkere" kelimesini heyecanla gösterip "bu babamın köyünün ismi, anlamını yıllar önce babama sormuştum, burda yazanın aynısını söylemişti, evin önündeki küçük bahçe  demekmiş." dedim.
  Şehamettin Hoca'nın "Hadi yemeğe gidiyoruz, uyarısıyla midibüse bindik, Sultan Sofrası'na gittik. Güler yüzlü, temiz, sıcak bir ortamda ev yemekleri ikram edildi. Genelde yöresel olan tatları denemek istediğimizden Ecir Bey'le birlikte, Tooga Çorbası içtik. Bu arada tarih editörümüz Aytül Kaplan'la (ki kendisiyle kardeşiz) Maksut nâmıyla bilinen can arkadaşım, gönül kardeşim Zeynep Özdemir'i bekliyordum. Onlar da Zeyneb'in oğlu Furkan ve bizim tek erkek kardeşimiz müzik öğretmeni Hikmet'le geliyorlardı. Yemekten sonra tekrar Öğretmenevine döndük. Biraz sonra konferans salonuna geçtik ve tören başladı. 
   Konuşmalar yapıldı, ödüller takdim edildi, bu arada beklediğim kardeşlerim geldi. Törenin ciddiyetini bir kenara bırakıp 24 yıldır görmediğim Zeynep'le gözyaşları içinde sarıldık. Coşa coşa ağlamak isterdim ama toplantımıza daha fazla gölge düşmesin diye yutkunmak zorunda kaldık. Protokolün normalden erken ayrılmasıyla yeni gelen diğer şairlerimizle tanışmaya devam ettik. Şehamettin Hoca'nın Özleşim ve Hatay'la ilgili kitaplarını alabildiğime hâlâ seviniyorum. Ödül alan şiirler okunmaya başlarken, dinlemek için yerlerimize oturduk. Süreyya Bey'in Çanakkale Neresi şiirini dinlerken gözyaşlarımı daha fazla zaptedemedim. Ardından Nihat Malkoç Hoca' nın Sarıkamış Destanı şiirini, Ecir Bey'in güçlü sesi, yorumuyla dinledik, feyz aldık. Halil Gürkan'ın Memleket Üstüne Hayaller şiiriyle de memleketi diyar diyar gezdik. Bu arada Salih Özel (Evrenî) Hocam'la, Çanakkale'den etkinliğe katılan Mustafa Berçin Hoca ve eşi Ayşe Hanım'la tanıştık. Yazılarımız, yorumlarımızla ilgili ayaküstü sohbetlerimiz çok güzeldi. Şehamettin Hoca'nın uyarısıyla midibüslere binip, Dörtyol İlk Kurşun Müzesi'ne gittik.
   Müzede o günlerin izlerini takip ettik. Yurtdışında özgürce dalgalanamayan bayrağımıza özlemimiz tazeyken, işgal döneminden kalma mahzun bayrağımıza içimiz sızlayarak baktık. O zamanki kahraman ecdadımızı temsilen konulan balmumu heykellerden etkilenmemek mümkün değildi. Müze görevlisi genç kardeşlerimiz de bizim heyecanımıza katılarak, sıcak ve candan davranışlarla mihmandarlık yaptılar. Kendilerine teşekkür ediyoruz. 
   Müzeden sonra akşam yemeği için yeniden Sultan Sofrası'na gittik. Öğretmenevine tekrar döndüğümüzde, salonda kendi aramızda şiirli, müzikli bir dinleti yaptık. Afyon Bolvadin'den, ruhumuza gıda sunmak için gelen ûdî büyüğümüz Mustafa Karaer ve kanunî oğlunun müziğine Ecir Bey, sesi ile katıldı. O muhteşem gecenin en muhteşem hallerinden biri, Yusuf Bilge Hocam'ın yanımıza kadar gelip bizimle tanışmasıydı. Benim en büyük ödülüm; bu karşılaşmam ve Hocam'ın iltifatına mazhar olmamdı. O gece biz, üç bayan olarak bulunuyorduk. Bizden de şiir okumamız istendiğinde heyecandan sesimiz titreyerek kalktık. Şiirlerini ve yazılarını okuduğum değerli hocalarımla cisim olarak da tanışmanın güzelliğinden bahsedip, yurtdışında bizim "Yabancı" olarak adlandırıldığımızı, Türkiye'de de "Almancı" diye hakaret gördüğümüzü bundan dolayı her iki tarafta da "Yolcu" olduğumuzu belirttim. Onun için takma ismimin, "Seferî "olduğunu açıkladım. Siteye daha önce gönderdiğim "Basel'de Akşam" şiirimi okudum. Şehamettin Hoca, bir şiir daha istedi. Bu defa, İsviçre'de ikinci el eşya mağazası işlettiğimizi, hayallerle-umutlarla yoğrulmuş eşyaların yarım kalmış hallerinden nasıl etkilendiğimi anlatmaya çalıştım. Gerçek hayatta da mesleğimizin eskicilik olduğunu  söyleyip, "Eskici" şiirimi okudum. Celil Bey'in, şiirlerimin son mısralarına vurgusu ile mutlu oldum. Yusuf Bilge Hocam'ın da iltifatıyla ayaklarım yerden kesildi. Teveccühleri için minnettarım. 
   Maksut kardeşim Zeynep de yine ilâhi aşk konulu bir şiirini "Selam ve Dua İle"yi okudu. Aytül "Ben, daha çok bilimsel makaleler yazıyorum, şiir yarışmasına katılmayı düşünmüyordum, ama son başvuru tarihi uzatılınca ben de bir şiir yazdım, şimdi onu okumak istiyorum." dedi, yarışmaya gönderdiği "Vatanım" şiirini okudu. Bence şiirde de usta olduğunu kanıtlayan bir çalışma olmuştu. Gece programımız bitip, herkes odalarına çekildiğinde Celil Çınkır Bey'le Aytül Hanım tarih sohbetlerine daldılar. Celil Bey'in aşırı özgüvenine hayran kalmamak mümkün değildi. Yaptığı araştırmaları anlatırken karşısındakinin hiçbir şey bilmediğini varsayarak, etraflıca anlatması bilgilerin daha iyi akılda kalmasını sağlıyordu. Yusuf Bilge Hocam'ın da bu sohbete katılmasıyla, daha önce duymadığımız, bir çok yeni şeyler öğrendik. Türklüğün kullandığı yazı sistemleri, sembolleri, dünya dilleriyle Türk dilinin benzeşen yanları ve tamgalarla ilgili doyurucu örnekler veren Yusuf Bilge Hoca, yeni araştırmalara yol gösterecek yeni bilgiler verdi. Bu sohbet, saat (2;00)'ye kadar sürdü. Öğretmenevi lokalinin ışıklarını biz söndürüp, odalarımıza çekildik. 
   Ertesi gün, hazırlanıp kahvaltı salonuna indiğimizde dün gelemeyen başka şair ve yazarlar da gelmişti. Herkes birbirleriyle kırk yıllık tanış gibi konuşuyordu. Tabii ki önceden tanışanlar vardı ama hepimiz bir bütün olmuştuk. Asıl kahvaltı için, Hatay Büyük Şehir Belediye Başkanının davetine icabet etmeye Hidro Tesislerine gittik. Kahvaltı soframızda yöreye ait özel tatlar da vardı. Birlikte oturduğumuz Mustafa Berçin ve eşi Ayşe Hanım'la diğer bir şairimiz ve (?) eşiyle kahvaltı sohbetimiz devam etti. Hangisi kaymak, hangisi tuzlu yoğurt, bal,pekmez, tahin, peynir çeşitlerini yanımızdaki diğer şairimizin (?) eşi bize tanıttı. Kendisiyle tanışmış mıydık, hatırlamasam ayıp olur mu acaba diye "Siz kimsiniz?" diye soramıyordum. Ali Parlak Bey'in takdimleri ve şiir yorumlarıyla, yörenin ozanlarının şiirleriyle gönlümüz de doyarak sofradan kalktık. 
   Birlikte araçlarımıza bindik, Şelaleye doğru hareket ettik. Şelaleye vardığımızda çeşitli hediyelik eşya tezgahlarına -tabiri câizse- daldık. Ayşe Berçin Hanım, Zeynep, Aytül Hocalar, ben Hatay'ın en çok defne sabununu almak ve denemek istiyorduk. Amanos dağlarından çıkarılan siyah taşlardan hediyelik eşya yapılıyormuş, onları görüp kızlarımıza takı aldık. Satıcılara her şeyi soruyor, yöre eşyalarını tanımaya çalışıyorduk. Saf ipekten dokunmuş eşarp ve şalları da inceledik, "Bunu mu, bunu mu alayım, şunun rengi nasıl?" şeklinde konuşmalarımızı Şehamettin Hoca'nın telefonu böldü. Herkes geziyi bitirmiş, araçlara binmiş, bizleri bekliyormuş. Hemen orayı terk edip yokuşu tırmanmaya başladık. Midibüsümüze geldiğimizde "Şair-yazar da olsa kadınız nihayetinde, alış-verişi görünce tutamadık kendimizi kusura bakmayın" şeklinde küçük bir özür dilemeyle yerlerimize oturduk. Biraz önce satıcı genç kızın "Önce koklayın bakın ne hissedeceksiniz diye verdiği sabunu bir de aracın içinde -daha rahat bir ortamda- kokladım. Kahvaltıdan beri sık sık bir araya geldiğimiz şairimiz (?) ve eşi yan tarafta, bana yakın oturuyordu. Sabunu koklayınca -gayri ihtiyârî-ona da uzattım. " Ben biliyorum, burda oturduğumdan..." dedi. "Tavsiye ediyorsunuz yani..." dedim. "Tabii, buraya kadar gelmişsiniz, almanız iyi oldu." dedi. (Daha önce tanışmış mıydık, yanlış bir şey söylemesem bari) diye tedirginliğim devam ediyordu. 
   Habibü'n-Neccar Camii'ne geldik. Girişteki kitabeden itibaren bütün bigi yazılarını okuya okuya bu mübarek zâtı ve Anadolu'nun ilk cami'ini tanımaya çalıştık. Caminin müezzininden de bilgi alıp, eski yazı kitabelerle ilgilenmeye devam ettim. Avludaki kitabede "Ramazan" kelimesini okuyabilmiştim. Müezzinimiz, "Bu caminin Ramazan ayında ibadete açıldığı yazıyormuş." deyince, çocuk gibi sevindim, "Ben gördüm, Ramazan yazısını gördüm..." diye, heyecanımı paylaşmak istedim. Hristiyanlığın ilk kiliselerinden biri olan bu yapı, bir ara Hz. Ömer döneminde, bölge fetholununca camie çevrilmiş. 1400'lü yıllarda Memluk Sultanı Sultan Baybars döneminde şehir, yeniden fetholunca burası "Fetih Camii" olarak yeniden tamir görmüş. O an okumakta zorlandığımız kitabeyi, daha sonra, sakin bir ortamda okuyunca, böyle bir bilgiye yer verildiğini farketmiştim. Giriş kitabesi, daha iyi durumdaydı. Şehamettin Hoca'yla bir olup okumaya çalıştık. Fotoğrafını çekip, onu da başka zaman okumak için bir kenara ayırdım. (Yalnız kaldığımda okudum, Fetih Camii olarak açılışına tarih düşülmüş.)
   Camiden çıkınca, genelde eşiyle birlikte gezdiğimiz şairimiz (?), Şehamettin Hoca'ya "Biz burdan ayrılıyoruz, her şey için çok teşekkürler..." dedi. Ben de yanlarındaydım, benimle de vedalaşacaklardı. Cesaretimi toplayıp -nihayet-sordum: "Hocam...Siz..?" "Ben Mahmut Topbaşlı..." demez mi... Bir çığlık attım, "O siz misiniz?!" , "Evet... O benim!" dedi. "Sizin şiirlerinizi hep okurum, yorum da yazarım. Siz de bana yazarsınız." dedim. "Her şiirinizde yeni şeyler öğrenirim, mutlaka okur, üstünde uzun uzun düşünürüm." dedim. "Teşekkürler... pekii siz..?" dedi. "Ben Seferi..." dedim. Bu defa şaşırma sırası ondaydı: "O siz misiniz?!" dedi. "Ben de sizin şiirlerinizi okur, yorum yazarım." dedi. "Ama ben sizin Seferi Bey olduğunuzu sanıyordum." dedi. Ben de "Dün açıklamıştım, geceki proğramda, siz yok muydunuz?" diye sorunca "Dün biraz rahatsızdım, odada kalmıştım, maalesef" dedi. "Geçmiş olsun" dileklerimle birlikte, "Nerdeyse bütün gün beraberdik, siz, eşiniz... Niye daha önce sormadık" diye hayıflandık. Ee hâliyle... önce tanıştığımıza (gerçekten) memnun olduk, sonra Şehamettin Bey'e telefonumu verip birlikte bir pozumuzu almasını rica ettik, sonra da "geç bulduk, çabuk kaybettik" misali vedalaştık. Bizim bu heyecanlı tanışmamıza şahit olan Ali Parlak ve Zeynel Abidin Beyler'le de ayak üstü, küçük bir sohbetten sonra vedalaştık. Aracımıza bindiğimde, baktım ki  herkes, beni bekliyormuş, yani yine geç kalmışım...
   Uzun bir yolculuktan sonra Sokullu Mehmet Paşa'nın yaptırdığı kervansaraya geldik. Mimar hanımın rehberliğinde kervansarayı tanımaya başladık. Eski hâli-yeni hâli, çarşısı, bahçesi, konferans ve toplantı salonu, 1350 yaşındaki Zeytin ağacı...derken ayakkablarımızı çıkarıp girdiğimiz şark köşesine geldik. Kömbe-çay ikramıyla memnun olduk. Şiirler, şarkılarla dolu bir geceye doğru akıyorduk. 
   Gecemizin yıldızı Köksal Cengiz Hoca'nın birbirinden güzel şiirleriyle mest olduk. Ozan Mizani'miz Taner Karataş'ın Azerbaycanlı gençlerin at üstündeki haykırışlarını duyurduğu kırık havasını coşkuyla dinledik. Gecemiz, ud eşliğinde okunan şiirler, Ecir Bey'in güzel sesinden dinlediğimiz şarkılarla sürerken, yemeklerimiz geldi. Yemekten sonra da çalıp söylemeğe devam ettik. Yusuf Bilge Hoca'nın, geceki konuşmamızda bize verdiği bilgileri toparlayıp yeniden hatırlatmasını dinledik. Celil Bey'in muhteşem hece şiirlerinin yanında, oğlunun da serbest şiirleri bizleri mest etti. Gecenin ilerleyen saatlerinde, Şehamettin Hoca'nın "Hadi Seferi Hanım bir şiir de sizden dinleyelim." isteğiyle Özleşim tarzıyla yazmaya çalıştığım, yarışmaya da katıldığım " Bayrağım" şiirimi okudum. 
   Proğramımız bitip, araçlara bineceğimiz zaman, bizim de veda etme vaktimiz gelmişti. İsviçre'den, ailemle buluşmadan, Dörtyol' a gelmiştim. Ankara'dan, Düziçi'nden de ablam ve kardeşim gelmişler, beni bekliyorlardı. Anne-babamızın, Ahirete intikalinden sonra, altı kardeşin ilk buluşması olacaktı. O sebeple gece kalamayacağımızı bildirip, görebildiğimiz herkesle vedalaşmaya çalıştık. Şehamettin Hoca'ya, bize misafirperverlik gösteren Nursel Hanım'a özellikle teşekkür edip, inşallah bir dahaki etkinlikte de buluşmayı ümid ederek o nezih ortamdan ayrılmak zorunda kaldık. "Hoşçakalın Sitede görüşürüz!" deyip yola çıktık. 
   Bu yazımı yazarken isimlerini yazamadığım şairlerimizden özür diliyorum. Çok uzun bir yazı olduğundan anlata anlata bitiremediğimi fark etmiş olmalısınız. Bu çok güzel (hem yazıyla) iki, (hem rakamla) 2 gün için emeği geçen herkese ne kadar teşekkür etsek azdır. Selam ve muhabbetle...
   
   

Sitedeki yazıların tüm hakları ve sorumluluğu yazı sahiplerine aittir. Yazıların izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur. Aksi davranışlara karşın yasal işlemlere başvurulacaktır.

Yapılan Yorumlar

12 Aralık 2016 Perşembe 17:58:00

Gönül Meclisinin bir vekili olmak benim için iftihardı. Hele biri edip biri tarih öğretmeni biri de müzik öğretmeni üç kardeşin yedinci kardeşi olmak daha büyük bir iftihardı. Amatörce de olsa etkinlikleri kaydedip tekrar tekrar izleme şansı olabilseydi dileklerimizi başını kaşıyacak vakti olmayan hocamıza belki düşüncesizce ben söylemiştim ama Nurcan kardeşimin bu kaydıyla mahcubiyetim azaldı sanki. Lafı keşke biraz daha uzatsaydı,doyamadık, ne dersiniz? Teşekkürler Seferi kardeşim. Hafızan hep güçlü olsun
12 Aralık 2016 Perşembe 22:22:37

Teşekkürler, lafı uzatma korkumdan bir çok şeyi anlatamadım. Ama memnuniyetimi anlatabildiysem ne mutlu bana. Selamlar...

12 Aralık 2016 Perşembe 18:45:22

Gönül dostu Seferi Kardeşim, öncelikle sağlık ve mutluluk dileklerimle sizi tanımaktan onur duyduğumu ifade etmek isterim. Bu güzel yazınızla birlikte fotoğraflardan ve yazılardan oluşan albüm/dosya çalışmamı bitirir bitirmez mail adresinize ulaştırmaya gayret edeceğim. Duâlarda ve güzel haberlerde buluşmak dileğiyle selam ve muhabbet... Hoşça bakın zâtınıza...
12 Aralık 2016 Perşembe 22:24:29

Sizi tanıdığıma ben de çok memnun oldum. Sizinle karşılıklı konuşmalarımız, paylaşımlarımız güzel bir anı oldu. Selamlar, saygılar...

12 Aralık 2016 Perşembe 21:23:07

Herkese selam, saygı ve muhabbetle....çok güzel bir birliktelikti. Büyük ustalarla tanışmak gurur vericiydi. Çok güzel anlatmışsın Seferi kardeşim (gerçekte de kardeşim) unutamadığımız bu güzel 2 (iki) günü yazınla yeniden yaşama fırsatı yakalamış oldum...
12 Aralık 2016 Perşembe 22:26:59

Güzel bir anı oldu, bir araya gelip konuşamıyoruz ama gönüllerimiz bir ne de olsa...

12 Aralık 2016 Cuma 22:35:34

Seferi hocam şimdiye kadar gördüğüm en tatlı şair sizsiniz , şimdilik şiir kitabım için , sanal basın, yerel basın radyo proğramları 31Aralık imza günüm derken çok yoğunum, geniş bir Zaman'da yorumumu yazacağım, beni fazlası ile duygulandırdınız çok teşekkür ederim. Saygıların en büyüğünü yusuf hocamdan sonra size yolluyorum, Ayrıca maksut hocam çok kibar çok olgun biri, utancımdan kendisi ile sohbet bile edemedim. Affımı istirham ediyorum, kendisine burdan selam ve saygılarımı yolluyorum, şimdilik bu kadar, Allah'a emanet olun
12 Aralık 2016 Cumartesi 21:28:22

Hocam yorumunuza daha önce cevap yazamadım, ben de yoğundum. Sayılı gün çabuk geçer, benim de günüm çabuk geçti. Tadı damağımda kalan iznim bitti, döndüm. Sizinle ve diğer büyüklerimle tanıştığım için kendimi şanslı görüyorum. Çok teşekkürler. Selamlar, saygılar...

12 Aralık 2016 Perşembe 12:17:44

Teşekkürler Nurcan Hanım. Uzunca bir yazıyı bize iştaha ile okuttunuz ya... Tebrikler ayrıca... Güzel bir hatırat kaleme almışsınız. Tekrar görüşebilmek umuduyla...
12 Aralık 2016 Perşembe 13:17:26

Hocam bunları sizden duymak çok güzel. Yazabildiysem ne mutlu... Selamlar, saygılar...

Yorum Yaz

Yorum yazmak için üye girişi yapınız...